30 Temmuz 2009 Perşembe

Bu Kadarı da Fazla

Ben İzmir'deyim Elano da Galatasaray'da :)
Bu sıcakta bilgisayar başında oturup yazmak işime gelmiyor. Akşama kadar Elano hakkında yazılar okumak istiyorum.

24 Temmuz 2009 Cuma

Güneşin Oğlu

TV'den Türk filmi izlemek kesilen küfürlerden ve sahnelerden dolayı uygun değil ama bu filmi nedense hiç duymamışım o yüzden rastladığımda izleyeyim dedim. İyiki de izlemişim. Film bir başyapıt değil ama gayet eğlenceli. Benim de filmden beklentim zaten bu. Yani benim kıstasım filmi izledikten sonra geçirdiğim zaman içinde ne kadar haz aldığımdır. Öyle dahiyane bir senaryo, sıradışı bir oyunculuk olması gerekmiyor. Zaten sinema tekniğinden de anlamam.
Bu filmle ilgili beni asıl sevindiren nokta ise şu oldu. Filmin yönetmeni yine bu filmle ortak özellikleri olan "Polis" filminin yönetmeni Onur Ünlü'ymüş. Polis filminden de bu filmden sonraki duygularla ayrılmıştım. .Sinemanın çok abartılmaması gerektiği, sadece bir eğlence aracı olduğu yönündeki açıkllamaları da "Onur Ünlü" ismini güçlü bir referans haline getirmiştir.
Son olarak, Polis filminde "Olur ya" nasıl cuk oturmuşsa, bu filmde de "Kara Sevda" cuk oturmuş.
Özgü Namal'a da kırmızı cuk oturmuş :)
Özetle izleyin, hoşunuza gidecek bence.

Galatasaray 2 - FC Tobol 0

Öncelikle Tobol için bu takım bizim 2. ligde oynayamazi, bunlar topçu mu türünden yorumlarla maçın içine belirli bir süre sıçıldı etrafımdakiler tarafından. Öncelikle bu takım bizim über süper ligdeki takımların yarısından daha iyi pas yapıyor ve gayet de sert top oynuyorlar. İleri üçta biraz zayıf kaldıkları için pozisyon bulamıyorlar.
Arda ve Baros katkılı takım daha güvenli ve becerikli oynadı. Arda'ya tü tü tü Maşallah diyorum. Serdar' a geçmiş olsun iyi bir maç çıkarıyordu bir futboılcu azmanının dirseğiyle oyun dışı kaldı. Bu özgüvenini ve çalışmasını devam ettirirse Sami Yen'de hoparlörden ve tribünlerden ismini duyurması yakındır.
Mustafa Sarp hakkındaki düşüncelerim değişmedi. 18 de bile yer bulmakta zorlanacağını düşünüyorum. Mehmet Topal'ın gelişiyle ortasaha çoooook daha iyi olacaktır. Linderoth'u görmek de güzeldi. Yaşlanmamış fazla :)
Stoper ikilisi Gökhan - Servet olursa hızlı olan her forvet etkili olur bizim takıma karşı. Hakan Balta'nın çok ham olması da bu uyumsuzluğu belirginleştirdi.

2 hafta daha lazım. Her zaman ki gibi sabır :)

23 Temmuz 2009 Perşembe

Rivaldoooooo...



Bu adamın yeri çok ayrı bende, milli maçtaki çirkefliğine bile kızamamıştım. Millette Ronaldo manyaklığı varken ben Rivaldo'yu severdim. Solak oyuncuları her zaman daha çok sevmişimdir zaten. Solak oluşu, aşırtma, frikik golleri, sakin sakin attığı seri çalımlar ve kendinden emin oyun tarzı bu sevginin sebepleri. Rivaldo hayranlığının oluştuğu an ise Rivaldo'nun 2001-2002 sezonunda, Şampiyonler Ligi'nde son maçta Fenerbahçe'ye 90. dakikada attığı gol değil zira o zamanlarda ben zaten Rivaldo manyağıydım.
Bahsettiğim an tahmin edebileceğiniz üzere 2000-2001 sezonunun son maçında Valencia maçında attığı rövaşata golü. Rövaşata golleri zaten muhteşemdir. Bir de bunu sezonun son maçında Şampiyonlar Ligi'ne gidebilmek için kapıştığınız Valencia'ya karşı son dakikada maç 2-2 iken yaparsanız o golün güzelliği katbekat artar. Zaten 2-0 dan 2-2 ye getiren golleri de sen atmışsın bi dur be arkadaş. Ben aslında Barcelona'ya sempati duymam ama Rivaldo sayesinde Barcelona forması almışlığım var 2000 senesinde (korsan ama olsun 14 yaşında orjinal formayı nasıl alayım. Satın alma gücüm olsa da orjinalini nerden bulacam burada :))Bu formayla ilgili en uyuz olduğum şey ise Rivaldo'nun 11 numara giyerken formayı aldığım sene 10 a geçiş yapmasıydı. Çok sinirim bozulmuştu çoook.
Neyse sonra Barcelona bu adamla sözleşmesini feshetti, van Gaal ile yaşadığı sorunlar yüzündenmiş, ve yolu İtalya'daki takımım A.C Milan'a düştü ama ne yazık ki olmadı o kadronun içinde kendine yer bulamadı. Sonra Milan'dan ayrılacağı kesinleşince Galatasaray ile baya bir yazıldı. O zaman fotomaç, fanatik falan alıyorum toyum tabi o zamanlar, okuyup gaza geliyorum. Neyse sonra Olympiakos, AEK derken Özbekistan'a düştü yolu. Gollerini sıralamaya devam ediyor. Her türlü efsane 11'imde yer bulur kendisine.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Tek Sorun ÖSS Olsa...

2009 ÖSS sonuçları geçen hafta açıklandı ve basınımız her sene olduğu gibi aynı sığlıkla sonuçları yorumlamakta. Yani öyle bir noktaya getirdiler ki ÖSS kalksa yerine başka bir sistem gelse, bir anda herkesin kafada bir ampül yanacak, sınav sonuçları da mis gibi olacak. Soruları cevaplanma oranları % 60-70'lere çıkacak. Sorunun kökü sınav sisteminde değil eğitim sisteminde. Yanlış anlaşılmasın sınav sistemini savunduğum yok. Ben de sevmiyorum sınav girişinde ve çıkışında gergin,bezgin,ağlamaklı yüz ifadelerini ama asıl noktayı gözden kaçırmayalım İlköğretimden yüksek öğretime her kademede saçma sapan uygulamalar mevcut. Deli olmadığım için bu sorunları burada irdeleyecek değilim çünkü Arkadaş ortamında ne zaman tartışmaya açılsa elimizde kalıyor bu konu Zaten bu sorunu bir kitap serisi anca paklar ve onu da eğitim bilimcilere bırakıyorum haliyle. Benim tek bildiğim bu sorunun öyle ufak ufak düzenlemelerle halledilemeyeceği. Öğretmen, müfettiş vs eğitim kadrosunun yetiştirilmesinden aile içi eğitime, ders içeriklerinden fiziki yeterliliklere bir çok sorunun olduğu bir konu ancak baştan aşağı bir yapılanmayla yani bir eğitim devrimiyle gerçekleştirilir. Arada bir iki nesil daha yok olacak ama gelecek nesiller kurtulsun bari.

Bu arada benim asıl derdim anti klişe timini göreve çağırmaktı :) Zira bu aralar sıfır çeken sayısı, derece yapanların başarı yolları, en başarılı başarızsız iller vs. sıkça dillendirilmekte güzide gazete ve televizyonlarımızda derken bir de baktım benim yazıda da klişe bol. En iyisi susmak galiba.

17 Temmuz 2009 Cuma

Bez Bebek..


Gelelim son yılların en güzel dizisine demiyorum tabiki :) Aslında çok önemlidir bez bebek benim için. Bobiler.org ile nispeten erken tanışmamı sağlamıştır yukarıdaki çalışma sayesinde. Bu diziden tiksinme duygusunu milyonlarca kişiyle paylaştığıma eminim ve olayı bu kadar güzel anlatan bir başka yazı, resim video vs. bence yok. O yüzden paylaşayım dedim.

Gelelim Bez Bebek'in karşıma çıktığı en münasebetsiz ana. Bir pazar günü halısaha maçımı yapmışım. Planda Premier Lig maçı var. Maç ta maç hani. Manchester United- Liverpool ya da Manchester United - Arsenal maçı. Saat gelmiş. Güzel futbol, bol gol ümidiyle Fox TV'yi, ki bir sene boyunca işkence etmiştir futbolseverlere, açıyorum. Bir duraksama ve o ne lan ! BEZ BEBEEEEEK. Yanlış kanalı açtığımı düşünüp kumandaya üç beş sefer arka arkaya basıp tekrar tekrar bez bebekle karşı karşıya kaldım. Sinir had safhada, bildiğim tüm küfürleri ğeş ğeşe sıraladaığım nadir anlardan biri. Ulan maç varken Bez Bebek ne arouna kone. Maç Fox Sport'taymış. Ulan ben nereden bulayım Fox Sport'u Hayır yerine başka maç koysana kardeşim o zaman. Yediğin küfürleri azalt hiç olmazsa. Ha şimdi Fox'a bu kadar laf ettim de şimdi durum daha mı iyi Spormax ile. O da hayır. Eee o zaman ?. Duydum duydum fakirlerin neyine lan Premier Lig !

16 Temmuz 2009 Perşembe

Arsenal'in Hedefleri Ne ?

Şimdi yukarıdaki adam, mühendis, ekonomi masterı var. Yaptığı işin de iyilerinden. Laf söylemek için oturup iki kere düşünmek lazım. Bugün Ahmet Çakar modundayım ve laflarımı yeme pahasına yazıyorum. Bu Arsenal 5 sene boyunca Premier Lig'i ve Şampiyonlar Ligi'ni kazanamaz. Hoş 5 senedir kazanamıyor ya ikisini de.

Kimilerinin beklentisi Arsenal'in gençlerden kurulu kadrosunun olgunlaştığı zaman ortalığı kasıp kavuracağı. Arsene Wenger kimi satsa vardır bir bildiği deyip sabrediyorlar. Şimdi Adebayor gitti. 20 milyon € kar edilmiş olması bence bir şey ifade etmiyor. Arsenal'in misyonu sadece futbolcu yetiştimek olsa tamam ama kupa kazanıp ortaya somut bir başarı göstergesi koymak zorundalar. Finansal başarı kupalarla bir arada olduğu zaman parlak duruyor çünkü

Adebayor alındığında bu seviyeye çıkacağını açıkçası ben beklemiyordum. Wenger yine parlattı ve sattı. Şimdi Chamakh ismi geçiyor. Gelirse onu da bu seviyeye getireceğinden artık şüphe etmiyorum ama onu da 3 sene sonra satacağına dair ciddi şüphelerim var ve böyle devam ederse Arsenal'in ligin başında şampiyonluk iddiasını kaybetme durumu devam edecek gibi duruyor. Sonrasında da toparlanıp 4.lükteki yerini sağlamlaştıracak ve lig öyle sürüp gidecek. Arada da Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final, yarı final. Mourinho, Guardiola, Ferguson kupaları silip süpürecek ama Arsene Wenger en iyi hoca, Ekol abi adam. Hadi leyn.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Manchester City 'nin Forvet Aşkı

Araplar forvetleri seviyor orayı anladık ta para bok diye etrafa saçmak anlamsız.

2008-2009 sezonu başında takımda bulunan Felipe Caicedo, Benjani, Bojinov, Sturridge, Petrov ve taze Ankaragücü'lü Vassell gibi isimlerin üzerine transfermarkt.de verilerine göre 25 milyon euroya Jo'yu, 45 milyon euroya Robinho'yu, 12 milyon euro'ya Wright Philipps'i almışlar. Petrov ve Wright Phillips 4-4-2 oynandığında kanatlarda yer alabilecek isimler olduğundan onları saymayalım hadi. Elindekileri yetersiz buldun ki doğrudur, bu adamları aldın. Devre arasında Jo'yu beğenmeyip kiralıyorsun, yerine Craig Bellamy denilen adamı 16 milyon euro saçarak alıyorsun. O da tamam Jo tutmadı aceleye Bellamy oldu ancak. Bari bu sene dur arkadaş. Santa Cruz ,Nonda'nın alındığı sene ismi geçmişti ama bize göre pahalıydı, eski hocasına geri dönmüş 22 milyon euroya Tevez de 30 milyona takımda. Vassell ve Sturridge gitmiş. Bojinov ve Benjani'den biri de yollanırsa rotasyonda da Bellamy ve Felipe Caicedo ile yeterli bir forvet hattını oluşturmuşsun da ADEBAYOR ne alaka kardeşim. Robinho, Tevez, Santa Cruz'un üstüne ne yapacaksın. 30 milyon euro da ona. Şu saydığımız isimlerin maliyeti 170 milyon euro. Üstüne bir de yedikleri Bianchi kazığı var. Ben nasıl oynatılacak bu adamlar çok merak ediyorum.

City şu anda baya korkutucu bir takım oldu kadro yapısı itibariyle. Adebayor,Santa Cruz, Tevez ve Barry transferleri olası Bruno Alves ve Terry transferlleri ile halihazırdaki Given, Bridge, Ben Haim, De Jong, Kompany, Micah Richards, Onouha, Elano, Zabaleta, Wright Philiphs gibi ismlerle Şampiyonlar Ligi vizesi alabilir. Tabi öncelikle bu isimlerin gerçekten bir takım oluşturabilmesi gerekiyor. Yoksa petrol de bir yere kadar

14 Temmuz 2009 Salı

Offff...

Lan bir rüya gördüm tüm gün hüznü gitmedi üzerimden. Gerçekte görsem aynı sahneyi demekki geberecem orada. Görmüştüm ya neyse. Hoşlandığınız ya da sevdiğiniz kişiyi, sevgilisiyle görme durumundan bahsediyorum. Aslında eski bir mesele ama nerden aklıma girdi de rüyaya dönüştü orası bilinmez. Boşluktan sanırım ya da bu aralar fazlaca hayal kurmamdan. Rüyada görmekle kalmayıp muhabbet etmek zorunda kaldım, hatta böyle samimi, esprili bir muhabbet geçti, Kahkahalar, şakalaşmalar falan. Sonra bir uyandım amanın. Midem bulanıyor, sinirliyim, uyuyamıyorum, gece hayranlıkla izlediğim yağmur şimdi rahatsız ediyor. Zaten normal kalkma saatimden önce kalkmışım, uykumda var yani. tüm gün mal mal dolandım ortalarda. Resmen piç oldu günüm. Ne güzel gazete alıp, sessiz sakin bir yerde okuyacaktım. Nargile bile içerdim belki. Ders te çalışacaktım güya. Neyse başka zamana artık. Kahve ve müzik iyi gelir umarım.

12 Temmuz 2009 Pazar

Galatasaray 0 - Bayer Leverkusen 1

Zaten her türlü kupa alacakmışız o yüzden önemli değil yenilgi :) Kupadaki maçlar hazırlık maçı da olsa böyle saçmalık olmaz. 1.ye ver kupa kardeşim. Diğerkerine de teşekkür etmek istiyorsan plaket verirsin.

Maça gelince yeni sisteme alışma sürecinin sancılı dönemlerindeyiz. Çok şey beklememek lazım. Defan s özellikle ortasahadaki üçlüyle anlaşamayınca dengesizlikler baş gösterdi. Duran toptan da bomboş kalan Friedrich attı golü. İlk yarıdaki ortasaha Mustafa Sarp, Emre Çolak ve Serkan(Sabri) idi. Bu üçlüden Emre dışındakiler sene içinde maksimum 300 dakika forma bulurlar. O da kupa maçlarında falan. Mustafa Sarp hakkında ne yazıkki bir önyargı oluştu kafamda. Adam Gerrard gibi oynasa yine beğenemeyeceğim. Pas alışverişi çok yavaş. Hep geri oynuyor. Önliberolar basit oynar kabul de arada bir topu al, kendi etrafında dön, yerleşime göre dağıt şu topu. 2. yarı barış girince biraz toparlandı ortasaha. Maçta en göze batan isim Leverkusen'den Renato Augusto ve Eren, Galatasaray'dan da Emre Çolak'tı. Daha önceki maçlarda da dediğimiz gibi sabır lazım. Tobol maçlarıyla sezon başlamış gibi görünüyor ama gerçek sezonun başlamasına daha 1 ay var. Çalışmak lazım.

25 kişilik kadroda kimler olur sorusuna cevap ararsak,

Kaleci: Leo Franco, Orkun(Aykut), Fırat
Defans: Uğur, Sabri (mecburen), Emre Güngör, Emre Aşık, Servet, Gökhan, Hakan Balta, Alparslan
Ortasaha: Mehmet Topal, Mehmet Güven, Linderoth, Barış, Ayhan , Emre Çolak, Transfer
Forvet: Keita, Erhan Şentürk(Özgürcan), Baros, Nonda, Arda, Kewell, Yaser

Serkan Kurtuluş, Cem Sultan, Serdar Eyilik, Murat Akça, Caner Öztel, Emirhan oynayabilecekleri ve oynatılacakları bir kulube gitmeliler.

Volakn Yaman ve Mustafa Sarp ile de yollar ayrılmalı. Arda'nın orta saha oynayabileceğini de hesaba katsak bile ortasahaya bir transfer şart gibi duruyor. Yetenekli genç bir yabancı ortasaha rotasyona dahil edilirse yararlı olur.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Hakettiniz Daum


Denizli maçı sonrası kaybedilen şampiyonluk için "Bu hüsranı haketmemiştik" demiş Daum. Sonuna kadar haketmiştiniz Malum Konya maçındaki olayda "O pozisyonda el yok faul var" deme yüzsüzlüğü gösterdiğiniz için haketmiştiniz. 4-0'lık maçtan sonraki"Hindi" muhabbetlerini de hatırlıyorum. Ama en iyi hatırladığım hindi gibi kabarırken Denizli'deki çimleri öptüğünüz anlar ve yönetim kadrosunun saha içindeki çaresiz turları.

Aslında Daum'un bu sözleri sarfetmesinin nedenini anlıyorum. 81 puan alan takımın başarılı olduğunu düşünüyor. O sene GS ve FB dışındaki takımlar çok yetersizdi. Kurdukları sistemleri başarılı uygulayan takımlar olan GS ve FB diğer takımları rahat rahat yeniyorlardı. O yüzden maksimum 102 puan alabileceğiniz bir ligde iki takım 83 ve 81 puan alarak ligi bitiriyordu Daum o sene başarılıydı ama en başarılı olmak gerekiyor futbolda. Hele hele Üç Büyüklerden biriyseniz.

10 Temmuz 2009 Cuma

Arda Turan Oleeeeyyyyyyy...


Takımın saha içi kaptanıydı zaten. Tescillendi. Yerinin ayrı olduğu cümle aleme gösterildi. İleride olası bir ayrılıkta yeni kaptan da Uğur olmalıdır. İnşallah olacak da. 10 numaranın verilmesine ise pek sevinemedim. Kaldıramayacağından değil, hakkını verir de formanın ama 66 ile efsaneleşse daha güzel olurdu. Yine de Yürüyedur Arda Turan...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Urumçi

Din adına, ırk adına değil insanlık aıdna tepki verilmesi gerekiyor böyle durumlarda. Yanlış anlaşılmasın milliyetçiyimdir ama milletden anladığım ırk değildir. Şimdi biz Türkler doğal olarak tepki veriyoruz. Irkımız, kanımız, üstüne bir de Müslüman toplum. Ooooh tam tepki verilecek durum. Ben son dönemde Filistin'de, Osetya'da, İran'da uygulananlar karşısında ne hissettiysem şu anda da aynı şeyleri hissediyorum. Mümkün olduğunca olayları anlamaya çalışıyorum ama bu olay üstünden bile zıt kutuplara ayrılanları anlayamıyorum. Neyse çok uzayacak yazmaya kalkarsam. Az lafla da anlatmak istediğimi aktaramayacağım.

Sadece Rusya'nın tepkisi manidar olmuş. Olaylar Çin'in içişleriymiş. Toprak bütünlüğü şu bu diye bariz bir şekilde bu zulmü desteklemişler de geçen sene Osetya'daki zulümde benzer şekilde Gürcistan'ın "içişleri" olan bir konuda niye savaşa dahil olmuşlar onu anlayamadım. Oradaki vahşet de buradaki değil mi?İşte bu yüzden nefret ediyorum siyasetten de diplomasiden de.Çin mallarını boykot falan zırvalık aynı İsrail mallarına boykotta olduğu gibi. İnşallah tüm dünya insanlık adına "Van Minuts" der ve tabii "mükemmel" Başbakan'ımız da . Türk ve Müslüman alemin başına böyle olaylar geldiğinde tüm dünyanın sus pus oluşunu da başka bir zaman kısaca değiniriz.

Galatasaray 1 - Wydad Athletic 0

Orkun
Sabri-Gökhan-Servet-Volkan
Barış-Mustafa Sarp-Ayhan
Serdar Eylik-Erhan- Yaser

İlk 11 böyleydi. Maçın başlarında 3 gün öncesine oranla daha sabırlı ve güvenli bir takım vardı.Ayhan'ın ilk 11'de yer bulması bunda büyük bir etken. Yaser maçın adamıydı bana göre. Ataklar hep onun tarafından gelişti.Hızlı ve kuvvetli bir kanat forveti görüntüsü verdi. 30. dakikada Emre Aşık, Emre Çolak ve Uğur oyuna dahil oldular Gökhan, Ayhan ve Sabri'nin yerine. Emre Çolak'ın uzaktan, kalecinin yardımıyla, attığı gol ile de maçı kazandık. İlk maça oranla daha tempolu, daha fazla pozisyon bulan ve daha fazla pozisyon veren bir takım vardı. Özellikle ilk yarım saatte sol kanat çok aksadı. Defansif olarak en önemli sorun rakip takımın 2 kanat oyuncusuyla bindirme yaptığı zaman ki defanstaki denge kayıpları. İleri üçlünün yardım edemediği durumlarda orta sahanın çok iyi alan daraltması lazım. Cumartesi günkü maçta ideale yakın bir kadro gelebilir. Bu sene kampa katılan gençlerden Emre Çolak dışındakilerin kalması zor görünüyor. Zaten sürekli forma giyebilecekleri bir takıma gitmeleri daha yararlı. Bu takımda ışık var arkadaşlar. Biraz sabır.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Pato Evlendi.

Mutlu mesut olsunlar da buradan Pato'ya iki çift laf etmek istiyorum. Mal mısın değerli Pato? 20 yaşındasın. Milan'da futbolcusun. Para bok gibi. Biraz hayatın tadını çıkar 24 - 25 gibi evlenirsin. Anlıyorum, buldun güzel hatunu, futbolcuların erken evlenmesi de iyidir düzen adına ama acele etmişssin. Bu Brezilyalılar gerçi böyleymiş, erken evlenme, boşanma, bir daha evlenme, bol bol çocuk. Neyse banane Brezilyalılardan lan! Kızları hariç tabi :)

7 Temmuz 2009 Salı

Onyewu Milan'da


Forvete Huntelaar mı Fabiano mu derken stopere Onyewu geldi. Defansın ortası yeterince şişti artık. "Beleş" transfer olması sebebiyle çok eleştirilecek bir yanı yok. Onyewu Fenerbahçe, Ajax derken voleyi vurdu Milanla. Kaladze sol beke doğru kayıyor mu acaba? Ya da bir 3 lü defans sürprizi olur mu? Bu baya uzak bir ihtimal ama yine de aklıma geldi işte. Çok FM oynuyorum bu aralar ondandır.

"İzmir'in Kızları Bizde Olsa"

Milliyet okuma nedenlerimden biri Can Dündar Döktürmüş yine. Yazı burada 301'den gümbürtüye gidebilir her an bu yazı sonrasında. Şaka bir yana yazıyı okurken bir cümleyle gülme krizine girdim. Trabzonlular ikincilikte kalma nedenini şu cümleyle açıklamışlar. "İzmir'in kızları bizde olsa, biz de birinci olurduk." Katılmamak elde değil :)

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Zhirkov Chelsea'de

Milan'a ilaç olurdu Zhirkov ama Chelsea kaptı. Berlusconi transfere ihtiyaç yok demiş. Alemlerde parayı çatır çatır ye sonra transfere gerek yok de. Nah yok. Ronaldinho'ya çok güveniyor bu zat anlaşılan.

Chelsea'ye dönersek Ashley Cole'un olduğu takıma bir de Zhirkov eklendi. Önde Zhirkov arkada Cole, sol kanat coşar artık. Yedek olarak alınma ihtimalini düşünmüyorum bile. Eğer olursa öyle bir şey Zhirkov'a yazık.

Dedikodu

Hayat garip. Az önce aile eşrafıyla sohbet ederken konu dedikoduya geldi. Ben çok dedikodu yapıyorsunuz, işiniz gücünüz yok mu, size ne elalemden gibi cümlelerle dedikodudan vazgeçmelerini söyledim. "Benim dedikodu limitim doldu, hadi eyvallah" dedim. Giderkene de ikna ediciliğim artsın diye "günah günah, yanacanız hepiniz" diyerek son vuruşumu yaptım.

Sonra ne mi oldu? Bloglarda gezinmeye başladım ve Lambuja blogunda şöyle bir yazı gördüm. Olur böyle iddialar zaten, pek rastlanmayan bir durum değil de yorumlarda da "Szymkowiak'ın da ayrılış nedeni malum" gibisinden bir cümle görünce dedim adam aniden çekti gitti, futbolu da bıraktı, neymiş bu "malum sebep"? Demez olaydım. Binbir çeşit senaryo doğru da olabilir herhangi biri) ile karşı karşıya kaldım. Yok karısı aldatmış falan filan. Tam yarım saatimi Szymek efendinin özel hayatına adadım. Yarım saat önce es gürle, ondan sonra yarım saat milletin özel hayatını internetten araştır.Çok tutarlıyım değil mi?

5 Temmuz 2009 Pazar

Galatasaray 1 - Al Ahly 0

Hazırlık değil de oyuncu eleme maçları gibi geçiyor bu maçlar. Bu maçta oynayan oyuculardan Servet, Emre Güngör, Barış ve Uğur dışındakiler için kader maçları. Umut verici en önemli gelişme takımın sabırla kısa pas yapmaya çalışması ve mümkün olduğunca az top şişirmesi. Pas trafiği ne kadar hızlanırsa o kadar zevkli bir oyun izleyeceğiz zaten.

Kalede Orkun'a da Aykut'a da iş düşmedi. Defansta Emre Güngör sakatlanmazsa Emre Güngör-Servet defanso yeterli olur. Onları zorlayan Gökhan Zan ve Emre Aşık gibi isimler de olacağı için Servet gitmediği sürece bir stopere gerek yok. Murat Akça ikinci yarı oyuna dahil oldu ve gayet başarılıydı. Sürekli forma giyebileceği bir takıma kiralanması gerekir. Işık var bu adamda. Serkan Kurtuluş da kiraya verilmesi gereken oyunculardan. İleri çıkışları yerinde ama çok çekingen oynuyor topla buluştuğunda. Alparslan Volkan Yaman'ın yerini alır, Volkan Yaman da Antalya'ya geri döner muhtemelen. Bir sol bek bu kadar ağır olamaz arkadaş. Mustafa Sarp yeni Ragıp Başdağ olma yolunda ileliyor. Oyununda Inamoto ve Maldonado esintileri taşıyor. Bursa yakın neyse ki. Mehmet Güven daha sağlam göründü. Yedek olarak tutulabilecek isimlerden. barış her zamanki gibi deli gibi koşuyor nazar değmesin. Emre Çolak'ın sorumluluk alması ve kendine güvenmesi artıları. İleri üçlünün solunda Yaser ortada Erhan sağında Aydın vardı. Genelde soldan gelişti akınlar Yaser'in etkinliği sayesinde. İlk yarının da en iyi ismiydi kendisi. Bencillikten ve Sabrivari şutlarından vazgeçerse daha iyi olacak. Aydın oynuyormuş maçta ben biraz geç farkettim. Dalmışım demekki yoksa kesin süper oynamıştır genç yetenek !!! Erhan sağ kanatta daha etkili oluyor. Ortada fizik eksikliği nedeniyle ezildi. İkinci yarı oyuna dahil olanlardan çok göze batan olmadı. Cem Sultan hareketleriyle tekniğini ve top hakimiyetini belli ediyor. Serdar'ı dikkatle izledim ama 25 dakika da pek birşey yapamadı doğal olarak.

Sonuç olarak önümüzeki maçalra bakıyoruz. Sisteme alşıtıkça ve as kadroya yakın kadroyla sahada yer aldığımızda daha gerçekçi yorumlar yapabileceğiz.

4 Temmuz 2009 Cumartesi

A.C Milan 2009-2010

Kaka sonrası Milan yapılanması nasıl olacak? Bu sorunun cevabını transfer dedikoduları doğrultusunda cevaplamaya çalışalım. Son senelerde değişik versiyonlarıyla 4-3-1-2 oynamaktaydı Milan takımı. Bu sene de bu dizilişle oynayacaktır ve yoğun forvet arayışları gösteriyor ki 2004-2005 sezonundakine benzer bir sistem denenecek. kaka-Crespo-Sheva üçlüsüyle coşan bir forvet hattı, arkasında da taş gibi Pirlo, Gattuso ve Seedorf üçlüsü. ve sağlam bir defans dörlüsü Cafu-Stam-Nesta-Maldini. Şimdi içinizden, çok sağlamdı da bu takım nasıl 3-0 dan maç verdi diyeceksiniz, o yüzyılda bir olur o da bunlara denk geldi işte. Şimdi, şu an itibariyle Milan kadrosu içindekilerden bir 4-3-1-2'ye uygun bir kadro çıkartalım.


Kaleci: Abbiati ve Dida. Al birini vur ötekine. Dida tipik Brezilyalı kaleci. Çok yetenekli ama dengesiz. Abbiati de maç kurtarmaz ama maç ta kaybettirmez. Gönül ister daha iyi bir kaleci olsun ama piyasada iyi kaleciler hep iyi takımlarda ve onlar da doğal olarak bırakmıyor. İdare etmek zorundayız. İlk tercih Abbiati.

Sağ Bek: Zambrotta ve Oddo. İlerleyen yaşları dışında bir problemleri yok. Zambrotta'nın 2 sene o bölgeyi fazlasıyla dolduracağını düşünüyorum. Oddo da tecrübesiyle sağlam bir yedek olur. Olası sakatlıklara karşı Antonini ve Flamini seçenekleri de bulunduğundan bu bölgeye acil bir transfere gerek yok. Ancak Oddo'nun yollanıp, 2 sene sonra Zambrotta'nın yerini doldurabilecek bir sağ bek alınabilir. Tabi öncelikli ihtiyaçlar sol bek, orta saha ve forvet olduğu için bu pek olası görünmüyor.

Sol Bek: Jankulovski ve transfer. Cissokho transferi yattı ve sonrasında ilginç bir şekilde herhangi bir transfer haberi çıkmadı bu mevkiyle ilgili. Jankulovski'nin bu seneki performansı pek iyi değildi. Yaşlanmasına veriyoruz bu performansı. Yine de Jankulovski orta sahada da oynayabildiğinden takımda kalması gerekenlerden. Bu bölgeye alınabilecek en iyi isim ise Yuri Zhirkov. Jankulovski Euro 2004 performansıyla Milan'a transfer olmuştu. Aynı şekilde Euro 2008 performansıyla Zhirkov neden olmasın. Paraya kıyıp alınırsa transferine en sevineceğim adam olur konuşulanlar arasında. İnşallah sol bek ihtiyacı aşikar olan Real Madrid el atmaz bu adama.

Stoper: Nesta, Kaladze, Thiago Silva, Bonera. Sağlam bir Nesta'ya laf söyleyecek biri olduğunu sanmıyorum. Kaladze de benim beğendiğim bir stoper. Nesta ile de iyi bir ikili olduklarını düşünüyorum. Thiago Silva bir maçını bile izlemediğim, izlediysem de hatırlamıyorum, b,r defans. Onun için karar vermek zor. Bonera'nın sözleşmesi 2013' e uzatıldı. Parma'dan genç yetenek olarak alındı hala patlayacak. Sabırla bekliyoruz. Bu sayılanlara ek olarak Favalli opsiyonu da var. Bu seneki stoper sıkıntısında fazla sırıtmadı.Saydığımız üç ismin 30 lu yaşlarında olması ve Bonera'nın form belirsizliği ileriye dönük bir stoper ihtiyacını gösteriyor.

Sağ İç: Gattuso, Ambrosini. İkisi de rakibe basan, hırslı, çalışkan futbolcular. Bu mevki için Gattuso yeter de artar. Ambrosini de onu yedekler.

Ön Libero: Pirlo,... Pirlo'yu anlatmak manasız ama Pirlo yokluğunda ne olacak sorusunun cevabı da şu anda yok. O olmadığı zaman takım dengesini kaybediyor. Pirlo'suz bir Milan düzenini oturtmak şart.

Sol İç: Flamini, Seedorf. Birinin defansif diğerinin ofansif yönü kuvvetli. Rakibe göre tercih edilebilir ikisi de. Seedorf eski dinamizmini gösterse banko Seedorf derim ama yok işte. Dolayısıyla Fliamini defansa yardım etmeyen öndeki üçlünün açığını kapatmak için daha mantıklı bir seçenek gibi duruyor.

Forvet Arkası: Ronaldinho ve transfer. Hernanes ismi geçiyor. Barcelona'nın da ilgilendiği söyleniyor. Cuk olur Milan'a 3 lü ortasahanın sağında veya solunda da oynar. Bonservisi üçe bölünmüş durumdaymış sanırım.burada Bu durum işleri biraz zorlaştırsa da 20-25 arası bir rakama kadroya dahil edilebilir gibi duruyor. Galliani amca Gourcuff'un biraz olsun parlayabileceğini tahmin etseydi şu an bu bölgede bir sıkıntı hissedilmezdi.




Forvet: Pato, Transfer, İnzaghi ve Borriello. Kesin transfer gereken bölge burası. Bu iş Inzaghiyle olmaz. "Inzaghii ofsaaaaytttt" cümlesinden bıkmış durumdayım. Inzaghi'yi gördüğüm anda bayrak kaldıran yan hakem de hemen gözümün önüne geliyor. Adebayor-Pato hayal edemiyorum ama para yeter mi o adama bilmiyorum. Luis Fabiano 2. seçenek ki çok beğendiğim bir forvet. Sevilla'ya gitmesine şaşırmıştım. Şimdi seviye atlama zamanı. Dzeko'yu vermeme konusunda Wolfsburg direncini sürdürürse Fabiano en olası transfer.

Özetle Kaka ve Gourcuff'tan kazanılan 80 milyon euro'yu bir forvet,bir orta saha ve bir sol bek için harcanması gerektiğini düşünüyorum. Bekleyip göreceğiz Milan ne yapacak.

2 Temmuz 2009 Perşembe

F.D.

Bugün kendime aşırı dozda Feridun Düzağaç enjekte ederken, belirli aralıklarla yaparım iyi gelir, şöyle 10 şarkılık bir "Best of Feridun Düzağaç" yapayım dedim. Şarkıları eledim eledim yine de yarısından fazlası kalmış şarkıların. O kadar benimsemişim demek ki şarkları. Biraz daha ince elemeden sonra 20 ye indirebildim. 2 CD halinde piyasaya sürülürse tadından da yenmez bu albüm, bir ömür boyunca çevirir çevirir dinlerim.

CD 1

Adı Sevda
Yüzün
İçimden Şehirler Geçiyor
Lavinia
Aşk Çok Uzak
Aşkın -e Hali
Alev Alev
Cumartesi
Nadas
Yalan


CD 2

F.D
Dipteyim Sondayım Depresyondayım
Hep Uzaklara
Kara Kara
Beni Bırakma
Bir Gün Ölürsem
Deli
Senin İçin
Hazır Cevap
Sokaklarda Evcil

Kader Keita Galatasaray'da


Oh be en sonunda Fildişi Sahili'nden bir oyuncumuz oldu.Trokpa olsun Boka olsun Eboue olsun Aruna olsun çok severim ben bu ülkenin futbolcularını. Keita hızlı, kuvvetli, teknik bir tek son vuruşu eksik ama ona da gerek yok. Sağ kanattan Baros'a ve Kewell'a yollasın topları yeter. Konuşulan 7 milyon euro gibi bir bonservis ücreti ödeneceği.2 sene önce 16 milyon euro değer biçilen ve 28 yaşındaki bir futbolcu için makul bir fiyat tabii ki. Ayrıca Ribery gibi tribünlere seyirci çekeceğini düşünüyorum. Ben de bu transferle birlikte kombine finansmanı için çalışmalarımı hızlandırıyorum. Kredi kartı başvurularıyla tabii ki yoksa nakiti kim kaybetmiş te ben bulayım :) Unutmadan Haldun Üstünel bize Messi'yi getir !!!

Leo Franco Galatasaray'da


Hayırlı uğurlu olur inşallah Leo Franco. Senelik ücret netleşmediği için yorum yapmak erken ama serbest transfer piyasasında alınabilecek 2-3 kaleciden biriydi. Zırt pırt sakatlıklarla bozulmayan sağlam bir dörtlünün arkasında defansı organize eden ve güven veren bir kaleci olur umarım. De Sanctis'in daha iyi bir kaleci olduğunu düşündüğüm için onun kalmasını isterdim ama zayıf takım savunması, ön liberoların, sol bekin hatta sol açığın stoper oynamak zorunda kaldığı bir defans hattı, Sabri ve Meira faktörleri ile heba oldu kendisi. Leo Franco'nun sonu benzemez inşallah. Tafi, Mondi gibi uzun yıllar hizmet eder Galatasaray'a.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

17 Mayıs 2000

İşte Türk futbol tarihinin en önemli günü. Devrimin gerçekleştirildiği gün. UEFA kupası süreci tüm Galatasaraylılar için unutulmayacak anlarla dolu. Herkes kendince anlatır. Benim değinmek istediğim nokta Uefa Kupası'nın kazanılmasının neleri değiştirdiği.Yaşadığım iki ayrı olayla bunu anlatmaya çalışayım.

Ortaokul yılları, Galatasaray'ımın atak ve keyifli bir futbol ile 4 sene üst üste lig şampiyonluğunu ve o zaman çoğu kimsenin (biz dahil) hayal bile edemediği UEFA ve Süper Kupa şampiyonlukları ile geçti. O seneler Kütahya Öğretmenevi benim maç izleme mekanım. Benim gibi devamlı oraya gelen öğretmen amcalar falan var, ufak çapta bir Galatasaray grubu oluşturmuşuz.
Efsanevi Milan maçı sonrası (3-2 lik maç) muhtemelen bir lig maçında "Uefa'da ne yaparız" muhabbeti açıldı. Ben ufak olduğum için pek muhabbete karışmıyorum, uslu uslu dinliyorum.
Muhabbetn en can alıcı yeri de şöyle:

Amca 1 : Kopenhag'a uçak biletinizi alın
Diğerleri : ????
Amca 2 : Anlamadım ne Kopenhag'ı lan.Ne işimiz var?
Amca 1 : Uefa finali orada, şimdiden bilet alın diyorum.

Bu son cümleden sonra bir kahkaha patlaması yaşandı. Ben diğerlerinin gülmesine sinirlendim ama içimden de hassi...ri çektim "hayalperest" amcaya. Ne finali lan kafan mı iyi derdim şu an olsa ya da yok artık Lebron James. Neyse, sonrası malum sırayla Bologna, Dortmund, Mallorca, Leeds, Arsenal ve namağlup Şampiyon Galatasaray.

Şimdi bu olaydan yaklaşık 1 sene sonrası. 2000-2001 sezonu Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final 1. Maçı. Yer Ali Sami Yen. Galatasaray-Real Madrid maçı. Benim yerim yatılı okuduğum lisenin öğrenci yurdu. Radyodan maçı dinliyoruz. İlk yarı 2-0 yeniğiz. Fenerli arkadaş tabii ki dalgasını geçmeye başlamış. Bir yerden sonra o kadar bunaldım ki en sonunda gazı almamın da etkisiyle" alacaz lan bu maçı, 3-2 ya da 4-2 bizim bu maç, nah buraya da yazıyorum" dedim ve çıktım kendi odama geçtim. (çoğu Galatasaraylı'da o inanç vardı o akşam). 2. yarı başladı Ümit, Hasan ve jardel ile 3 ledik, 4.yü de attık ta şerro hakem saymadı. Maç bitti soluğu arkadaşın odada aldım biraz da ben dalgamı geçtim. Yüzümde geniş bir gülümseme ile yatağımın yolunu tuttum.

İşte 1 sene önce Uefa finali iddia eden adama hassi...r çeken çocuk ile 1 sene sonra takımının Real madrid'e karşı 2-0 dan maçı çevireceğini söyleyen çocuk arasındaki farkı yaratan unsur bu tarihi zafer olduğu için 2000 UEFA Kupası bir devrimdir ve başka Avrupa kupaları kazanılsa bile (biraz zor ama) yeri hep özel olacaktır.

1...2...3...

Nasıl giriş yapacağıma uzun uzun düşünürken az kalsın vazgeçecektim bu blog işinden. Alt tarafı aklına geleni yaz işte. Bu cümleden de anlayacağınız üzere sanatsal bir kaygı taşımıyorum zaten o yönde yeteneğim de kısıtlı. Temelde futbola ilişkin yazılar yazarım galiba çünkü günde 3 halısaha maçı yapabilir, 24 saat aralıksız FM oynayabilir, ard arda 4 maç izleyebilirim ama aynı sıklıkta yapmak isteyeceğim başka bir şey yok hayatımda. Arada da çok sıkılırsam, içimi dökerim olur biter. Olmazsa da çekerim fişini blogun :)