Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2010 Cuma

Galatasaray 2 OFK Belgrad 2


Türkiye'de kanser hastalığına yakalananların sayısındaki temel artışın sebebi radyasyon değil yukarıdaki fotoğraftakilerin yanına eklenmiş bir Ayhan Akman'dan oluşan Galatasaray orta sahasıdır. Hepsi iyi yedek ama üçü bir arada bu kadar kötü olan başka bir grup var mıdır bilmiyorum. Yedek kulübesinde bir arada oturtsan, oturma yerlerinde problem çıkar. Ya birbirine en uzak koltuklara otururlar ya da aynı koltuğa. İlk yarıda bir atak sonrası orta saha öyle bir boşluk verdi ki bu nasıl alan paylaşımı bu nasıl yerleşme diye sormadan edemedim. Bu oyunculara 4-3-3 oynatabilen teknik direktör dünyanın en iyi teknik direktörüdür.

Dünün artıları içinde en önemlisi ise Pino'nun ve Kewell'ın umut aşılayan oyunları oldu. Kewell oyun zekasıyla yine çok katkı sağlayacak. Pino için erken ama sinyaller iyi. Son pas zamanlamasının takımla olan uyumla birlikte düzeleceğini düşünüyorum. Bir başka umutlandıran gelişme Mehmet Batdal. Çekingenlikten kaçırdıkları çok önemli değil. Atmaya başlayınca açılır.

Son olarak da futbol şansı denilen şey de bizden yana değil epeydir. Kaleci faktörü de var bu yazdıklarımda ama yine de söyleyeceğim. Young Boys - Fenerbahçe maçında Young Boys 7-8 net pozisyona girdi, Fenerbahçe ise 2 ve maç 2-2 bitti. Dün Beşiktaş maçının 40 dakikasını izledim. İlk yarısında izlediğim kısımlarda Çek takımı 4-5 tane üst üste pozisyon yakaladı ve 1 tane attı, maç 1-1 bitti. Biz dün 6-7 tane pozisyon yakaladık, rakip 2.5 pozisyon yakaladı ve maç 2-2 bitti. Su mu yok arkadaş Florya'da?

Son olarak biz bu takımı geçeriz ama olur da geçemezsek Adnan Polat şimdiden ofisteki malzemelerini toplayabilir.

25 Şubat 2010 Perşembe

Galatasaray 1 Atletico Madrid 2

Suç bende değil. Hakem kötü yönetti, takım kötü oynadı, taraftar kötü (bütünsel performans olarak bakıyorum). Sonuç normal karşılanmalı. Kontrol futbolu ve Türk Takımları konulu bir panele ihtiyaç var. Hakan Şükür az önce Galatasaay'ın kontrollü oynadığını söyledi. Kontrol futbolu dediğimiz şey rakibin ayağına bakıp, 5 pas bile yapamamak mıdır, yoksa kendi pas düzenini kabul ettirerek oyunun temposunu yönlendirmek midir ? Bugün oynadığımız şeyi bir kalıba sokacaksak bu defansif futboldur.

Bu takımın sorunu ortasaha demekten bıktım ama öyle ne yapayım. Olmaz yani mümkün değil. Bu kadar "temiz" oynayan adamlar yan yana olmaz. Topal alıyor hiç risk almıyor, topla kat etme sıfır, atakları yönlendrimede başarısız. Sarp şu son iki maça kadar formayı kapmasını sağlayan özelliğini iki maçtır gösteremiyor.Enerjisini, hırsını ortaya koyamayınca da fazlasıyla sıradan bir futbolcuya dönüşüyor. Orta üçlümüz savunmada alan parselleyemiyor. Hücuma çıkışlarda hiç bir organizasyon yok. Mustafa Sarp'ın ceza alanına girmesi, pozisyon kovalaması güzel ama asıl önemli olan duracağı yeri hem Topal'ın hem Sarp'ın bileek pas yüzdesini arttırması ve pas trafiğini hızlandırması. Defansif kurguyu aksatmadan bunu sağlayabilecek bir ortasaha oyuncusu transfer listesinin ilk sırasında olmalıdır. Elano sakatlandığından ötürü çıktı sanırım. Yerine giren Ayhan'da uzunca bir süredir oynamamanın etkisiyle berbat bir maç çıkardı. Özet olarak orta sahamız süründü bu akşam.

Defansa gelirsek eğer, yediğimiz ilk golün aynısını geçen sene ya biz ya da başka bir Türk takımı yedi. Ama hangi maç, ne zaman hatırlamıyorum. Pozisyon tıpatıp aynıydı ama ona eminim. O pozisyonda Neill anlamsız bir hamle yaptı, tüm defans golden önceki Atletico baskısının getirdiği tedirginlik sonucu uyuyakaldı ve Simao da harika bir plaseyle topu ağlara yolladı. 2. gol yıllar sonra gelen bir döndürmeyin vakasıdır. Ben ağırlığından dolayı yediği çalıma kızmam, ama Servet maç boyu konsantrasyonunu bir türlü sağlayamadı. İki maç dışarıda kalınca performansı bu kadar düşmemeli.

Ama asıl yenilgiyi getirorsen bana göre takımın maça konsantre olamaması. Bu kadar ürkek, çekingen oynanmaz. Hele hele kendi sahanda oynuyorsan birazcık rakibi ısıracaksın. Arda geçen sene Hamburg maçından sonra verdiği röportajda "Golü yedik mi hemen oyundan düşüp paniğe kapılıyoruz, daha karaktrli oynamamız lazım" demişti. geçen seneden değişen bir şey yok. Takım reaksiyon vermiyor ne yazık ki.
Rijkaard uzatmaları düşüneek bir değişiklik yapmadı sanırım. Gerçi orta saha böyle dükülürken 360 dakika uzatma olsa değişiklik lazım bence. Bir de Rijkaard'a birileri Türk futbolcularının psikolojik yapılarının farklılığını anlatması lazım sanki.

Gelelim hakeme. Şimdi ben sinirlenince küfür eden bir insanım. Bugün de kandil, beni o kadar günaha soktu ki sırf bu yüzden bu hakemi yolda görsem sopalarım. Vicente Calderon'da takdir hakları bu kadar atletico lehine kullanılmadı be kardeşim.Bu durumda taraftarın! da payı var ona aşağıda değineceğim. Adamların baskı kurmasına yardım etti hakem. İnce ince işledi. Yardımcısı da penaltı pozisyonunda kremasını ekledi pastayı yemesi de Forlan'a düştü. Yani o pozisyonda bir kişinin, ama olmamak şartıyla, o eli görmemesi mümkün değil. Ne mümkün, bilerek çalmaması. İşte o zaman bu şerefsizliktir, emek çalmadır, düpedüz ... Ben iddia ediyorum Caner, bu arada kendisine yaptığı "amatörlükten" dolayı sevgilerimi yolluyorum, Atletico formasıyla Vicente Calderon'da 2. sarı karttaki hareketin aynısını yapsın , o kart hakemin cebinden çık-a-mazdı. Burada da lobi etkisi mevcut ne yazık ki. Niyet değişmedikçe, hakem sayısını sonsuza götürün limiti yine ibnelik çıkacak.

Ve gelelim benim de zaman zaman içinde yer aldığım gruba yani stattaki taraftara. Maç başında koreografi 10 numara. Ellerine sağlık yayında ve yapımda emeği geçenlerin ama sorun yine aynı. Maçın başı bir taraf ıslık, bir taraf tezahürat. Ortada biri üçlü, biri Cimbombom'um benim. Ahenk sıfır. Bunun yanında ne rakip ne de hakem üzerinde baskı kurabilmek için bir çaba yok. hakem bir ara zart zurt herşeye faul çaldı. Orada stad düdükte bir inleyecek ki adam bir daha düdüğü götüremeyecek eline. Yeni stad ile aşılacak problemler bunlar. Bir de olumlu sonuç çıkaralım, iyi gün taraftarları Kasımpaşa maçına yüklenmeyeceği için rahatça yer buluruz maçta. Ben zaten en rahat biletleri Fener yenilgileri ve Avrupa yenilgileri sonrası buluyorum.

Canları sağolsun diyor, önümüzdeki maçlara bakıyoruz.

19 Şubat 2010 Cuma

Atletico Madrid 1 - Galatasaray 1

Son 4-5 senedir bu kadar temposuz ve yavan bir maç izlemedim. Gerçi iyi oldu bir yandan rahatça maçı takip edebildim.Ertem Şener'in sesi kulaklarımdan gitmemiş durumdaydı ilk yarı bitene kadar. Yoruluyorum onun anlattığı maçları izlerken. Sesi kıssam maçın havasına giremiyorum. Kısmasam deliriyorum. Ondan sonra bir de İlker Yasin - Ermna Toroğlu ikilisi geldi ki anlatılmaz. Türk televizyonları her maçta kendilerini aşıyorlar. Birbirinden farklı özelliklere sahip, tek ortak özelliği başarısızlık olan spiker-yorumcu ikilileri görüyorum her seferde. Bir gün Levent Özçelik - Ömer Üründül bir gün İlker Yasin - Erman Toroğlu. Ya arkadaş hadi spikr zorunluluk ta, yorumcu koyma olsun bitsin. Zaten yorum diye birşey yok ortada. Onların yaptığı muhabbeti millet kendi arasında da yapıyor zaten.

Şimdi aklımda kalanlar.
Maça 0-0 için çıkmış takımımız Caner'in üstün çabasıyla planlarını biraz değiştirmek istedi ama yapılabilecek tek hamle de Caner - Giovani değişikliği olduğu için sahaya pek yansımadı bu istek. Burada ilk defa Rijkaard'a kızdığımı belirteyim. Gaziantep maçında penaltı kaçıran, yerlerde sürünen Nonda'yı oyundan almazken Caner'i şak diye çıkartması tutarlı olmadı. İki maç arasında önem farkı olması bir şeyi değiştirmez. Ha bana göre dün doğruyu yaptı ama ilk yaptığı yanlış sebebiyle bu doğru sıkıntı doğurabilir futbolcuların kafasında. Santos'un Rijkaard tarafından istendiği aşikar. Hocanın topçusu olması Rijkaard gibi güçlü birine kararlarından dolayı zarar vermez ama oyuncunun takımla bütünleşmesine, Türk oyuncular bazında, çok zarar verir ki bundan zaarlı çıkan Galatasaray olur.
Keita bir acayip adam. maçtan maça değil, maç içinde istikrarsız adam. Öyle böyle atı golünü, atınca da kendine geldi. Kanat oyuncularının performansında beklerin de büyük payı olduğundan Sabri gibi deli gibi koşu yapan bir adam ile Keita daha da iyi olacaktır.
Leo Franco dün maçta iyi oynamış, kötü oynamış orası tartışılır. Bana göre normal bir oyundur oynadığı. Ben hala güvenmiyorum, güvenemeyeceğim de. Frikikte hatalı mıdır? 10 kere izledim golü. Belki çok detaylıca izlediğim için yanılıyorum ama hatalı bence Leo. Top gelmeden sağa doğru bir hamlesi var ki bence golün yenmesiinin sebebidir. Ben kapattığı köşeden frikik yiyen kalecileri anlayamıyorum. Çok sert veya çok falsolu gelir anlarım.. Sen köşeni al, öbür köşeye atılan top barajı geçerse, top çok köşeye gitmedikçe, topu çıkarma şansın mevcut. Olur ya topu köşeye yollar, gol olur. Yesen de senin suçun değildir artık o gol.
Arda'nın formu yükseliyor. Bu takımın lideri tartışmasız ama bir tartışmasız konu daha var ki bu takımın oyun kurucusunun Elano olması gerektiği. Dün akşam en mutlu olduğum performans Elano'nun. Neill gayet iyiydi. aguero'nun yatıramayacağ adam yok. Bu yüzden Servet'in hatası çalım yemesi değil, gereksiz risk almasıdır. Temiz oynuyor denir ya, Servet'in öyle oynaması lazım.

Son olarak Lille takımında beğendiğim ve takımımıza da bulaşmasını istediğim öözelliğe de değineyim. Topu karşılayan defans oyuncusunun panik yapmadan, kafayı kaldırarak, kendine ve takım arkadaşlarına güvenerek, kısa pasla, göğüsle veya kafayla arkadaşlarına aktarması. Şişirme diye bir kavramı duymamış gibiydiler son 10 dakikaya kadar ki son 10 dakikada skoru koruma baskısıyla o hareketler normal. Bu sene Fenerbahçe'ye karşı üç adam izledim çok etkili oynayan. Eden Hazard, Miroslav Stoch ve İbrahim Üzülmez. Fenerbahçe sorunu burada aramalı. Sürekli bindiren hızlı üç adam.

18 Aralık 2009 Cuma

Uefa 3. Tur Kura Çekimi

Yarın rakibimiz belli oluyor. Muhtemel rakipler şunlar:

Rubin Kazani Liverpool, Atletico Madrid, Standard Liege, Fulham, Hertha Berlin, Athletic Bilbao, FC Kopenhag, Club Brugge, Ajax, Lille, Hamburg, Villareal, Twente, Everton

Tercih yapacak olsam ilk üç olarak Club Brugge, Ajax, Hertha Berlin derim. Kopenhag da olabilir ama şimdi Şubat'ta Danimarka'da maç yapmaya hiç gerek yok.
İstemediklerim de Liverpool, Hamburg ve Everton.

Bekleyip göreceğiz.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Galatasaray 5 - Levadia Tallinn 0

Sezonu açtık Levadia maçıyla. Yeni Açık üst'e 3 yıl aradan soınra gittim. Eski açıkta giriş çıkışlar daha rahatmış acı bir tecrübeyle bunu öğrenmiş bulunduk. 1.5 saatte stada girebildik, dolayısıyla ilk gol kaçtı daha önemlisi War Chant ve atkı şovu kaçtı. Neyse güç bela stada girdik de, girdiğimizde de her yer, merdiven boşlukları dahil, doluydu. Bunun iki nedeni olabilir.
Ya fazla bilet basılmıştır ki bu pek mümkün değil, ya da görevlerini layıkıyla yerine getirdiğinden zerre şüphe duymadığım, aldıkları paralar analarınun ak sütü gibi helal (bunlar şaka tabii ki), tam donanımlı (jop, biber gazı, kask vs.) polislerimiz ve stad görevliileri içeriye beleşe adam sokmaktadırlar ki bu daha kuvvetli bir ihtimal. Şimdi buradan polis eğitimi ve polis profili ve polislik mesleği hakkında destan yazılır ama olmaz. Bir fişlenirsek iflah olmayız. Ooooo uğraş dur daha sonra. Maça geçelim bari.
Öncelikle tribünü irdelersem, Yeni Açık'ta maç izlemesine izleniyor da, tribün coşkusunu tam anlamıyla yaşamak imkansız. Eski Açık'taki enerji ve uyumun zerresi yok, en azından benim bulunduğum yerde yoktu. Ama Eski Açık ve Kapalı'nın performansı gayet iyiydi. Takımın performansı tribünlere de yansımış ama tam anlamıyla cehennem havası için takım gibi tribünlere de zaman ve sabır lazım. Ben ağır ve arabesk tezahüratları pek sevmem ama Nevizade Geceleri bir başka söyleniyor. Sonları daha hızlı ve coşkuyla söylenirse tam olacak. Ahmet Çakar da tezahüratlardan nasibini fazlasıyla aldı. En sevindiğim şey ise şu "lalalalalalaylaylay saldır Galaaaaatasaraaaaaaay" tezahüratının nadir yapılmış olması. Geçen senelerde baya uzun sürüyordu bu tezahürat ve baygınlık geçirmemize neden oluyordu.
Takıma gelirsek. Defansta Sabri'nin kademe hataları ve oyunu yavaşlatması Uğur'un önünü açıyor. İnşallah da açar. Orta saha yeterince hızlı oynayamıyor. Pas trafiğinde bazen bir kanatta 7-8 oyuncu birikiyor. Oyun orada sıkışmaya başladığında oyunu rahatlatacak çapraz kısa ve uzun pasları yapamıyoruz. Elano o noktada takıma çok katkı sağlayacaktır. Dün de pek isabetli olmasa da bu pasları attığını gördük. İleride çok daha yüzdeli atacaktır bu pasları o tekniğe ve oyun görüşüne sahip zaten. Baros ve Keita yavaş yavaş ritmini buluyor. Keita daki bu hırs devam ettikçe bu adam çok iş yapar. Baros gibi bir yeniden doğuş ta Keita'dan gelecek bu sene. Aydın hakkında istikrarsız yazmaktan bıktım. Onun yüzünden yazılan yazılar da istikrarsız oluyor. Kewell her türlü oynar bu takımda. Arda her zamanki Arda anlatmaya gerek yok.
İyi bir defansif kurguya sahip Kayserispor karşısında bizim çilingirlere büyük görev düşüyor. Kazasız belasız seriye devam etmek ümidiyle. Bu iş olacak.

7 Ağustos 2009 Cuma

UEFA Avrupa Ligi Play-Off Eşleşmeleri

Galatasaray - Levadia Talinn

Hiçbir maçını izlemedim bu takımın. "Şampiyonlar" elemesinin 2. eleme turunda son iki senenin Polonya şampiyonu Wisla Krakow'u elemişler. 3. eleme turunda ise Macaristan şampiyonu Debrecen'e iki maçta da 1-0 yenilerek elenmişler. Bir önceki senenin Şampiyonlar Ligi öneleme 1. turunda ise Drogheda United'a elenmişler. Estonya takımı olması ve Avrupa'da oynadığı maçların az gollü geçmesi savunma ağırlıklı bir takım oldukları izlenimini veriyor. Bekleyip göreceğiz ama isterlerse 0-0-0 oynasınlar tur yine de bizim.

Trabzonspor Toulouse
Shakthar Donetsk - Sivasspor
Sion - Fenerbahçe

Tüm eşleşmeler burada