Tarih olmuş 23 Haziran 2011 ve ben çok seyrek uğradığım bloguma can sıkıntısından da olsa geri dönmüş bulunmaktayım. Dönüş yazısında "Ne değişti 16 Ocak'tan bu yana?" sorusuna cevap arayacağım.
1. Genel çerçevede bir şey değişmedi. Sadece zaman geçirme aracı olarak okul yerine iş denilen boktan bir şeyi kullanıyorum. Çok şükür tabi halimize de bu çalışma denilen eylemin boktan olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
2. Okulun bitmesi üç senelik bu çileeee bitsin artık bu seneeee tezahüratının gerçeğe dönüşmesi anlamına gelse de kaydadeğer bir mutluluk artışı getirmedi. Sırtımdan bir yük kalktı sadece ve zaten mutlu olmamamın nedeni de bu yüksek lisans eğitiminin yüke dönüşmesi.
3. Tüm bu bıkkınlığa rağmen akademisyenliğin hala en özgür çalışma şekli olduğunu düşünüyorum ama benim için ulaşılamaz bir hedef şu anda.
4. İş hayatı garip bir şey. Arkadaşlarım boktan olduğunu söylüyorlardı da içine girmeden tam anlamıyla kavrayamıyorsunuz. Servise doğru yürürken 129T'nin en arka sırasındaki sağ köşedeki adamın hep aynı kişi olmasını anlamlandırmak başta zor olabiliyor. Aslında bu duyguyu Hadımköy'e staja giderken sabah ezanı ile bindiğim otobüste de yaşamıştım. Herkesin her gün aynı yere oturma zorunluluğu olmayıp ta herkesin her gün aynı yere oturduğu belediye otobüsü. Bu arada sevdiğin işi yaparsan mutlu olursun diyenlere de bir çift lafım var ama ağzımı bozmak istemiyorum.
5. Haftada 168 saat var. Yaklaşık olarak 40'ı çalışmaya, 50'si uyumaya, 10'u seyahat etmeye, 15'i yemek ve günlük ihtiyaçlara gidiyor. Geriye 50 saat civarı bir süre kalıyor kl bunun da 20'sini facebook, twitter, blogger vb. gibi sitelere harcadığımı düşünürsek geriye anlamı 30 saatim kalıyor. Bu 30 saatte ne yaptığımı ben de bilmiyorum. Bu saatleri anlamlandıracak bir şeyler bulmam lazım.
6. Aşk-meşk. Bkz: 1. madde ilk cümle.
Öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öylesine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Haziran 2011 Perşembe
13 Ağustos 2010 Cuma
Başlıyor !
Vallahi spordan başka bir zevkim yok. Çok değiştirmeye çalıştım ama yok olmuyor. Film izlerim ama çok kaptıramam kendimi. Bilgisayar oyunlarından sporla alakalı olmayanları da oynamıyorum. Herhangi bir müzik enstrümanı çalamıyorum ve ilgi de duymuyorum. Yıllardır bu böyle. Öküzlük mü bu diye de düşünmeden edemiyorum ama ne yapayım içimden gelmiyor arkadaş. Ufakken de en önemli oyuncağım futbol topuydu. Araba, silah gibi oyuncaklar hiçbir zaman ilgimi çekmedi. Sabah top oynamaya bir çıkardık arkadaşlarla akşam eve zor sokarlardı. Sıkılmazdım hiç, şimdi de sıkılmıyorum. Geçen Ramazan Bayramı tatilinde 7 günde 6 halı saha maçı yaptım. Halı saha maçı var deyince biri reddemiyorum. Yorgun olduğumu bile bile ağzımdan istemsiz bir şekilde "gelirim" çıkıyor. Aynı şekilde öğlen yemek yemeyip ya da otobüse binmeyip artırdığım paralarla top, futbolcu kartı, spor gazetesi veya dergisi almışlığım da çok.
Nereye bağlayacağım yukarıda anlattıklarımı. Tabii ki liglerin başlamasına. Türkiye ve İngiltere ligleri bu hafta başlıyor. Her ne kadar Galatasaray'ımız transferde gecikse de umut dolu bir sezona daha başlıyoruz. Güzel futbol temelinde başarılı bir sezon geçiririz inşallah.
Oleeeeeeeeey oley oley oley, Şampiyon Cimbombooooooooooom.
Nereye bağlayacağım yukarıda anlattıklarımı. Tabii ki liglerin başlamasına. Türkiye ve İngiltere ligleri bu hafta başlıyor. Her ne kadar Galatasaray'ımız transferde gecikse de umut dolu bir sezona daha başlıyoruz. Güzel futbol temelinde başarılı bir sezon geçiririz inşallah.
Oleeeeeeeeey oley oley oley, Şampiyon Cimbombooooooooooom.
10 Ağustos 2010 Salı
Yersen !
Şu boşlukta siyasi miting bile izler hale geldim.
Tarih: 05/08/2010
Yer: Aydın.
Başbakan, "Adnan Menderes" temalı konuşmasıyla beni ve muhtemelen milyonlarca kişiyi Bülent Arınç'tan bile fazla ağlatma başarısı gösterdi.
Tarih: 10/08/2010
Yer: Trabzon
Başbakan bu sefer ahlak dersiyle karşımızda. Kaset skandalı ile ilgili eş aldatmanın ahlaksız kişiler tarafından yapılan aşağılık bir tutum olduğunu söyledi ki bence de öyle. O yüzden "Helal olsun, yürü be!" diyecekken aklıma Aydın mitingi ve merhum Adnan Menderes geldi de sustum. Benim utandığım kadar konuşmacı da utandı mı acaba?
Sömür bakalım sömür.
Tarih: 05/08/2010
Yer: Aydın.
Başbakan, "Adnan Menderes" temalı konuşmasıyla beni ve muhtemelen milyonlarca kişiyi Bülent Arınç'tan bile fazla ağlatma başarısı gösterdi.
Tarih: 10/08/2010
Yer: Trabzon
Başbakan bu sefer ahlak dersiyle karşımızda. Kaset skandalı ile ilgili eş aldatmanın ahlaksız kişiler tarafından yapılan aşağılık bir tutum olduğunu söyledi ki bence de öyle. O yüzden "Helal olsun, yürü be!" diyecekken aklıma Aydın mitingi ve merhum Adnan Menderes geldi de sustum. Benim utandığım kadar konuşmacı da utandı mı acaba?
Sömür bakalım sömür.
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Srebrenica ve Bosna Hersek
Hatırladığım ana haber bültenlerinden kalan katliam görüntüleri. Ne bu katliam hakkında ne de genel savaş hakkında şu ana kadar bir satır bile okumadım. 15. yılında okumaya başlıyorum. Mümkün olduğunca objektif kaynaklar bulmak ümidiyle tabii. Bu arada Lorik Cana tranferiyle c lerin Arnavutça'da "ts" diye okunduğu yayıldı. Bu da "Srebrenitsa" diye okunduğuna göre doğru olsa gerek diyerek konuyu futbola da bağlar ve giderim.
11 Temmuz 2010 Pazar
2010 KPSS - İzlenimler
* Şimdi bu sınavın en bütük katkısı Jean - Claude Trichet adlı kişinin Avrupa Merkez Bankası Başkanı olduğunu ve Osmanlı Devleti'nde resmi tarih yazarlığı ünvanının vak'anüvis olduğunu öğrenmem. Hadi vak'anüvisi geçtim de Jean - Claude Trichet ne lan ?
* Eğer kamuda çalışacak mühendisler için bu matematik yeteneğini yeterli görüyorlarsa ben bir şey demiyorum. Standart sınav yapacağım diye sınavın ölçme yeteneğini düşürmeye gerek yok.
* Bir de arada böyle kitle sınavlarına girmek güzel oluyormuş. Alıştırma oluyor. Liseden kalma onu ne yaptın, bunu ne yaptın muhabbetlerini yapma fırsatı buluyorsunuz.
* Sınavın öğetmenler için daha fazla önem taşıdığı açık. Öğretmen arkadaşlarım da yusuflama hissedilirken, diğerleri olduğu kadar havasındaydı.
* Son olarak da 2 saat soru çözdükten sonra ara vermeden İngilizce sourlarını dayayan zihniyeti de kınıyorum. Okunmuyor arkadaşım o paragraflar o kafayla. 10 dakika ara versen incilerin mi dökülecek.
* Eğer kamuda çalışacak mühendisler için bu matematik yeteneğini yeterli görüyorlarsa ben bir şey demiyorum. Standart sınav yapacağım diye sınavın ölçme yeteneğini düşürmeye gerek yok.
* Bir de arada böyle kitle sınavlarına girmek güzel oluyormuş. Alıştırma oluyor. Liseden kalma onu ne yaptın, bunu ne yaptın muhabbetlerini yapma fırsatı buluyorsunuz.
* Sınavın öğetmenler için daha fazla önem taşıdığı açık. Öğretmen arkadaşlarım da yusuflama hissedilirken, diğerleri olduğu kadar havasındaydı.
* Son olarak da 2 saat soru çözdükten sonra ara vermeden İngilizce sourlarını dayayan zihniyeti de kınıyorum. Okunmuyor arkadaşım o paragraflar o kafayla. 10 dakika ara versen incilerin mi dökülecek.
3 Mayıs 2010 Pazartesi
Karışık
Mutlu olmak için nelere sahip olmanız gerekir? Çok değişken var ama olmazsa olmazları sayayım. Para, zaman, sağlık, sevgi ve bunların getirdiği özgürlük hissi. Birinin eksikliği bile mutlu hissetmemizi engeller. Tamamlayıcı unsurlar yani. İnsanın en mutlu yıllarının genelde üniversite hayatını kapsaması da bundan.Benim de öyleydi. Çok olmasa da yetecek kadar para aileden geliyor, yetmezse kredi kartı var zaten(kapı kapı dolaşıyorlardı bankacılar 3-4 sene önce). Zaman istemediğin kadar vardı, şöyle ki mal gibi günde 6-7 saat PES ya da FM oynayıp hala gezmeye tozmaya boş zamanım oluyordu. Sağlık desen, çok şükür dirençli bir bünyem var, pek hastalık uğramadı. Sevgi, aşk olmasa da aile, akraba, arkadaş derken sevenlerim vardı ya da öyle olduğunu sanıyordum ve tabii ki gelecek kaygısı denilen şey yoktu. Özgürdüm yani. Boşvermişik havasında olmasa da takılıyordum kendimce.
Şimdi ise bunların hiçbiri yok. Çok düşünmeden bir yol seçtim, ilk ve tek başvurumda, olursa olur tadında bir başvuruydu, kabul aldığım yerde master yapıyorum ya da yapmaya çalışıyorum, okulumu uzattım, çalışmam gerek seneleden 2 sene çaldım, bir öğrenim kredisi daha alıyorum borç yiğidin kamçısı zaten, seneye ilk dönem yine sürünme ihtimalim var sınıflarda, zaman hiç yok, zaman olsa para yok, zaman olsa para da olsa heves yok, bu böyle gider işte. Aşk, lafını bile açmıyorum :) Havalar kötüyken, bu duygularım açığa çıkmıyor da, havalar şimdiki gibi şahaneyken depresif bir hale bürünüyorum. Neyse sağlığım yine iyi çok şükür. O da yeter zaten !!!
Neyse enseyi daha fazla karartmayalım, bu güzel havaların beni mahvetmesine izin vermeden, çalışmam gereken konulara geri döneyim. Askerdekiler gibi şafak saymaya başlıyorum artık. Şafak 44.
Şimdi ise bunların hiçbiri yok. Çok düşünmeden bir yol seçtim, ilk ve tek başvurumda, olursa olur tadında bir başvuruydu, kabul aldığım yerde master yapıyorum ya da yapmaya çalışıyorum, okulumu uzattım, çalışmam gerek seneleden 2 sene çaldım, bir öğrenim kredisi daha alıyorum borç yiğidin kamçısı zaten, seneye ilk dönem yine sürünme ihtimalim var sınıflarda, zaman hiç yok, zaman olsa para yok, zaman olsa para da olsa heves yok, bu böyle gider işte. Aşk, lafını bile açmıyorum :) Havalar kötüyken, bu duygularım açığa çıkmıyor da, havalar şimdiki gibi şahaneyken depresif bir hale bürünüyorum. Neyse sağlığım yine iyi çok şükür. O da yeter zaten !!!
Neyse enseyi daha fazla karartmayalım, bu güzel havaların beni mahvetmesine izin vermeden, çalışmam gereken konulara geri döneyim. Askerdekiler gibi şafak saymaya başlıyorum artık. Şafak 44.
18 Şubat 2010 Perşembe
Bıktım Artık !
Bugünün gazete manşetlerinden seçmeler aşağıda. Bulabildiklerim bunlar.Diğerleri de aşağıda görülen iki biçimden birinde olacaktır. Herkes istediği gibi veriyor haberi. Herkes kendi hukukçusunu bulmuş (prof. olması tercih sebebi) CMK'nın bilmemkaçıncı maddesinden alıntılar yapıyor. Herkes birbirini suç işlemekle suçluyor. Herkes kendi tıkırına bakıyor. Ben ise hepsinden iğrenmekle meşgulum. Hangi siyaset yazarını okusam 3. cümlede bir mide bulantısı başlıyor. Böyle olunca "şimdiki gençler apolitik yeaaa" oluyor ama sizin politika anlayışınız buysa ben apolitik kalmak istiyorum. Yanlış anlamayın, seçimlere katılarak, üstün demokrasimizin gereğini yapmak için, hiç bir aşamasında adaylıklarına karar veremediğim milletvekili adaylarından oyumu esirgemem tabi. Vatandaşlık görevidir sonuçta ama benim tercihim bundan sonra boş partidir. Hiç olmazsa konuşup kafamı ütülemiyorlar. "Şut çekmeyince gol kaçırma da olmuyor" diyordu ya Güvenspor teknik direktörü, onun gibi işte.Konuşmayınca saçmalamıyorlar. Aman ya akşama Cimbom'umun maçı var yemişim birbirini yemeye çalışan yiyicileri. Avrupa Fatihi geliyor açılın ulaaaaaaan.
Birgün - Yargıda Kılıçlar Çekildi
Bugün - Yargı Darbesi
Cumhuriyet - Yargıda Deprem
Güneş - Ortalık Karıştı
Hürriyet - 21.15 Depremi
Radikal - Yargı Yargının Kurdu
Sabah - Çifte Gözdağı
Yeniçağ - Kıyamet Koptu
Zaman - "Hukuka darbe kabul edilemez. Yargı reformu kaçınılmaz oldu." (Adalet Bakanı'nın sözleri)
Birgün - Yargıda Kılıçlar Çekildi
Bugün - Yargı Darbesi
Cumhuriyet - Yargıda Deprem
Güneş - Ortalık Karıştı
Hürriyet - 21.15 Depremi
Radikal - Yargı Yargının Kurdu
Sabah - Çifte Gözdağı
Yeniçağ - Kıyamet Koptu
Zaman - "Hukuka darbe kabul edilemez. Yargı reformu kaçınılmaz oldu." (Adalet Bakanı'nın sözleri)
4 Şubat 2010 Perşembe
Yeni Futbol Kuralları İstiyorum
Jo da sakatlanınca artık bu isteğimin daha haklı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle, sadece dünkü maçla alakası yok bu isteğimin. Genel olarak TSL ve Bank Asya Ligi maçları sonucu ortaya çıkan bir istek. Peki nasıl kurallar?. Tabii ki yeni bir futbol ekolü yaratabileceğimiz kurallar. Boks-karate-güreş gibi sporlardan da ilham alarak oluşturacağımız bu ekol büyük ilgi görecektir ve hatta yeni bir spor dalı olarak tüm dünyada benimsecektir. Çünkü modern futboldaki kart uygulaması bizim futbol ekolümüz için büyük engel.Onun için yeni ekol oluşturma hayalim suya düşüyor ama yeni bir spor dalı olarak sevilebilir bu yeni oyunumuz.
Kurallar basit ve aslında futboldaki kuralların biraz evrilmiş hali. Futboldaki kurallardan farklı olarak tekme, çekme, itme, yumruk gibi futbolu daha da güzelleştiren hareketler, taammüden adam öldürme amacı yoksa, serbest.Yasalarda uygun değişikliler yapılırsa bu ibareye de gerek kalmaz. Kartlar yerinde duruyor ama standardizasyon biraz farklı. Yunus Yıldırım * 3 standardı ile yönetilecek karşılaşmalar. Örnek verirsek, futbolcuya kasti tekme serbest. Sadece ayak bir yerden kırılırsa faul, iki kere kırılırsa sarı kart, futbolcunun futbol hayatı biterse kırmızı kart. Adam ölürse 3 maç müsabakalardan men. Ne gerek var ucuz kartlara. Adam da o kadar teknik olmasın arkadaş. Çalım atıp duran artis topçunun karşıdakinin sinirini bozarak ruh sağlığını etkilediği hiç düşünülmüyor! Elle ve kolla topa temas etmek yasak, rakip futbolcuya istediğin gibi temas edebilirsin. Ama burada futbolun güzelliği açısından tekniği yüksek boksçular futbolculuğa devşirilirse daha şık hareketler izleyebiliriz.
Hakemlerimizin de performansının bu yeni sporla birlikte artacağını düşünüyorum. Çünkü bu yeni kurallar hakemlerimize daha uygun. Kart göstermeyi pek sevmiyorlar zaten, bu kurallarla da pek ihtiyacı olmayacak hakemlerin kartlara. Maçlarda en iyi ihtimalle bir kart çıkaracakları için de, kart çıkarma sırasında harcayacağı enerjiyi minimuma indirmiş ve kondüsyonunu tüm maça yayma olanağı bulmuş olacaklar.
Yeni kuralların bir diğer olumlu etkisi ise şu. Süper ligimizi Üç Büyüklerin hegamonyasından kurtarmak. Bu kurallarla, Denizlisipor, İ.B.B ve Ankaragücü gibi takımlar şampiyonlukta söz sahibi olacaklardır. Bunun yanısıra biraz sert geçmesi beklenen karşılaşmalar sonucu sakatlanan futbolcu çokluğundan takımlar 23 kişilik kadrolarla yetinemeyecek şimdiki Ankaragücü gibi 40-45 futbolcuya ihtiyaç duyacak, işsiz sayısı azalacak, futbolcu olma eğilimi de bir yandan artacağından (aranan şiddet eğilimi, kavga gibi etmenler çoğu gencimizde ve hatta milletvekillerimizde bile olduğu için) yeni denge durumunda ücretler düşecek böylece gelir dağılımının normalleşmesi ile halkın da "bok gibi para kazanıyorlar, oynasın ibneler" şeklindeki düşünceleri değişecek, mutlu mesut toplum yapımız için çok öenmli bir temel atmış olacağız.
Yeni sloganımız da hazır. " Yaşasın Kasap Futbol "
Kurallar basit ve aslında futboldaki kuralların biraz evrilmiş hali. Futboldaki kurallardan farklı olarak tekme, çekme, itme, yumruk gibi futbolu daha da güzelleştiren hareketler, taammüden adam öldürme amacı yoksa, serbest.Yasalarda uygun değişikliler yapılırsa bu ibareye de gerek kalmaz. Kartlar yerinde duruyor ama standardizasyon biraz farklı. Yunus Yıldırım * 3 standardı ile yönetilecek karşılaşmalar. Örnek verirsek, futbolcuya kasti tekme serbest. Sadece ayak bir yerden kırılırsa faul, iki kere kırılırsa sarı kart, futbolcunun futbol hayatı biterse kırmızı kart. Adam ölürse 3 maç müsabakalardan men. Ne gerek var ucuz kartlara. Adam da o kadar teknik olmasın arkadaş. Çalım atıp duran artis topçunun karşıdakinin sinirini bozarak ruh sağlığını etkilediği hiç düşünülmüyor! Elle ve kolla topa temas etmek yasak, rakip futbolcuya istediğin gibi temas edebilirsin. Ama burada futbolun güzelliği açısından tekniği yüksek boksçular futbolculuğa devşirilirse daha şık hareketler izleyebiliriz.
Hakemlerimizin de performansının bu yeni sporla birlikte artacağını düşünüyorum. Çünkü bu yeni kurallar hakemlerimize daha uygun. Kart göstermeyi pek sevmiyorlar zaten, bu kurallarla da pek ihtiyacı olmayacak hakemlerin kartlara. Maçlarda en iyi ihtimalle bir kart çıkaracakları için de, kart çıkarma sırasında harcayacağı enerjiyi minimuma indirmiş ve kondüsyonunu tüm maça yayma olanağı bulmuş olacaklar.
Yeni kuralların bir diğer olumlu etkisi ise şu. Süper ligimizi Üç Büyüklerin hegamonyasından kurtarmak. Bu kurallarla, Denizlisipor, İ.B.B ve Ankaragücü gibi takımlar şampiyonlukta söz sahibi olacaklardır. Bunun yanısıra biraz sert geçmesi beklenen karşılaşmalar sonucu sakatlanan futbolcu çokluğundan takımlar 23 kişilik kadrolarla yetinemeyecek şimdiki Ankaragücü gibi 40-45 futbolcuya ihtiyaç duyacak, işsiz sayısı azalacak, futbolcu olma eğilimi de bir yandan artacağından (aranan şiddet eğilimi, kavga gibi etmenler çoğu gencimizde ve hatta milletvekillerimizde bile olduğu için) yeni denge durumunda ücretler düşecek böylece gelir dağılımının normalleşmesi ile halkın da "bok gibi para kazanıyorlar, oynasın ibneler" şeklindeki düşünceleri değişecek, mutlu mesut toplum yapımız için çok öenmli bir temel atmış olacağız.
Yeni sloganımız da hazır. " Yaşasın Kasap Futbol "
6 Ocak 2010 Çarşamba
Budur !
Şu stresli günlerde kahkaha krizine girmeme yol açan süper site. Girin, okuyun, gülün. Uzun soluklu olur umarım.Favorim şu haber:
http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=132
http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=132
12 Aralık 2009 Cumartesi
Ezel
Sınavlarımın geçmiş olması, hocaların da insafa gelip ödev aralıklarını uzun tutmasıyla biraz olsun keyiflenebileceğim işler yapmaya başladım. FM ve PES'i detaylıca oynayabiliyoum, boş boş yarım saat boyunca oturabiliyorum (evet keyif veriyor boş boş oturmak), rahatça gazete-kitap okuyabiliyorum, dizi-film izleyebiliyorum. Kısa bir süreliğine de olsa bu rahata kavuşunca Ezel'i izlemeye başlama fırsatı buldum.
Bazen bir dizinin ilk nölümünü izler, devamlı takipçisi olursunuz bazen de hiç takip etmez artan popülaritesinin bir sonucu olarak diziyi izlemeye başlarsınız. Ezel de benim için ikincisi gerçekleşti. Baktım arkadaşlarım gerçek ve sanal alemde Ezel geyikleri yapıyor izleyeyim bari ilk iki bölümünü dedim ve şu anda 3. bölümü izleme hazırlığı yapıyorum. Konu ve karakterler sağlam. Salih Kalyon en yüksek performansa sahip şu ana kadar. Bakalım önümüzdeki bölümlerde de aynı performans devam ederse, özellikle hareketlilik açısından, takip listeme Geniş Aile'nin yanında yer bulur.
Bazen bir dizinin ilk nölümünü izler, devamlı takipçisi olursunuz bazen de hiç takip etmez artan popülaritesinin bir sonucu olarak diziyi izlemeye başlarsınız. Ezel de benim için ikincisi gerçekleşti. Baktım arkadaşlarım gerçek ve sanal alemde Ezel geyikleri yapıyor izleyeyim bari ilk iki bölümünü dedim ve şu anda 3. bölümü izleme hazırlığı yapıyorum. Konu ve karakterler sağlam. Salih Kalyon en yüksek performansa sahip şu ana kadar. Bakalım önümüzdeki bölümlerde de aynı performans devam ederse, özellikle hareketlilik açısından, takip listeme Geniş Aile'nin yanında yer bulur.
9 Aralık 2009 Çarşamba
Zamanlamaya Bak

Şu an Messi'nin frikiğiyle Barca 2-1 önde Dinamo karşısında. Golün benim açımdan önemi şu. Dün gece oynanan Marsilya - Real madrid maçının görüntülerini izlerken Ronaldo'nun frikiğini gördüm ve kendime meşhur soruyu sordum. Hangisi daha iyi? Messi mi Ronaldo mu? Tam aklımdan Messi pek frikik atamıyo lan diye geçirirken Messi Kiev'de frikiği çaktı. Bana da susmak düştü ama yine de en iyi için fikrim değişmedi. KAKA !!!
7 Kasım 2009 Cumartesi
Osmanlı Karması
Beşiktaş - Wolfsburg maçında Dzeko'yu hayranlıkla izlerken, Patan'ın fikriyle Osmanlı Devleti'nin sınırları içerisine dahil omuş ülkelerin aktif futbol hayatını sürdüren futbolcularından bir karma çıkardım. Genel futbolcu profiline bakıldığında, hücum oyuncularında inanılmaz bir zenginlik varken defansta ise bir kısırlık sözkonusu. Sistem olarak her sistemi oynar bu futbolcu zenginliğine sahip bir takım. Ben 4-2-3-1 oynayan bir takım çıkaracağım.Ülkeler ve benim seçtiğim aday oyuncular şunlar:
Türkiye: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Servet, Nuri Şahin, Hamit Altıntop, Arda Turan,
Tuncay Şanlı, Mevlüt Erdinç
Arnavutluk: Lorik Cana
Bosna-Hersek: Dzeko, Misimovic, Salihovic, Pjanic, Ibısevic
Bulgaristan:Berbatov, S.Petrov, M.Petrov, Bojinov
Cezayir:Ziani
Gürcistan:Kaladze
Karadağ: Vucinic, Jovetic, Vukcevic
Hırvatistan: Darıjo Srna, Vedran Corluka, Josip Simunic,
Modric, Kalinic, Olic, Rakitic, Krancjar, Petric, Pranjic
Macaristan: Hajnal, Huszti
Makedonya: Pandev
Mısır: Zaki
Romanya: Chivu, Razvan Rat, Adrian Mutu
Sırbistan: Vidic, Ivanovic,Gojko Kacar, Subotic, Stankovic,
Krasic, Jovanovic, Zigic, Sulejmani, Pantelic, Kuzmanovic
Slovenya:Handanovic, Novakovic
Ukrayna: Chygyrnskiy, Mihalik,Tymoschuk, Aliev, Pyatov
Milevsky, Shevchenko, Voronin
İşin zor kısmına geldik. Pozisyona göre ilk onbir ve yedek oyuncu seçimleri. Tabi herkese göre farklı onbirler çıkabilir. Benim seçimlerim şöyle:
GK: Beanim tercihim Handanovic. Volkan da Handanovic gibi refleksleri çok iyi bir kaleci ama Volkan'ın her an gol ile sonuçlanacak bir hata yapma "kabiliyeti" Handanovic'i bir adım öne çıkarıyor. Tabi Volkan çok çalışırsa formayı kapabilir.Pyatov da Ufuk Ceylan misali sırasını beklesin.
DR: Adaylar, Torosidis, Gökhan Gönül, Ivanovic, Srna, Corluka
Sürekli bindiren, tempoyu arttıran bekler her zaman tercihim. Srna ve Gökhan Gönül bu beşlideki en iyi hücumcu bekler. Srna top tekniği ve pozisyon bilgisiyle formayı kapar. Gökhan da yedekler.
DL: Bu pozisyonda da sıkıntı var. Devşirme oyuncularla idare edeceğiz. Chivu, Kaladze, Rat ve Pranjic adaylar. Chivu'yu stopere koymak daha faydalı olacağından Pranjic hücumcu bek kontenjanından kadroya giriyor. Razvan Rat yedek.
DC: Chivu, Vidic, Kaladze, Chygrynskiy (bu ismin anlamı ne acaba), Simunic, Servet, Subotic
İlk ikilimiz Vidic - Chivu. Yedekleri de Chygrynskiy ve Servet.Hepsi de taş gibi stoperler.
DM-CM: Lorik Cana, Tymoschuk, Kacar, Stankovic, Nuri Şahin, Hamit Altıntop, Katsouranis, S.Petrov, Salihovic,Kuzmanovic , . Bir DM ve bir CM seçeceğim. DM için açık ara Tymoschuk. Zenitte'ki lider kimliğini şu anda Bayern'de gösteremedi ama dm için rakibi çok az. Yedeği de Marsilya'nın geçen seneki kaptanı Lorik Cana. CM için ise tabii kiStankovic. Yedeği de benim artık Milli takımın değişmezi olmasını umduğum Nuri Şahin.
AMR: Krasic, Pjanic, Kranjcar. İlk tercihim CSKA'dan uçması muhtemel Krasic. Yedek olarak hem Pjanic hem Kranjcar'ı da alalım.
AML: Modric, M.Petrov, Vukcevic, Huszti. Modric gözü kapalı yazılır. Sakatlanır, yerine M.Petrov geçer, o da sakatlanır AMC oynayacak Arda sola kayar.
AMC: ARDA, Rakitic, Misimovic, Ziani, Karagounis. Arda kaptanı takımın :) Misimovic onu yedekler. Rakitic'i bir türlü sevemedim. Diğerleri ıskarta.
CF: Berbatov, Jovetic, Bojinov, Amanatidis, Dzeko, Ibısevic, Pandev, Vucinic, Sulejmani, Novakovic, Pantelic, Shevchenko, Voronin, Mutu,Mevlüt, Kalinic, Olic, Petric, Tuncay. Seçenek bol. Dzeko, Berbatov, Jovetic, Vucinic, Mutu ve Olic ilk sıyrılan isimler. Bende Tothenham'dan kaynaklanan bir Berbatov sempatisi bulunmakta olduğundan, Berbatov'u yerleştiriyoruz en uca. Dzeko da yedeği olur bu sistemde. Jovetic ve Olic de yedek kuvvetlere dahil olur.
Ve takımımız şu şekli alır. Çok güzel oldu da kadro,böyle bir milli takım olsa 2-3-5 oynaması lazım yoksa forvetlere yazık olur.

30 Ekim 2009 Cuma
Road to .....
En son Aydın demişim. 1 ay olmuş. Ne yaptım bu bir ayda bir bakalım.
Okulum açıldı 28'inde. İlk haftasonu Düzce'ye düğüne gittim. Geldim dersler, ödevler falan filan. Budur işte! Yani koca bir ayın özeti bu. Ortaokulda Türkçe hocamız tarafından zorla yazdırılan günlükler aklıma geldi. O zaman da yazacak bir şey yoktu hayatımla ilgili, şimdi de yok.
Aklıma gelmişken eğitim sistemine yine sövüyorum. Ya insana zorla günlük yazdırılır mı? Ya da her gün yaz denir mi ? Ben de bilmediğimden her gün moron gibi bir şey yazma zorunluluğu hissediyordum. Kalktım, okula gittim, geldim, Tsubasa izledim, dışarı çıktım. maç yaptık gibi iki kelimelik cümleler. O yaşta bir çocuğun ki hobi olarak yapabildiklerim futbol veya basketbol oynamak (para boktu da gezip dolaşmadık mı), yazacağı ne gibi şeyler olabilir ki. Aşk ne bilmem, dert ne bilmem, siyaseten banane. Oyun ve ders. Dümdüz 13 yaşında bir çocuk.
Şimdi de yazmak istiyorum ama yine malzeme yok. Aşk ne bilmem, derdim yavaş yavaş artıyor, siyaseti takip ediyorum ama midem bulanıyor.Oyun ve ders. Kötü olan o zamanki çocuğun umrunda değildi de şimdi fena halde koyuyor bu kadar sıradan geçmesi hayatımın. Onun için hayatımı sıradanlığını unutturan tek şeye sarılıyorum. O da futbol.
Okulum açıldı 28'inde. İlk haftasonu Düzce'ye düğüne gittim. Geldim dersler, ödevler falan filan. Budur işte! Yani koca bir ayın özeti bu. Ortaokulda Türkçe hocamız tarafından zorla yazdırılan günlükler aklıma geldi. O zaman da yazacak bir şey yoktu hayatımla ilgili, şimdi de yok.
Aklıma gelmişken eğitim sistemine yine sövüyorum. Ya insana zorla günlük yazdırılır mı? Ya da her gün yaz denir mi ? Ben de bilmediğimden her gün moron gibi bir şey yazma zorunluluğu hissediyordum. Kalktım, okula gittim, geldim, Tsubasa izledim, dışarı çıktım. maç yaptık gibi iki kelimelik cümleler. O yaşta bir çocuğun ki hobi olarak yapabildiklerim futbol veya basketbol oynamak (para boktu da gezip dolaşmadık mı), yazacağı ne gibi şeyler olabilir ki. Aşk ne bilmem, dert ne bilmem, siyaseten banane. Oyun ve ders. Dümdüz 13 yaşında bir çocuk.
Şimdi de yazmak istiyorum ama yine malzeme yok. Aşk ne bilmem, derdim yavaş yavaş artıyor, siyaseti takip ediyorum ama midem bulanıyor.Oyun ve ders. Kötü olan o zamanki çocuğun umrunda değildi de şimdi fena halde koyuyor bu kadar sıradan geçmesi hayatımın. Onun için hayatımı sıradanlığını unutturan tek şeye sarılıyorum. O da futbol.
25 Eylül 2009 Cuma
Road to Aydın
Kazasız belasız bir yolculuktan sonra, gezip göreceğimiz iller kervanına Aydın da katılıyor inşallah. Ben bu İç Batı Anadolu denilen bölgeyi ve çevresini pek sevmem (Eskişehir'i ayrı tutuyorum) ama bu kent İzmir'e yakın olduğundan biraz daha insancıl olabilir. Bakalım manzara nasıl.
Yolculuğun sebebi ise bir kuzenimi daha evliler grubuna kaptırmış olmam. Mutlu bir birliktelik diliyorum buradan da. Bekar erkekler kategorisinde 2. liğe terfi ediyorum bu güzel olayla birlikte. 1. liğe yükselmem de 1-2 sene içinde gerçekleşir. Ondan sonra o 1. liği kolay kolay kaptırmam gibi duruyor bu "şans"la :)
Yolculuğun sebebi ise bir kuzenimi daha evliler grubuna kaptırmış olmam. Mutlu bir birliktelik diliyorum buradan da. Bekar erkekler kategorisinde 2. liğe terfi ediyorum bu güzel olayla birlikte. 1. liğe yükselmem de 1-2 sene içinde gerçekleşir. Ondan sonra o 1. liği kolay kolay kaptırmam gibi duruyor bu "şans"la :)
2 Eylül 2009 Çarşamba
Kafamı Kurcalayan Bir Soru
İnsanoğlu, yaptıklarından dolayı mı yoksa yapmadıklarından dolayı mı daha çok pişmanlık duyar ?Bakalım, ne kadar süreceğini bilmediğim şu ömrümde bunun cevabını bulabilecek miyim ?
Al bak yine soru sordum. Bıktım lan soru işaretlerinden. Afili bir noktalama işareti ama bu aralar hiç hoşlanmıyorum kendisinden. Uzak dursun bir süre bana mümkünse.
7 Temmuz 2009 Salı
"İzmir'in Kızları Bizde Olsa"
Milliyet okuma nedenlerimden biri Can Dündar Döktürmüş yine. Yazı burada 301'den gümbürtüye gidebilir her an bu yazı sonrasında. Şaka bir yana yazıyı okurken bir cümleyle gülme krizine girdim. Trabzonlular ikincilikte kalma nedenini şu cümleyle açıklamışlar. "İzmir'in kızları bizde olsa, biz de birinci olurduk." Katılmamak elde değil :)
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Dedikodu
Hayat garip. Az önce aile eşrafıyla sohbet ederken konu dedikoduya geldi. Ben çok dedikodu yapıyorsunuz, işiniz gücünüz yok mu, size ne elalemden gibi cümlelerle dedikodudan vazgeçmelerini söyledim. "Benim dedikodu limitim doldu, hadi eyvallah" dedim. Giderkene de ikna ediciliğim artsın diye "günah günah, yanacanız hepiniz" diyerek son vuruşumu yaptım.
Sonra ne mi oldu? Bloglarda gezinmeye başladım ve Lambuja blogunda şöyle bir yazı gördüm. Olur böyle iddialar zaten, pek rastlanmayan bir durum değil de yorumlarda da "Szymkowiak'ın da ayrılış nedeni malum" gibisinden bir cümle görünce dedim adam aniden çekti gitti, futbolu da bıraktı, neymiş bu "malum sebep"? Demez olaydım. Binbir çeşit senaryo doğru da olabilir herhangi biri) ile karşı karşıya kaldım. Yok karısı aldatmış falan filan. Tam yarım saatimi Szymek efendinin özel hayatına adadım. Yarım saat önce es gürle, ondan sonra yarım saat milletin özel hayatını internetten araştır.Çok tutarlıyım değil mi?
Sonra ne mi oldu? Bloglarda gezinmeye başladım ve Lambuja blogunda şöyle bir yazı gördüm. Olur böyle iddialar zaten, pek rastlanmayan bir durum değil de yorumlarda da "Szymkowiak'ın da ayrılış nedeni malum" gibisinden bir cümle görünce dedim adam aniden çekti gitti, futbolu da bıraktı, neymiş bu "malum sebep"? Demez olaydım. Binbir çeşit senaryo doğru da olabilir herhangi biri) ile karşı karşıya kaldım. Yok karısı aldatmış falan filan. Tam yarım saatimi Szymek efendinin özel hayatına adadım. Yarım saat önce es gürle, ondan sonra yarım saat milletin özel hayatını internetten araştır.Çok tutarlıyım değil mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)