23 Haziran 2011 Perşembe

Maksat Zaman Geçsin

Tarih olmuş 23 Haziran 2011 ve ben çok seyrek uğradığım bloguma can sıkıntısından da olsa geri dönmüş bulunmaktayım. Dönüş yazısında "Ne değişti 16 Ocak'tan bu yana?" sorusuna cevap arayacağım.

1. Genel çerçevede bir şey değişmedi. Sadece zaman geçirme aracı olarak okul yerine iş denilen boktan bir şeyi kullanıyorum. Çok şükür tabi halimize de bu çalışma denilen eylemin boktan olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

2. Okulun bitmesi üç senelik bu çileeee bitsin artık bu seneeee tezahüratının gerçeğe dönüşmesi anlamına gelse de kaydadeğer bir mutluluk artışı getirmedi. Sırtımdan bir yük kalktı sadece ve zaten mutlu olmamamın nedeni de bu yüksek lisans eğitiminin yüke dönüşmesi.

3. Tüm bu bıkkınlığa rağmen akademisyenliğin hala en özgür çalışma şekli olduğunu düşünüyorum ama benim için ulaşılamaz bir hedef şu anda.

4. İş hayatı garip bir şey. Arkadaşlarım boktan olduğunu söylüyorlardı da içine girmeden tam anlamıyla kavrayamıyorsunuz. Servise doğru yürürken 129T'nin en arka sırasındaki sağ köşedeki adamın hep aynı kişi olmasını anlamlandırmak başta zor olabiliyor. Aslında bu duyguyu Hadımköy'e staja giderken sabah ezanı ile bindiğim otobüste de yaşamıştım. Herkesin her gün aynı yere oturma zorunluluğu olmayıp ta herkesin her gün aynı yere oturduğu belediye otobüsü. Bu arada sevdiğin işi yaparsan mutlu olursun diyenlere de bir çift lafım var ama ağzımı bozmak istemiyorum.

5. Haftada 168 saat var. Yaklaşık olarak 40'ı çalışmaya, 50'si uyumaya, 10'u seyahat etmeye, 15'i yemek ve günlük ihtiyaçlara gidiyor. Geriye 50 saat civarı bir süre kalıyor kl bunun da 20'sini facebook, twitter, blogger vb. gibi sitelere harcadığımı düşünürsek geriye anlamı 30 saatim kalıyor. Bu 30 saatte ne yaptığımı ben de bilmiyorum. Bu saatleri anlamlandıracak bir şeyler bulmam lazım.

6. Aşk-meşk. Bkz: 1. madde ilk cümle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder