Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2010 Çarşamba

Yeni Teknik Direktörümüz Hiddink

Yok daha neler demiştim ilk haber çıktığında. Haber şu anda önde gelen futbol sitelerinde tüm ihtişamıyla durmakta. Frank Rijkaard, Guus Hiddink derken yakında Mourinho da gelir. Van Gaal de gelince okeye dönerler artık. Bir üst sınıfa geçmek için gerekli atılımın önemli bir parçası olacaktır Hiddink. Hem milli takımın başarısı hem de şu sıralar çokça konuşulan ligin marka değerinin artmasında önemli bir paya sahip olacaktır.
Maaşı konuşulnaya başlamadan söyleyeyim adam 7 milyon euro alıyor olsa, kimsenin gıkı çıkamaz çünkü adamın ederi o. Fazlasıyla hak edecektir o parayı zaten. Kaçırdığımız şampiyonalardan ettiğimiz zarar düşünülünce devede kulak kalıyor zaten bu meblağ.
Maddi anlamda diğer bir katkısı da futbolcu değerlerinin yükselmesiyle kulüplerin elde edeceği gelirlerin artmasıdır. Nasıl mı ? Rusya ile katıldığı ilk turnuvada yarı final oynamış olan Rusya takımından Arshavin, Zhirkov, Bilyaletdinov, Pogrebnyak, Pavlyuchenko büyük transferlere imza attılar. Bu beş transferin toplam transfer bedeli 70 milyon euro. Tabi bu isimler yetenekli, er ya da geç bu liglere transfer olacaklardı ama asla bu transferlerin toplam bedeli bu denli yüksek olmayacaktı. Buna benzer biçimde, Euro 2012 veya 2014 Dünya Kupası sonrası Arda, Gökhan Gönül, Mehmet Topal, Özer, İsmail Köybaşı, Sercan gibi isimler böyle transferlere imza atabilirler. Tabi burada bizim klüplerimizin de Zenit ve Cska gibi Avrupa'da parlamaları lazım.

19 Eylül 2009 Cumartesi

EuroBasket 2009 - Yine Bize Esmer Günler

Yunanistan maçının en sinir bozucu anı hakemlerin götünden uydurduğu 4 saniye ile Yunanistan'ın kazandığı üçlüktü.Sinirimin bozulmasının nedeni yediğimiz basket değil, bu pozisyon karar verilirken ben TV başında çıldırıp hakemlere söverken bizim teknik ekip hiç tepki göstermemesiydi "Ağlamayan çocuğa meme vermezler" derler bu memlekette. Büyük bir haksızlığa uğruyorsun ve en küçük bir tepki yok. İlginç...

Maçı kaybetmemizin en önemli nedeni, Sinan Güler'in maç sonunda dediği gibi, sakin davranamamızdı. Oyuncuların hırsı ve kazanma arzusu maalesef bu sefer ters tepti. Benim aklımda kalan sakin kalamadığımız pozisyonlar şunlar.

* Yukarıda bahsettiğim pozisyonda Ersan pas arası yaptıktan sonra iki oyuncumuz da donup kaldılar ve topa hamle yapamadılar. Baby Shaq da aldı topu sora gelişen olaylar malum.

* Ersan gibi bir oyuncu o pozisyonsa nasıl öyle bir acemilik yaptı anlayamadım. Benim tahminime göre temas alıp basket faul olması için o kadar içeri girdi ve savunmacısının geri çekilmesi sonucu dengesiz bir atış yaptı.

* Bir diğerinde ise aktörümüz Ömer Onan. Son 1 dakika içindeydi yanılmıyorsam. Yine bir pas arasında hızlı çıktık kerem topu Ömer'e aktardı ve Ömer üçlüğü atarak maçı koparmanın hazzını yaşamak isterken evdeki bulgursan olup bir üçlük yiyerek 1 sayı geriye düştük. Sakin kalabilen bir takım orada frene basar ve sete döner. Ama işte aşırı gaz motoru boğuyor.

* Yine Ersan'ınkine benzer bir pozisyonsa Ender'in pas hatası var.

Bu saydıklarım fazlasıyla bariz hatalar. Bir de set hücumlarındaki abuk subuk pas ve şut tercihleri var ki onlara hiç girmeyelim.

Bir de Sinan daha fazla dakikayı hak ediyor, hele hele böyle etkili bir guarda sahip bir takım varken karşınızda.

Koç konusuna gelirsek. Tanjevic 2004 'ten beri bir ekol yaratma amacıyla takımn başında ama saygı duyulan bir ekole sahip olmak için önce istikrar gerekir. Bir şampiyona da deli gibi mücadele edip, birliktelik gösterip, hemen ertesi sene ortaokul takımı gibi oynarsanız bir ekolden söz etmeniz mümkün olmaz.

Oyuncu seçimleri bayadır tartışılıyor. Her zaman zor olanın yıldızları bir arada oynatabilmek olduğunu savunurum. Yıldızla sorun çıkartıyor, takım ruhunu bozuyor deyip onları takımdan şutlamak işin en basiti. Bana Mehmet, Hidayet, Ersan üçlüsünün isteklerini Milli Takım'ın hedefleri doğrultusunda karşılayabilecek bir hoca lazım. Yoksa Mehme2i almayayım. kaya ile Ermal de arıza çıkarıyor."Genç çocukların gıkı çıkmaz, güzel güzel oynatırım" demek kolaycılıktır.

Neyse bir bardak soğuk su içtik. Seneye daha iyi olmasını ummaktan başka yapılabilecek bir şey yok.Yine de gösterdikleri mücadele ve yaşattıklarıo heyecan için takımımıza teşekkürler

10 Eylül 2009 Perşembe

Bosna Hersek 1 - Türkiye 1

Çıldırmamak elde değil. Belçika'yı sahanda yeneme, Estonya denilen takımı yeneme sonra ağla dur. Şansımız matematiksel olarak tükenmese de mantıksal olarak tükendi. Emre ve Arda cezalı Belçika maçında. Bosna da Estonya'yı yener gibi duruyor. Zaten bu saattn sonra o Dünya Kupası'na katılırsak Euro 92'deki Danimarka etkisini yapar, o kupayı alırız. Kimse de şaşırmaz.
Umut işte böyle bir şey. İçini ısıtıyor insanın sonra da yüzüstü bırakıp gidiyor. Maç içinde de Bosna'nın bulduklarını kaçırması umutlarımızı sürdürdü ama olan yine bize oldu, gerildiğimizle sinirlendiğimizle kaldık.
Şimdi gelelim teknik konulara. Önder Turacı'nın Emre Aşık ve Emre Güngör'den fazlası nedir? Servet'i daha iyi tanıyan bu iki isimden biri daha mantıklı olmaz mıydı ? Özellikle uzun toplarla çıkan bir takıma karşı Emre Aşık'tan faydanılamaz mıydı ? Böyle çok soru çıkar tabi maçtan, uzatmayalım.
Takımdaki herkes tüm mücadelesini ortaya koydu ama mücadele etmek yetmiyor. Kritik anlarda soğukkanlılığını koruyup maç disiplininden ve taktiğinden (gerçi bu var mıydı emin değilim) kopmayacaksın. Bir Türk takımı da, milli takım - kulüp takımı farketmez, 1-0 öne geçikten sonra oyunu tutmayı öğrensin artık. Hep gereksiz telaş, geriye çekilme ve hazin son. Ondan sonra da şuursuz, bireysel becerilerie bağlı baskı. Burada ne zaman takım oyunu içinde bir baskı yapmayı öğrenirsek futbolumuz büyük bir adım atmış olacak.
2. yarı, ilk yarıda dönen topları alamamamızdan dolayı orta sahanın kalabalıklaşmasını umarken tam tersi bir hamle ile defans üçlenip, oyunu kanatlara yaymaya çalıştık. Pozisyon da bulduk ama olmadı, olmadı, olmadı.
Maçta en şaşırdığım durum ise en güvendiğim iki oyuncu olan Arda ve Gökhan Gönül'ün performanslarıydı. Arda ilk yarı, hakeminde kart vermeyerek desteklediği, Bosna sertliğinde eridi.2. yarı ise bildiğimiz Arda'ya yaklaştı ama bugünkü oyun onun vasatı. Gökhan ise yogunluktan mıdır, ya da aşırı konsantrasyonun getirdiği stres midir son paslarda ne yazık ki çıldırttı. Ama bütün bunlar Arda ve Gökhan'ın Türkiye'nin en yüksek potansiyele sahip iki oyuncusu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.Tıpkı bu takımın geçen sene bize muhteşem maçlar yaşattığı gerçeği gibi.

6 Eylül 2009 Pazar

ATV 'ye Küfürlerle Türkiye 4 - Estonya 2

Maç hakkında bir şey yazmayacağım çünkü bu yayıncı kuruluş bozuntusu kanal maçın içine alttan, üstten, yandan her yerden sıçtı. Bu kanala maç falan vermeyin kardeşim. Pozisyon var sol kanatta, Arda top sürüyor, çalım atıyor bizim bir bok gördüğümüz yok. Eeee hani nerde top? Ben orada abidik gubidik bir reklam görüyorum. Üstüne bir de her golden sonra Başbakan ile TFF Başkanı'nın sevinç görüntüleri. Lan git tribünleri göster, yedek kulübesini göster ondan sonra da yalaklanmak için gösterirsin onları da. Golün coşkusunun yaşandığı yer ribündür ama şeref tribünü değil.Zaten ne maçın havasına girebiliyorsunuz, ne pozisyonu anlayabiliyorsunuz, üstüne bir de küfür etmekten geriliyorsunuz. Ne zaman adam gibi bir maç yayını yapılacak bu ülkede?