Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2010 Çarşamba

Vay Arkadaş !


Evet önce son gelişmeye bakalım. Beni artık bir şeyleri kayıt altına almaya iten nedenlere. Elano Blumer 2.9 milyon euro bedelle Santos'ta. 1.5 milyon euro da alacağından vazgeçince 4.5 milyona gitmiş oldu. Gitmek istedi diyorlar. Doğrudur da. Bu yerli oyuncu faşizminin tavana vurduğu kulübe, her gün kıçından haber uyduran bir medyaya, sürekli yerini değiştiren, üzerine bir takım kuramayan hocalara, yıllık 3 milyon alsa da, daha fazla katlanmak istemedi ve memleketine döndü. Kendisi de sütten çıkmış ak kaşık değildir. Milli takımı öne koymuştur, biraz nazlı gelin ruh halindedir ama dediğim gibi takım onu kabullenememiştir, Oyun stili de diğer tüm pasa dayalı oyun içerisinde yetişmiş oyuncular gibi Galatasaray'a uyum sağlayamamıştır.(Neden acaba?)Şimdi büyük ihtimalle "ben mutluydum ama yapımız uyuşmadı", "Brezilya'yı özlemiştim" gibi röportaj verecek biz de yemiş gibi yapacağız.Geldiğinde bu kadarı da fazla demişim.Şimdi de diyorum ki bu kadar salaklık harbiden fazla. Hangi birini yazacaksın arkadaş.

Öncelikle Hagi başarılı olur, olmaz orası hakkında tahminde bulunmak zor. Benim Hagi'nin futbol felsefesiyle uzaktan yakından işim olmaz. 4 stoperli defans hattı kuran, Hakan Balta'yı Insua'ya tercih eden, Ali Turan'dan sağ bek olmayacağını anlaması için 3 maç yetmeyen, sıkıştığı andaki ilk planı daha önce yüzüne bakmadığı Mehmet Batdal'ı alıp ona top şişirmek olan bir teknik direktörün ben başarılı olacağına inanmıyorum. Rijkaard'lı dönem sırf şu özellikten dolayı bile katlanılmaya değerdir.Misimovic olayını yazmadım bile. Orada isteksizlik denmiş ama olayın soyunma odası ve Misimovic'in sol çizgiye hapsolması ile alakalı olduğunu anlamak zor değil.

Artık Barış, Ayhan ,Mustafa Sarp yazmaktan bıktım. Sırf yüzlerinin eskimesi, taraftarın kafasında oluşan imajları nedeniyle bile gönderilecek 5-6 oyuncu var. Benim kesinlikle gitmeli dediklerim Servet Çetin, Hakan Balta, Gökhan Zan, Serdar Özkan, Aydın Yılmaz, Mustafa Sarp altılısıdır. .

Son olarak da resmi sitede yer alan Elano transferi ile ilgili hesaba da şapka çıkartmak istiyorum. Helal len size!

3 Eylül 2010 Cuma

Genç Yabancı Transferi

Galatasaray en son hangi yabancıyı parlatıp sattı acaba? Veya bir Türk takımı? Benim aklıma Ilie geldi en yakın. Bir de Toshack destekli Baliç ve Geremi transferleri var ki bunlar olalı 10 seneyi geçti. Düşünün artık durumun ciddiyetini. Tabi bu iş menajerlik oyunlarındaki gibi değil ama yine de fazlasıyla eksik olduğumuz genç yetenek keşfetme konusuyla ilgili olarak "Neden genç yabancı transferlerini bir fırsat olarak görmüyoruz?" sorusuna cevap aramaya çalışacağım. Bunu yazmamdaki temel unsur, transfer döneminin kapanması ile çoğu kulübümüzün 6+2+2 gibi genç yeteneklerin daha kolay değerlendirilebileceği bir sistemi varken bunu kullanmaması.

Öncelikle klişe ama haklılık payı olan bir nedenle başlayalım. Scouting sisteminin olmaması. Yani oyuncunun yeteneğinden, eski futbolcun Prekazi bir Sırp takımıyla oynanan maçta yaptığı bir yorumdan değil, senin maaşlı çalışanın olan scout Prekazi'den aldığın rapordan haberdar olacaksın ve bu işlemi tüm dünyaya hakim olacak şekilde yayacaksın. Hep Avrupa kulüpleriyle finansal rekabeti yakalamak gerektiğinden bahsediyoruz ama beşeri sermayenin etkin değerlendirmesini sağlamak için gerekli olan "Ar-Ge" faaliyetlerinde rekabet edeceğimiz bir ortam bile yok.

Bana göre ikinci önemli neden yetiştirici hoca eksikliği ve hocaların-kulüplerin istemesine rağmen medya ve taraftar baskısı nedeniyle bu riski alamamaları. İkinci nedenin bahane olarak çok kullanıldığını düşünsem de etkilemediğini söyleyemeyeceğim. Taraftar genç oyuncudan bir anda şov yapmasını bekliyor, genç yaşının getirdiği istikrarsız performansa katlanamıyor. Yönetim paraları günü kurtarmak adına daha hazır futbolculara harcıyor. 6+2+2 kuralı bile kulüpleri genç yabancı transferine yeterli düzeyde teşvik edemedi.

Aslında bunların hepsini Marcelo Carrusca örneğinden anlatmak mümkün. Bütçe kısıtlı iken takıma kurtarıcı diye daha kişiliği ve futbolu tam oturmamış bir futbolcuyu getirirsen, ki bu futbolcu ligin sertliğine ve özellikle medyanın sertliğine alışıp alışamayacağı meçhul bir futbolcu, taraftar onu havaalanında alıp omuzlara çıkartırsan o futbolcu patlar tabi elinde. Her çalım atan Arjantinli'yi tutup getirmeyeceksin yani. Getiriyorsan da lige uyumunu sağlayıp vitrine öyle çıkaracaksın.

Bir diğer konu da genç oyuncunun gelecek değeri ile orta yaştaki bir oyuncunun gelecek değeri arasındaki büyük uçurum. Nedir bu 27-28 yaş civarında bonservis ile transfer ettiğiniz bir oyuncuyu 3-4 sene kullandıktan sonra yüksek bir bonservis ile elden çıkartmanız mümkün değil. Bu durum oyuncunun etinden sütünden faydalansanız dahi artık katlanılabilir bir durum değil. Yine Galatasaray özelinden gidelim. Elano özelinden gidelim bu seferde. Elano 2 sene daha bu takımda kalsa ve yüksek bir performans gösterse dahi, bonservis + maaş masrafı 3 yıl için toplam 18 milyon euro. Net kazandırdıklarının bunun üstünde olması gerekiyor ki ortada bir transfer başarısından söz edelim.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Son Transferler Sonrası Galatasaray

UEFA'dan elenişin getirdiği hayal kırıklığının doğal sonucu, yapılan iki güzel transferin taraftar üzerine etkisinin sınırlı düzeyde kalması oldu. UEFA'dan elenişin maddi anlamda götürüsü, çeyrek finale ulaşılması durumunda, yaklaşık 6 milyon euro. Asıl önemli olan ise Aslantepe'de kurulan Avrupa maçı hayalinin 6 ay ertelenmesi, UEFA puanının büyük bir yara alması ve demoralize olmuş bir camia.

Mayısın sonunda, 4-3-3 e göre, yerli transferleri sonrası ve Keita daha satılmadan yaptığım değerlendirmede bir stoper, ön libero, bir sol iç ve Kewell-Gio ikilisinden birinin yeterli olacağını düşünmüştüm. Zaman geçti, Keita satıldı, Elano postalanmaya çalışıldı, olmadı. Sonra 4-2-3-1'e dönüleceği söylense de bazı maçlarda 4-3-3 e devam edildi. En son Misimovic transferi ile sistemin 4-2-3-1'e dönmesi yüksek ihtimal.Sene başında 4-2-3-1'e göre değerlendirme yapsaydım da ihtiyaçlar değişmeyecekti. Sadece sol iç yerine ön libero diyecektim. Aslında farkı yok ikisinde de oyunu iki yönlü oynayabilen bir adam lazımdı. Bu ihtiyaçların hangisi karşılandi dersek. ön libero için Cana ve Kewell diyebilirim. Stoper transferi sol bek üzerinden, Hakan Balta'nın stopere kaydırılması ile, gerçekleştirilirken, sol iç ya da ön liberoya çare bulunamadı.

Peki şimdi ideal kadromuz ne olabilir. Skibbe'nin öndeki 4'lüyü serbest bırakan 4-2-3-1!ine benzer bir sistem bu kadroya en uygun yapı. Kale için Ufuk'a artık kimsenin gık dememeli. Sabri-Neill-Hakan Balta-Insua (Hakan Balta yerine Ali Turan ya da Servet de olabilir)geri dörtlüyü oluşturacak gibi görünüyor. Onlarında önlerinde yer alacak ikili için benim tercihim iç saha maçlarında Cana - Ayhan, deplasmanda ise Cana - Barış. İç sahada oyunu karşı sahaya yıkmakta pek sorun çekmeyen takımda Ayhan'ın tempoyu ayarlamada Barış'tan ve Mustafa Sarp'tan daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Deplasmanda ise Barış'ın agresifliğine ihtiyaç duyulabilir. Musa ve Cumhur alternatifleri ise açıkçası belirsiz alternatifler. Tüm bu alternatifler ilerideki dörtlüden üçünün yabancı kontenjanından kullanılması gerektiğini düşündüğümden. Cana - Elano ikilisi oluşturulduğunda Serdar Özkan da Aydın da ne yazık ki orada son 10 dakika oyuncusu olmaktan öteye gidemezler.

Gelelim vurucu time. arda - Kewell - Lincoln - Baros dörtlüsünün tadı hala çoğu taraftarın ağzında. Şimdi de benim temennim Arda - Misimovic - Elano - Baros dörtlüsünün aynı etkiyi yaratması hatta aşması. Elano'nun sağ açık oynaması kafamda soru işareti yaratmıyor aksine bu dörtlünün oyun zekası ve hareketliliği ile çok etkili olacağını umuyorum. Pino, Kewell gibi yedekler de bu sistem için yeterince iyi.

Son olarak şunu söyleyeyim Okan Alkan gibi biri çıkmadığı müddetçe bu takımdaki en önemli oyuncu şu anda Sabri'dir.

27 Ağustos 2010 Cuma

Başlık Bile Atamıyorum

Komplo teorilerine inanmam ama artık bir şeyden çok eminim bu futbolcular yönetimle işbirliği yapıp Rijkaard'ı istifa ettirmeye çalışıyorlar. Bunun başka açıklaması yok. Yönetim zaten geberesice 2012 kriterleri ve üstün beceriksizlikleri nedeniyle transfer yapamıyor ya da yapmıyor. Aldıkları, sattıkları futbolcular ve mali disiplin adına yapamadıklarını söyledikleri transferler vasıtasıyla oynadıkları kumarı kaybettiler. Belgrad'da olmadı Lviv'de oldu.


Takımın en önemli sorunu konsantrasyon. Özellikle yukarıdaki iki isim son iki maçta yaptıkları hatalar ile takımın elenmesinde baş rolü oynamışlardır. Yenilen gollerde, Hakan Balta asistleri, Servet ise kameramanlığa özenmesiyle beni ekran başında çıldırtılar. Bok gibi oynadığın maçta 90 da gol atmışsın, 5 dakika şahlan da savunma yap be arkadaş. Biraz karakter göster, iş saygını göster. Yok arkadaş yok.


Önemli bir diğer sorun ise yukarıdaki arkadaşın temelinde tartışılması gereken saha içi ve dışı liderlik sorunu. Takımda skora isyan eden oyuncu sayısı hakeme isyan edenden az ise ortada bir sıkıntı var demektir. Geriye düşüldüğü, ya da ani bir gol yendiği vakit her oyuncunun eli ayağına dolaşmamalı. 2 sene önce Bordeaux maçı 1-0 dan sonra kenetlenen takım 3-1 öne geçiyor, 5 dakikada acemice 2 gol, yine ne yapacağını bilememezlik durumu uzaktan bir son dakika golü ile gelen tur. Bir sonraki tur Hamburg maçı. Kewell stoper, 2-0 öndesin. Yenilen uzaktan bir gol, morali düşen acemileşen bir takım ve kaybedilen tur. Geçen sene Atletico Madrid maçı. 1-0 dan sonra saçmalayan takım 1-1'i buluyor yine saçmalamaya devam ediyor ve eleniş. Kewell'ın olmadığı maçlarda daha da ortaya çıkıyor bu boşluk. Arda aslında bu durumun farkında, sanırım Hamburg maçından sonra daha fazla karakter göstermemiz lazım diye bir demeci vardı ama kaptan olarak hala bir çözüm üretebilmiş değil ne kendisi ne de takım adına. Cana buna iyi bir çözüm olabilir ama Arda, Müslüman mahallesinde salyangoz sattırır mı (yanlış olan da bu durum zaten) orası meçhul.

Futbolcuya dayalı düzene son diyenler çabuk pes etmiş görünüyor. FR ile olmazsa artık tek yol Magath ya da Van Gaal'i getirip "futbolcuların ağzına sıçan" hoca modeline geçiş olacak sanırım. Ne demişler zaten "Dinsizin hakkından imansız gelir".

17 Ağustos 2010 Salı

Başladık !

Bu haftayı 4 maçla kapattım. Tottenham - Manchester City, Sivasspor - Galatasaray, Liverpool - Arsenal, ManU - Newcastle maçlarını izledim. Aralarında en iyisi Tottenham - City maçıydı. İki takımın birbirine denk olması ve geçen seneden kalma bir rekabetin bulunması maçı zevkli kılan unsurlar olsa da ilk hafta maçı olması sebebiyle tempo 90 dakikaya yayılmadı ama yine de Allah eksik etmesin böyle maçları.

Tottenham'ın klasik 4-4-2 si ile City'nin 4-3-3 ü kapıştı. City'nin öncelikle ciddi bir zamana ihtiyacı var. Kolarov, Boateng, Silva, Balotelli, Yaya Toure ve olası Milner transferlerinin takıma adaptasyon süreci City'nin ilk üç yarışına ortak olup olamayacağını gösterecek. Özellikle Milner transferi çok öenmli. De Jong, Yaya ve Barry ortasahası Mancini'nin ürkek anlayışıyla birleşince yeterli ofansif etkinliği gösteremedi. Ireland da Mancini tarafından düşünülmediğine göre bu transferin önemi ortaya çıkıyor. Silva solda başladığı maçta zaman zaman Wright - Philips ile yer değiştirerek etkinlik sağlamaya çalıştı ama Wright Philips solda olmuyor.
Tottenham ise Modric - Huddlestone ikilisi ile baskı kurup top kapabildiği ilk yarım saatte Bale - Ekotto ikilisinin iyi oyunuyla City kalesini ablukaya alsa da maçın adamı Joe Hart ile karşılaştı. Harika bir kaleci performasıydı. Dawson - King ikilisinin ortasahayla yaklaşamadığı zamanlarda bu oyuncuların ağırlıkları Tottenham'ın başına iş açabilir.

Şimdi bu maçı izledikten sonra tutup Sivas - Galatasaray maçını izlemek olmuyor işte. Bakmayın siz spikerlerin tempolu maç dediğine. Topun amaçsızca karşılıklı olarak hızlıca gidip gelmesine tempo diyorlar çünkü. Galatasaray'ın ezberlenen ortasaha yerleşim sorununa sağ açık yokluğu da eklenince zor maç oldu bizim için. Güç ve istek olarak da Sivas ağır basınca yenilgi geldi. Ali Turan kötüydü, ilk maçı fazla eleştirmek istemiyorum ama stoper pozisyonu için düşünülmesi daha iyi olur sanki.

Liverpool - Arsenal maçı ise beklentilerimin altında kaldı. Arsenal ve ManU' yu Liverpool ve Chelsea'den ayıran özellik ne oynadıklarının belli olması ve bunu mükemmelleştirmeye çalışmaları. Chelsea de yavaş yavaş bu takımlara yaklaşıyor ama Liverpool2u ben nedense bir tutarlılık içinde göremiyorum. N'gog garip adam. Inzaghi'ye benziyor stili sanki. En azından bende uyandırdığı his o. Rosicky de Arsene Wenger'den söz almış oynamak için ama Wilshere ve Nasri kendisinden önce tercih ediliyor. Duy bu sesi Rosicky gel buraya 40 maç oynarsın :) Diaby çok iyi futbolcu, Joe COle ve Reina da sakar futbolcu.

Yukarıda da söylediğim gibi ManU da her zaman oynadığını oynadı. Kadroya baktığınız zaman anlıyorsunuz ne olacağını. Ya Rooney- Berbatov ikilisi ile 4-4-2 ya da Berbatov'un yerine Park Ji Sung veya Carrick ile 4-2-3-1. Ondan sonrası ortalama bir ManU seyircisinin tahmin edeceği şeyler.

30 Temmuz 2010 Cuma

Galatasaray 2 OFK Belgrad 2


Türkiye'de kanser hastalığına yakalananların sayısındaki temel artışın sebebi radyasyon değil yukarıdaki fotoğraftakilerin yanına eklenmiş bir Ayhan Akman'dan oluşan Galatasaray orta sahasıdır. Hepsi iyi yedek ama üçü bir arada bu kadar kötü olan başka bir grup var mıdır bilmiyorum. Yedek kulübesinde bir arada oturtsan, oturma yerlerinde problem çıkar. Ya birbirine en uzak koltuklara otururlar ya da aynı koltuğa. İlk yarıda bir atak sonrası orta saha öyle bir boşluk verdi ki bu nasıl alan paylaşımı bu nasıl yerleşme diye sormadan edemedim. Bu oyunculara 4-3-3 oynatabilen teknik direktör dünyanın en iyi teknik direktörüdür.

Dünün artıları içinde en önemlisi ise Pino'nun ve Kewell'ın umut aşılayan oyunları oldu. Kewell oyun zekasıyla yine çok katkı sağlayacak. Pino için erken ama sinyaller iyi. Son pas zamanlamasının takımla olan uyumla birlikte düzeleceğini düşünüyorum. Bir başka umutlandıran gelişme Mehmet Batdal. Çekingenlikten kaçırdıkları çok önemli değil. Atmaya başlayınca açılır.

Son olarak da futbol şansı denilen şey de bizden yana değil epeydir. Kaleci faktörü de var bu yazdıklarımda ama yine de söyleyeceğim. Young Boys - Fenerbahçe maçında Young Boys 7-8 net pozisyona girdi, Fenerbahçe ise 2 ve maç 2-2 bitti. Dün Beşiktaş maçının 40 dakikasını izledim. İlk yarısında izlediğim kısımlarda Çek takımı 4-5 tane üst üste pozisyon yakaladı ve 1 tane attı, maç 1-1 bitti. Biz dün 6-7 tane pozisyon yakaladık, rakip 2.5 pozisyon yakaladı ve maç 2-2 bitti. Su mu yok arkadaş Florya'da?

Son olarak biz bu takımı geçeriz ama olur da geçemezsek Adnan Polat şimdiden ofisteki malzemelerini toplayabilir.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Guti Beşiktaş'ta

Böyle ince oyuncular her takıma lazım. Takıma yarar, takımın prestijini arttırarak ilerideki transferlerin önünü açar, takımın zor anlarında liderlik yapar. Daha Guti transferi olmadan arkadaşlarla Beşitaş'tan kimlerin gideceği ve nasıl bir taktik kurgusu olacağı konusunda konuşurken işin içinden çıkamıyorduk. Şimdi ne olabilir ona bakıyorum.

Kadroda olması gereken 5 Türk var. 10 da yabancı sınırı var.

Türkler: Rüştü, Hakan, İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez, İsmail Köybaşı, Ekrem Dağ, Rıdvan Şimşek, Uğur İnceman, Necip, Yusuf Şimşek,Nihat ve tabii ki büyük forvet Marcio Nobre.

Yabancılar: Zapotocny, Sivok, Ferrari, Hilbert, Fink, Ernst, Tello, Tabata, Delgado, Guti, Holosko, Quaresma, Bobo

Beşiktaş'ın 4-3-3 oynayacağı varsayımıyla yaptığım kadro şu



Toraman sağ beke çekilip Necip - Uğur ikilisinden biri kadroya yerleştirilebilir veya Toraman stopere çekilip Fink - Sivok değişikliği yapılabilir.

Hilbert'e yer açmanın tek yolu ise Bobo'nun yerine Nihat'ı kaydırıp Ekrem Dağ veya İsmail Köybaşı ile sol önü tamamlamak gibi duruyor ki hiç mantıklı durmuyor. Herkes Zapo'yu yolluyor bir yerlere ama stoperdeki 2. yedeği kimse söylemiyor. Oraya bir Türk stoper alınmadıkça Zapo hiç bir yere gidemez. Bu durumda piyango kime vuruyor. Guti'nin yedeği konumundaki Delgado ve Tabata'dan birine belki de ikisine. Tello ve Holosko da yine gitmesi muhtemel isimler. Ben Beşiktaş'tan gidecek 3 yabancı totosunda tercihimi, Türk stoper alınacağını düşünerek ki İbrahim Kaş zaten kadrolu eleman, Zapotocny, Tello ve Delgado'dan yana kullanıyorum. Hilbert'in banko yedek olacağını diğer yedek kontenjanı içinse Tabata, Holosko ve Fink'ten (ya da Sivok) ihtiyaca göre bir seçim yapılacağını düşünüyorum.

Bu arada Tello'dan da gayet iyi sol iç yedeği olur. Mayışı uçuk olmazsa düşünülebilir.

6 Temmuz 2010 Salı

Güle Güle Keita

Galatasaray'ı çıplak gözle izlemeye 6 yıl önce başladım. Ara ara maçları izlemeye gidiyorum ve bence Ribery'den sonraki en göze hoş gelen futbolcu Keita idi. Dikine kaleye giden, rakibe meydan okuyan, hırslı, istekli ama aynı zamanda dengesiz bir şovmendi Keita. Tam anlamıyla "taraftarlık" bir oyuncu. Ben de Aslantepe'de görmek isterdim Keita'yı ama olaya biraz da teknik ve idari yönetim tarafından bakmak lazım.


Keita'nın satılmasını saha içi performansa göre değil de Galatasaray'ın finansal performansına göre değerlendirmek lazım. Keita'nın satılmasına yol açan gelişme geçen seneki ortasaha zaafiyeti ve bu sebeple tutturulamayan Şampiyonlar Ligi hedefi. Gelirlerde önemli bir rahatlama olduğu açık ama bu gelir artışının geçmişin borç yükünden kaynaklanan mali disiplinsizliği düzeltmek için kullanılacağı Adnan Polat tarafından söylendi zaten. Bu sebeple Şampiyonlar Ligi'nden alınamayan 10-12 milyon euro civarındaki gelir bu tip futbolcu satışlarını tetikledi gibi duruyor.
Bu duruma ek olarak bir de Keita'nın gitmek istemesi gibi bir ihtimal de var. Katar kulübünden alacağı para buradan aldığının 2 katına yakın bir para olunca Keita da tercihini bu yönde kullanmış olabilir. . Bu yaşta yetenklerini göstermek yerine parayı tercih etmesi ne kadar garip gelse de kişiliği ile alakalı olduğundan yargılamak yersiz
Peki Keita gittiğine göre yapılacak ne ? Daha önce 2 orta saha olan acil ihtiyaca bir de sağ açık eklenmiş oluyor. Giovani ismi tekrar gündeme gelebilir bu boşlukta. Kendisi istiyor, hoca istiyor yönetim de isterse olur. Kallström haberleri iyice ısındı bakalım CM efsanesi gelecek mi?


Son olarak bizden de eyvallah Keita !

30 Haziran 2010 Çarşamba

Lig Karmaları - 2

Lig karmalarına devam.

İtalya (4-4-2-Baklava)



Yedekler: Buffon, Zanetti, Chiellini, Criscito, Samuel, Kjaer, Vargas, Montolivo, Gattuso, Hamsik, Jovetic, Diego, Maggio, Vucinic, Etoo, Pazzini

Diego-Pirlo değişikliği yapıp Sneijder ve Cambiasso'yu geriye çekerek daha ofansif bir kadro yapılabilir. Defansta da sol beke Criscito düşünülebilir.


Almanya (4-2-3-1)



Yedekler: Wiese, Boateng, Westermann, Serdar, Naldo, Jansen, Khedira, Vidal, Kacar, Marin, Kroos, Elia, Cacau, Podolski, Müller, Dzeko

Yedekler diğer takımlara göre biraz zayıf kaldı. Stoperlerin de çok içime sindiği söylenemez.

Fransa (4-3-1-2)



Yedekler: Mandanda, Revelliere, Cris, Rami, Cishokho, Makoun, Sissoko, Kallstrom, Pjanic, Hazard, Gervinho, Bastos, Mevlüt, Chamakh

Fransa Afrika takımlarına benzedi doğal olarak. Defans taiwo dışında zayıf. Kapışamaz diğer liglerle bu haliyle.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Lig Karmaları - 1

Geçen seneki Real Madrid transferlerinin etkisiyle İspanya ve İngiltere Ligleri ile diğer ligler arasındaki uçurumun hem kadro değeri hem de oynanan futbol açısından derinleştiği malum. Patan'ın fikriyle İspanya, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya Liglerinden karma kadrolar çıkarttım. Bu beş lig dışında bir de Türkiye karması yapıp aradaki farkları başka bir yazıda incelemeye çalışacağım.

Kadrolar için yetenek, form ve kişisel beğeni temel ölçütler. Taktikler de kafama göre. İlk olarak İspanya



Yedekler: Valdes, Pepe, Albiol, Abidal, Filipe, Zokora, Van der Vaart, Silva, Kaka, Jesus Navas, Higuain, Fabiano, Ibrahimovic, Aguero, Forlan.
Yedekler biraz ofansif oldu diyorsanız, Toure, Renato ve Cazorla ile istediğiniz forveti değiştirebilirsiniz. Böyle bir milli takım havuzu olan bir menajer olmak şans gibi sayılabilir ama adamın başının etini yerler, "Yok, onu almadın, bunu oynatmadın" diye.

Şimdi bu kadronun en büyük rakibi olan Premier Lig'e geçelim. Bunun kadar "hayvani" bir kadro var karşımızda.



Yedekler: James dermişim. Given, Glen Johnson, Evra, Agger, Vidic, Mascherano, Barry, Fabregas, Modric, Lennon, Dempsey, Ashley Young, Arshavin, Robinho, Torres.

Dün gece Ntv Spor'da bir program vardı gece. Uykuluydum sanırım, Barry Türkiye Lig'inde oynayamaz gibi birşey duydum. Sonra bir de İngiltere takımındaki oyunculardan 4-5 oyuncu hariç Almanya ilk 18'ine giremez diye birşey duydum. Programdaki iki kişiyi tahmin edersiniz heralde. Takım başarısı için tek değişkenin futbolcu kalitesi olduğunu zannedenler var hala.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Stoch Transferi ve Galatasaray'ın İhtiyaçları

Stoch transferiyle, transfer sezonunda gaza basılmaya başlandı. Fenerbahçe bireysel anlamda çok iyi bir transfer yaptı.7 milyon, 9 milyon farketmez çok.4 kere izledim sadece ama bazı oyuncular kendini belli eder ya öyle bir adam işte.Genç, milli takımda forma bulan ve Hollanda Ligi'nde kendini kanıtlamış bir adam. Tek sorun ligin sertliğine, basına, ortama alışıp alışamayacağı ve Fenerbahçe oyun şablonuna uyup uymayacağı. 4-4-1-1 veya 4-2-3-1 sisteminde açıkların defansif katkı yapma zorunluluğu 4-3-3'e göre daha fazla.Bu sorun aşılamayacak bir sorun değil, tamamen öğrenme ve öğretme yeteneğiyle alakalı. İzleyip göreceğiz sistemle ve özellikle Santos ile olan uyumunu. Hayırlı olsun diyemeyeceğim, İnşallah ellerinde patlar.

Etik mevzusuna gelirsek, ortada etik olmayan bir şey yok bana göre. Sırf fiyat arttırmak için işin içine girse bir kulüp etik olmaz. Yoksa, bir oyuncu ile birden çok kulüp ilgilenebilir, bir yarış içerisine girersin, alırsın alamazsın orada kapanır olay. Bunu basının gazıyla büyük bir yenilgiye dönüştürmenin gereği yok. Ben Elano-Arda-Keita-Baros dörtlüsünün bozulmaması gerektiğini düşündüğüm için, rotasyona girebilcek başka bir açık ki Kewell olur Gio olur bulunacağını düşünüyorum. Açık kıtlığı yok dünya üzerinde. Hatta gidip yetenekli, genç ve tabii ki karakterli bir Güney Amerikalı bile getirsinler olur benim için.

kıtlık olan yer ve benim sağlam transferler yapılmamsını kabullenemiyeceğim yer, en iyi böyle anlatılacağı için FM tabiriyle söylüyorum, çok iyi bir DM ve çok iyi bir CM ve yine rotasyon için CM'dir. Bunlar alınmadığı sürece ne alırsanız alın bu kadroyla dikiş tutturamazsınız. Stoper söylemedim çünkü Servet, Emre Güngör ve Gökhan Zsn için belirsizlik sürüyor. Servet ve Emre Güngör giderse ki öyle duruoy bu durumda ikinci stoper için elde Gökhan Zan ve Ali Turan kalıyor ki tek kelime ile olmaz. En iyi Türkleri yolladığımıza göre Bir de yabancı stoper yazalım tahtaya. O zaman Neill, DC transferi, DM transferi, CM transferi, Elano, Keita ve Baros ile yabancı hakkımız doluyor. g
Yani, gözüken durum aşağı yukarı şu,

Hali hazırda olanlar,
GK: Aykut, Ufuk, Leo Franco
DR: Sabri - Uğur
DL: Hakan - Çağlar
DC: Neill - Ali Turan
DC: Transfer - Gökhan Zan
DMC: transfer - Mustafa Sarp - Musa Çağıran
CM: Elano - Barış
CM: Transfer - Emre Çolak - Ayhan
AMR: Keita - Serdar Özkan
AML: Arda - Kewell veya Gio
ST: Baros - Mehmet Batdal

Ekleme ya da çıkarmalar tamamen şu an bilmediğimiz transfer bütçesine bağlı.Servet, Topal, Emre Güngör'den kazanılacak tahmini 10 milyon euro ve yönetimin ayırdığı bütçe ile Orta saha için ideal oyuncular bulunabilr mi? Gio maliyeti düşürülüp alınabilecek mi,yoksa boştaki Kewell ile bir sene daha devam mı gibi sorular kafa kurcalıyor.

Veeee evet Dünya Kupası başlıyor. Favorim İngiltere, Plase İspnaya, Sürpriz kamerun :)

26 Nisan 2010 Pazartesi

Galatasaray 0 Bursaspor 0

Çok güzeldi gerçekten. Kırmızlardan sonra kazanma ümidimi kaybettim, ama yine de gayet mutluydum. Niye derseniz cevap belli. İç sahada rakip ayırt etmeden oynanması gereken tempolu, hareketli futbolu sahaya yansıtan, top şişirmeden ayağa paslarla hücumu düşünen, ikili üçlü şık pas alışverişleri yapan, bekleri hücuma destek veren, özgüveni yüksek, yeteneklerinin farkında bir takım, coşkulu istekli, destek olmaya gelmiş taraftar topluluğu. Kötü olduğumuz yerler yok muydu, vardı tabii. Çoğu kontranın tehlikeli pozisyona dönüşmesi, son paslardaki isabetsizlik ve zaman zaman yaşanan, pas veren ve hareketlenen oyuncular arasındaki uyumsuzluk duran toplardaki savunma zaafiyeti gibi sorunlar başgösterdi ama takımdaki istek bunların önünde.
Kişisel anlamda bakarsak. Aykut şaşırttı iyi anlamda, Sabri konsantrasyonsuz ki o geri pası pozisyonu facia :) Neill, Neill işte. Ne desem ki. Hakan Balta uyumlu, Caner'in ısrarla orta yapamamasını anlamlandıramadım. Bioxcin satışları tavan yapmıştır bu maçtan sonra. Keita istekli ama verimsiz, Gio 2. yarı görünmedi sonra da çıktı zaten, Elano kıpkırmızı, kaldıramıyor adam bu tempoyu, Arda daha istekli, daha akıllı, Topal transfer motivasyonu ile derli toplu ve Baroooooos kral ve vazgeçilmez.
Enseyi karartmamak lazım. Ümitvar olmadan nasıl yaşanır ki zaten. Bu sene bitti, planlar artık önümüzdeki sezon için ama Uefa'yı alacağız geyiği yapanı döverim söyleyeyim baştan.

9 Nisan 2010 Cuma

Protesto

Galatasaray tribünlerinin Diyarbakırspor maçındaki protestosu herkes tarafından benimsenecek bir protestoya dönüşebilecekken, malum tezahüratın sinema kısmı nedeniyle tartışmalı hale geldi. Bu kadar ucuz bir cümlenin yerine başka bir cümle koyulsa o tezahüratı 5000 kişi söylediyse o gün o sayı 10000' e çıkardı. Ne yazık ki taraftarlar çokça eleştirdiği medyanın gazına gelip saçmalamıştır ve ayıp etmiştir o cümleyle. Oyundan çıkarken ki tepkinin ise, Arda'nın ilk golden sonra Baros'un taraftarlara koşuşunu engellemesi üzerine oluştuğu söyleniyor. Bu net görülmüyor ama statta olanlar daha net görmüşlerdir, onun için doğru kabul etmek lazım. Bu sebeple Arda yapılması gereken en son şeyi yapıp taraftara sırtını dönmüştür ki, bu istersen Messi ol, Galatasaray'da "simge" olmak istiyorsan yapılacak en son şeydir. Şimdi taraftar herşeydir derken abartı gibi gelebilir ama öyle. Düşünün şimdi Jo'nun kalma şansını. Fena da oynamıyorken bir büyük hata, diğer ülkelerde hata kabul edilmemesi gerçeği değiştirmiyor burası Türkiye ve kendine has bir karakteri olması da takdir edesiniz ki normal Sivas maçında kötü bir 20 dakikalık performans ve gümmmm. Burada sorumlu biraz da olmayan idari menajer ama o apayrı bir konu.

Şimdi Arda özelinde bir değerlendirme yaplaım. Arda'nın özel hayatı umrumda değil. Benim de maddi gücüm olsa ben de kapatırım sinemayı ne var bunda. Görgüsüzlük değildir bana göre. Adam sevgilisinin oynadığı filmin galasına gidememiş, böyle bir jest yapmış. Benim içim önemli olan saha içi performansıdır. 7 gol, 11 asist, oynamadığı maçlarda kaybedilen puanlar Arda'nın önemini zaten ortaya koyuyor ama bu Arda'nın önceki senelerdeki isteğini,hırsını sahaya yansıttığını, önemli anlarda karakter gösterip sorumluluk aldığını, yabancı oyuncuların takıma entegrasyonunda kaptanlığın gerektirdiklerini yaptığını göstermiyor. Arda'nın bu seneki eksiklği ve taraftarın özlediği şey bu. Saha içinde skora isyan eden oyuncu zaten yok, bir de Arda ruh gibi dolaşınca şarteller indi taraftarlarda. Bir de "ama gerçek Galatasaraylı" olayı var ki hepten ilginç. İyi de ben Galatasaray sevgisiyle dolu 20 kişi göstereyim etrafımdan onlar oynasın o zaman. Arda çok üzüldü maçta, benim de içim acıdı ama bu şan, şöhret, para gibi getirilerin de biraz maliyeti oluyor. Karşılığını en azından karşılık vermek için çabaladığını göstermezsen hiç kimse kara kaşına, kara gözüne Galatasaray sevgine bakmaz "Büyük Kaptan" adayı.

Gelelim taraftarlara. Öncelikle " 14 sene bekledik " diyenlerin kaçı 14 sene bekledi ki diyenler, taraftar kitlesinin değişen futbol ile birlikte sonuç odaklı hale gelmesini anlatmak isterken, saçmalıyorlar. Mücadele gösterin biz yine bekleriz anlamını çıkarmak zor değil. Bekleyemez çoğu ama amaç öyle. Madem nesilden nesile aktarılan efsaneler tezahürat konusu yapılmayacak o zaman Metin Oktay tezahüratı da yapmasın o yaş grubundakiler. Taraftar profili değişmedi mi değişti tabi. Taraftara müşteri gibi davranırsan taraftar da müşteri hakları çerçevesinde tepkisini gösterir. Futbolun taraftarlar için taraftarlık bağını zedelemeden bir sosyal ektibiteye dönüşmesini istiyosanız onların görmek istediği mücadeleyi sahaya yansıtacaksınız. Yoksa ben de dahil hiç kimse sağdan soldan kısıp maça gidince, yerden kalkamayan 11 adamı değer verdiği forma altında görmek istemiyor.

Galatasray'ın uzun vadeli başarısı bu yaz yapılacak hamlelere bağlı. Kısa vadeli başarı için ufak bir şok gerekiyordu. O da yapıldı. Olumlu ya da olumsuz etkisini göreceğiz önümüzdeki haftalarda.

28 Şubat 2010 Pazar

Galatasaray 4 Kasımpaşa 1

Avea reklam müziğini ilk defa bu kadar içten söylüyorum. Oh beaaaa. Budur ya. Statta böyle coşkulu, tempolu ve Giovani'li bir takımı izlemekten daha güzel bir haftasonu eğlencesi bulamazdım heralde. Karşında gördüğünü tekmelemeyen bir takım. Kendi oyununu oynamaya çalışıyor ve iyi de oynamıştır bence bugün. Öndeki prese karşı top şişirmeyip kısa kısa paslarla hücuma çıktılar. Her ataklarında sakince kafalarını kaldırdılar, paslaştılar, uygun durumda şut çektiler. Seneye oyuncularını kaybetmeyip, defansını da güçlendirirse ilk 6 adayıdır. Yılmaz Vural'ın değeri bilinmeyen bir teknik direktör olduğuna ikna olacağım bu gidişle.

Gelelim bize. Takımda kötü oynayan yoktu. Hepsi istedi ve aldı. Sadece Arda'nın gayet olağan olan yorgunluğu göze çarpıyordu o kadar. Yine de golünü yazdı kaptan. Sabri'nin dönüşünün sağ kanadı nasıl canlandırdığı aşikar. Bindirmelerinin yanısıra önde basarak, baskı kurmamızı da sağladı. Golde kademe hatası var tabi ama 2 aydır oynamayan bir futbolcu o kadar da hata yapar. Neill, Neill işte. Başka söze gerek yok. Servet de önceki maçlara göre daha derli toplu gözüktü. Caner de defansif performansı da takımın önde basmasının etkisiyle iyi gözüktü.

Orta sahada Mehmet Topal gayet iyi oynadı. Bu kadar değişken performanslarının nedenini bir çözebilirsek derdimiz kalmayacak. Ayhan, hamlığını biraz olsun atmış gözüktü. Topun dolaştırılmasında soğukkanlı oyunuyla önemli rol oynadı. Keita, her zamanki gibi delici. Golü mükemmel ama 1-0 ken oyunu biraz şova dönüştürüp disiplinden çıkıyor gibi geldi bana. Yoksa bulduğu pozisyonlarda forvetleri topla buluşturamayacak bir adam değil. Arda dediğim gibi sakatlığının ve yoğun maç temposunun getirdiği yorgunlukla bildiğimiz Arda gibi dğildi ama haftaya eskiye dönüş yapar Giovani için bir şey diyemiyorum. Son yıllarda o kadar Galatasaray maçı izledim. Kaleye bu kadar net ve hızlı giden bir adam görmedim. Yetenekleri TÜrkiye'yi fersah fersah aşıyor. Performansıyla da aşarsa fazla izleyemeyiz kendisini Türkiye'de. Jo'yu izlemekten fazlasıyla memnunum ama opsiyonu olmadığı için kendimi alıştırmak istemiyorum. Topla arası gayet iyi. Hava toplarını yüksek bir yüzdeyle indiremese de rakibi bozuyor, asisti de oyun zekasını gösterdi zaten.Bir Brezilyalı forvetin vuruş tekniğini zaten tartışmam. Satın alabilirsek seneye süreklilik problemini de aşacağını düşünüyorum.

Bu maçtan sonra fazla iyimser bakıyor olabilirim ama şampiyonluk kokusu da gelmiyor değil.

25 Şubat 2010 Perşembe

Galatasaray 1 Atletico Madrid 2

Suç bende değil. Hakem kötü yönetti, takım kötü oynadı, taraftar kötü (bütünsel performans olarak bakıyorum). Sonuç normal karşılanmalı. Kontrol futbolu ve Türk Takımları konulu bir panele ihtiyaç var. Hakan Şükür az önce Galatasaay'ın kontrollü oynadığını söyledi. Kontrol futbolu dediğimiz şey rakibin ayağına bakıp, 5 pas bile yapamamak mıdır, yoksa kendi pas düzenini kabul ettirerek oyunun temposunu yönlendirmek midir ? Bugün oynadığımız şeyi bir kalıba sokacaksak bu defansif futboldur.

Bu takımın sorunu ortasaha demekten bıktım ama öyle ne yapayım. Olmaz yani mümkün değil. Bu kadar "temiz" oynayan adamlar yan yana olmaz. Topal alıyor hiç risk almıyor, topla kat etme sıfır, atakları yönlendrimede başarısız. Sarp şu son iki maça kadar formayı kapmasını sağlayan özelliğini iki maçtır gösteremiyor.Enerjisini, hırsını ortaya koyamayınca da fazlasıyla sıradan bir futbolcuya dönüşüyor. Orta üçlümüz savunmada alan parselleyemiyor. Hücuma çıkışlarda hiç bir organizasyon yok. Mustafa Sarp'ın ceza alanına girmesi, pozisyon kovalaması güzel ama asıl önemli olan duracağı yeri hem Topal'ın hem Sarp'ın bileek pas yüzdesini arttırması ve pas trafiğini hızlandırması. Defansif kurguyu aksatmadan bunu sağlayabilecek bir ortasaha oyuncusu transfer listesinin ilk sırasında olmalıdır. Elano sakatlandığından ötürü çıktı sanırım. Yerine giren Ayhan'da uzunca bir süredir oynamamanın etkisiyle berbat bir maç çıkardı. Özet olarak orta sahamız süründü bu akşam.

Defansa gelirsek eğer, yediğimiz ilk golün aynısını geçen sene ya biz ya da başka bir Türk takımı yedi. Ama hangi maç, ne zaman hatırlamıyorum. Pozisyon tıpatıp aynıydı ama ona eminim. O pozisyonda Neill anlamsız bir hamle yaptı, tüm defans golden önceki Atletico baskısının getirdiği tedirginlik sonucu uyuyakaldı ve Simao da harika bir plaseyle topu ağlara yolladı. 2. gol yıllar sonra gelen bir döndürmeyin vakasıdır. Ben ağırlığından dolayı yediği çalıma kızmam, ama Servet maç boyu konsantrasyonunu bir türlü sağlayamadı. İki maç dışarıda kalınca performansı bu kadar düşmemeli.

Ama asıl yenilgiyi getirorsen bana göre takımın maça konsantre olamaması. Bu kadar ürkek, çekingen oynanmaz. Hele hele kendi sahanda oynuyorsan birazcık rakibi ısıracaksın. Arda geçen sene Hamburg maçından sonra verdiği röportajda "Golü yedik mi hemen oyundan düşüp paniğe kapılıyoruz, daha karaktrli oynamamız lazım" demişti. geçen seneden değişen bir şey yok. Takım reaksiyon vermiyor ne yazık ki.
Rijkaard uzatmaları düşüneek bir değişiklik yapmadı sanırım. Gerçi orta saha böyle dükülürken 360 dakika uzatma olsa değişiklik lazım bence. Bir de Rijkaard'a birileri Türk futbolcularının psikolojik yapılarının farklılığını anlatması lazım sanki.

Gelelim hakeme. Şimdi ben sinirlenince küfür eden bir insanım. Bugün de kandil, beni o kadar günaha soktu ki sırf bu yüzden bu hakemi yolda görsem sopalarım. Vicente Calderon'da takdir hakları bu kadar atletico lehine kullanılmadı be kardeşim.Bu durumda taraftarın! da payı var ona aşağıda değineceğim. Adamların baskı kurmasına yardım etti hakem. İnce ince işledi. Yardımcısı da penaltı pozisyonunda kremasını ekledi pastayı yemesi de Forlan'a düştü. Yani o pozisyonda bir kişinin, ama olmamak şartıyla, o eli görmemesi mümkün değil. Ne mümkün, bilerek çalmaması. İşte o zaman bu şerefsizliktir, emek çalmadır, düpedüz ... Ben iddia ediyorum Caner, bu arada kendisine yaptığı "amatörlükten" dolayı sevgilerimi yolluyorum, Atletico formasıyla Vicente Calderon'da 2. sarı karttaki hareketin aynısını yapsın , o kart hakemin cebinden çık-a-mazdı. Burada da lobi etkisi mevcut ne yazık ki. Niyet değişmedikçe, hakem sayısını sonsuza götürün limiti yine ibnelik çıkacak.

Ve gelelim benim de zaman zaman içinde yer aldığım gruba yani stattaki taraftara. Maç başında koreografi 10 numara. Ellerine sağlık yayında ve yapımda emeği geçenlerin ama sorun yine aynı. Maçın başı bir taraf ıslık, bir taraf tezahürat. Ortada biri üçlü, biri Cimbombom'um benim. Ahenk sıfır. Bunun yanında ne rakip ne de hakem üzerinde baskı kurabilmek için bir çaba yok. hakem bir ara zart zurt herşeye faul çaldı. Orada stad düdükte bir inleyecek ki adam bir daha düdüğü götüremeyecek eline. Yeni stad ile aşılacak problemler bunlar. Bir de olumlu sonuç çıkaralım, iyi gün taraftarları Kasımpaşa maçına yüklenmeyeceği için rahatça yer buluruz maçta. Ben zaten en rahat biletleri Fener yenilgileri ve Avrupa yenilgileri sonrası buluyorum.

Canları sağolsun diyor, önümüzdeki maçlara bakıyoruz.

19 Şubat 2010 Cuma

Atletico Madrid 1 - Galatasaray 1

Son 4-5 senedir bu kadar temposuz ve yavan bir maç izlemedim. Gerçi iyi oldu bir yandan rahatça maçı takip edebildim.Ertem Şener'in sesi kulaklarımdan gitmemiş durumdaydı ilk yarı bitene kadar. Yoruluyorum onun anlattığı maçları izlerken. Sesi kıssam maçın havasına giremiyorum. Kısmasam deliriyorum. Ondan sonra bir de İlker Yasin - Ermna Toroğlu ikilisi geldi ki anlatılmaz. Türk televizyonları her maçta kendilerini aşıyorlar. Birbirinden farklı özelliklere sahip, tek ortak özelliği başarısızlık olan spiker-yorumcu ikilileri görüyorum her seferde. Bir gün Levent Özçelik - Ömer Üründül bir gün İlker Yasin - Erman Toroğlu. Ya arkadaş hadi spikr zorunluluk ta, yorumcu koyma olsun bitsin. Zaten yorum diye birşey yok ortada. Onların yaptığı muhabbeti millet kendi arasında da yapıyor zaten.

Şimdi aklımda kalanlar.
Maça 0-0 için çıkmış takımımız Caner'in üstün çabasıyla planlarını biraz değiştirmek istedi ama yapılabilecek tek hamle de Caner - Giovani değişikliği olduğu için sahaya pek yansımadı bu istek. Burada ilk defa Rijkaard'a kızdığımı belirteyim. Gaziantep maçında penaltı kaçıran, yerlerde sürünen Nonda'yı oyundan almazken Caner'i şak diye çıkartması tutarlı olmadı. İki maç arasında önem farkı olması bir şeyi değiştirmez. Ha bana göre dün doğruyu yaptı ama ilk yaptığı yanlış sebebiyle bu doğru sıkıntı doğurabilir futbolcuların kafasında. Santos'un Rijkaard tarafından istendiği aşikar. Hocanın topçusu olması Rijkaard gibi güçlü birine kararlarından dolayı zarar vermez ama oyuncunun takımla bütünleşmesine, Türk oyuncular bazında, çok zarar verir ki bundan zaarlı çıkan Galatasaray olur.
Keita bir acayip adam. maçtan maça değil, maç içinde istikrarsız adam. Öyle böyle atı golünü, atınca da kendine geldi. Kanat oyuncularının performansında beklerin de büyük payı olduğundan Sabri gibi deli gibi koşu yapan bir adam ile Keita daha da iyi olacaktır.
Leo Franco dün maçta iyi oynamış, kötü oynamış orası tartışılır. Bana göre normal bir oyundur oynadığı. Ben hala güvenmiyorum, güvenemeyeceğim de. Frikikte hatalı mıdır? 10 kere izledim golü. Belki çok detaylıca izlediğim için yanılıyorum ama hatalı bence Leo. Top gelmeden sağa doğru bir hamlesi var ki bence golün yenmesiinin sebebidir. Ben kapattığı köşeden frikik yiyen kalecileri anlayamıyorum. Çok sert veya çok falsolu gelir anlarım.. Sen köşeni al, öbür köşeye atılan top barajı geçerse, top çok köşeye gitmedikçe, topu çıkarma şansın mevcut. Olur ya topu köşeye yollar, gol olur. Yesen de senin suçun değildir artık o gol.
Arda'nın formu yükseliyor. Bu takımın lideri tartışmasız ama bir tartışmasız konu daha var ki bu takımın oyun kurucusunun Elano olması gerektiği. Dün akşam en mutlu olduğum performans Elano'nun. Neill gayet iyiydi. aguero'nun yatıramayacağ adam yok. Bu yüzden Servet'in hatası çalım yemesi değil, gereksiz risk almasıdır. Temiz oynuyor denir ya, Servet'in öyle oynaması lazım.

Son olarak Lille takımında beğendiğim ve takımımıza da bulaşmasını istediğim öözelliğe de değineyim. Topu karşılayan defans oyuncusunun panik yapmadan, kafayı kaldırarak, kendine ve takım arkadaşlarına güvenerek, kısa pasla, göğüsle veya kafayla arkadaşlarına aktarması. Şişirme diye bir kavramı duymamış gibiydiler son 10 dakikaya kadar ki son 10 dakikada skoru koruma baskısıyla o hareketler normal. Bu sene Fenerbahçe'ye karşı üç adam izledim çok etkili oynayan. Eden Hazard, Miroslav Stoch ve İbrahim Üzülmez. Fenerbahçe sorunu burada aramalı. Sürekli bindiren hızlı üç adam.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Yeni Teknik Direktörümüz Hiddink

Yok daha neler demiştim ilk haber çıktığında. Haber şu anda önde gelen futbol sitelerinde tüm ihtişamıyla durmakta. Frank Rijkaard, Guus Hiddink derken yakında Mourinho da gelir. Van Gaal de gelince okeye dönerler artık. Bir üst sınıfa geçmek için gerekli atılımın önemli bir parçası olacaktır Hiddink. Hem milli takımın başarısı hem de şu sıralar çokça konuşulan ligin marka değerinin artmasında önemli bir paya sahip olacaktır.
Maaşı konuşulnaya başlamadan söyleyeyim adam 7 milyon euro alıyor olsa, kimsenin gıkı çıkamaz çünkü adamın ederi o. Fazlasıyla hak edecektir o parayı zaten. Kaçırdığımız şampiyonalardan ettiğimiz zarar düşünülünce devede kulak kalıyor zaten bu meblağ.
Maddi anlamda diğer bir katkısı da futbolcu değerlerinin yükselmesiyle kulüplerin elde edeceği gelirlerin artmasıdır. Nasıl mı ? Rusya ile katıldığı ilk turnuvada yarı final oynamış olan Rusya takımından Arshavin, Zhirkov, Bilyaletdinov, Pogrebnyak, Pavlyuchenko büyük transferlere imza attılar. Bu beş transferin toplam transfer bedeli 70 milyon euro. Tabi bu isimler yetenekli, er ya da geç bu liglere transfer olacaklardı ama asla bu transferlerin toplam bedeli bu denli yüksek olmayacaktı. Buna benzer biçimde, Euro 2012 veya 2014 Dünya Kupası sonrası Arda, Gökhan Gönül, Mehmet Topal, Özer, İsmail Köybaşı, Sercan gibi isimler böyle transferlere imza atabilirler. Tabi burada bizim klüplerimizin de Zenit ve Cska gibi Avrupa'da parlamaları lazım.

11 Şubat 2010 Perşembe

Galatasaray 3 Antalyaspor 2

Bu maç, 2005-2006 sezonundaki Fenerbahçe ile oynadığımız çeyrek final 2. maçına benzedi. Maçtan sonra oynanan oyundan memnun ama buruk bir his var yine içimde. Hem defansta hem ofansta bu kadar arzulu oynayan bir takım, bir korner golü ve savunmasını orta sahaya çıkarmışken yediği bir kontra golle elendi. Burukluğun sebebi o. Antalyaspor da iyi mücadele etti ama maçın hakkının bundan daha fazlası olduğunu söylemek gerekir.
Emre Güngör - Neill tandemi iyiye gidiyor. Hakan Balta geldiğinde de defansif açıdan güvenilirliği artacak. Servet daha iyi bir stoper ama o kadar kötü kullanıyor ki topu Emre Güngör mecburen tercih ediliyor. Servet basit oynamayı kabullenmez ise sene sonnu takımdan gönderilebilir. Hem kendi kariyeri hem de kulübe kazandıracağı bonservis ile çok da uzak bir ihtimal gibi durmuyor. Uğur Uçar sakatlığı öncesi verimine yaklaşabilse idi dünkü maç 3 asist yapardı. Bindirmeleri etkili ama top adrese gitmiyor, hakkını da yemeyelim gidenler de kaleye girmiyor.
Mustafa Sarp'ın da kötü bir maç çıkarmaya hakkı var. Onun için bir şey diyemiyorum. Yalnız şu ofsayt pozisyonlarında el kaldıran oyunculara sarı kart versinler. Ya arkadaş devam etsene pozisyona. Mustafa Sarp ve Neill orada duraklamak yerine oyuna devam etse belki de golü önleyecek. Önlemese bile takip edeceksin arkadaş ya. 2. golden önce de kaçırılan 2 pozisyon var. Sonrasında da gerekli baskıyı kurdu takım ama yetmedi.
Ben gayet memnunun takımın oyunundan. Özeliikle lig için umut vermiştir. Avrupa Ligi için aynı şeyi diyemiyorum zira bu defans aksaklıkları daha çabuk cezalandırılıyor Avrupa'da. Bknz: Geçen senki Bordeaux ve Hamburg maçları.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Cassio Lincoln Palmeiras'da


Son üç senedir o kadar transfer yaptık. Net bir şekilde söylüyorum, Kewell, Keita, Elano gibi transferler aniden patlamasına rağmen, en heyecanlandığım transfer budur. İlk defa formamın arkasına isim yazdırmışımdır. Yetenek olarak da hepsinden üstün görüyorum Lincoln'u ama yetenek her zaman kar etmiyor ne yazık ki.2 milyon euro + % 50 satıştan pay doğruysa, fazla bir zarar ettiğimiz söylenemez. 4.5 milyon euro'ya alınan bir oyuncudur sonuçta. Yıllık ücret ne olacak derseniz, Lincoln'un hatası kadar teknik idari yönetimin de hatta taraftarın da hatası var derim.

Lincoln'ün hatası daha doğrusu eksikliği kırılgan yapısı. Beş maç esip gürleyen adam Feldkamp tarafından Hakan Şükür ile birlikte kadro dışı kalınca kaybolup gitti o sene. Çünkü hocaya taktı, kafayı, samimiyetini kaybetti, silemedi o yargıyı kafasından. Ya da maç içinde kendisine yapılan bir faul verimeyince, kafayı hakeme takar onunla oynar vs. Yere de çok atlar tipik bir Brezilyalı olarak. Yönetim ne yapamamıştır, Feldkamp, Türk oyuncular ve Lincoln arasındaki kopukluğu bir türlü çözememiştir. Taraftar olarak biz ne yapmışızdır, oynamadığı zaman bile ıkınmışızdır Lincoln diye. Ben de bağırdım çok ama yanlıştı. Çünkü, herkes olgun değil bu sevgi gösterisini kaldırabilecek kadar. Ya da taraftarın Arda, Servet, Lincoln arasında bir ayrım yapmayacağını bilemez. Taraftarın çoğu zaten iyi oynadığı için değil, motivasyonunu sağlayamadığından taraftar sevgisiyle Lincoln'ü kendine getirmek istediğinden bağırmıştır.

Lincoln'ün Galatasaray kariyerini gözden geçirelim. Lincoln'ün futbol karakterinin bir sonucu olarak ya iyi ya kötü maçlar çıkarmıştır. Ortasını hatırlamıyorum. Ya gözümün pasını silmiştir, ya da fiziki ya da psikolojik yetersizliklerinden dolayı silik bir görüntü çizmiştir ama kötü oynadığı maçlarda bile estetik oyunundan bir şey kaybetmemiştir. İlk maçlar fırtına gibi esen Lincoln, uzaktan goller, asistler ki bunlar takıma yeni gelmiş özellikle bir yabancı futbolcu için takım arkadaşlarına kendini kabul ettirmek için çok önemli, mutlu mesut bir adam. Derken Beşiktaş maçı, Lincoln - Hakan Şükür - Feldkamp üçgeni, üstüne sakatlık derken küüüüüüt. Lİncoln yok. Ama bu zamanda bile kritk Gençlerbirliği maçında 88 de golü atıp maç kazandırmıştır. Sonra Feldkamp gider, 11 Metin efsanesi ile şampiyonluk gelir.

2008-2009 sezonu ile birlikte taze bir başlangıç yapma fırsatı gelir Lincoln'e. Yanına da Kewell ve Baros takviyesi yapılır. İlk maçlarda iyileşeceğinin sinyallerini verir. Çünkü, isteksizlk halini üstünden atmış, tam istediklerini yapamasa da kıpırdandığını görmek siteyene göstermiştir. Sonra artan fiziki gücü ve öndeki dörtlünün kalitesi ile şova başlamaıştır artık. O araya attıkça, Baros kaleye atıyor, Benfica, hertha, Olimpiakos geçiliyor ligde de seyir zevki yüksek, bol gollü maçlar serisi Üç Ankara serisi ile tavana vuruyordu. SOn maçta Beşiktaş'ı Lincoln'ün şovu ile dörtleyen takım devre arasına ümitvar giriyordu.

Sonra bir Gümney Amerika - afrika ortak yapımı "geç gelen futbolcu" filmi devreye girdi. Sivas deplasmanında mağlubiyet, yine Sivas'a kupadan eleniş, Lİncoln'ün kırmzı kart gördüğü Kayseri maçındaki son dakikada yenilen golle alınan beraberlik, Antalya ve Taner Gülleri pardon KOcaelispor derken suyu zaten sıcak gelen Skibbe gönderildi, erken olduğu bile bile Bülent Korkmaz geldi. Büyük kaptan, genç hoca da ilk işim disiplin yakarım moduna geçince Lincoln de devreler yine yandı.Devreler yanınca ortaya çıkan kalp ile beyin arasındaki temazsızlık yine isteksiz, ruh gibi dolaşan Lincoln'e döndü sonrası da 6 aylık boşluk ve Palmeiras.

Sonuç olarak Lincoln iyi futbolcu mudur? Kesinlikle evet. Hayır diyen Hamburg maçındaki 2. golde topun üstünden atlayan zekaya, Beşiktaş maçındaki baros'a attırdığı gole, paslarda ve top kontrollerindeki estetiğe baksın. Büyük futbolcu mudur ? Orası hayır işte bence. Çünkü bu kadar duygusal ve çabuk demotive olan birinden büyük futbolcu olamaz ama yine de LINCOOOOOOLN LINCOOOOOOOOOLN.

7 Şubat 2010 Pazar

Kayserispor 0 Galatasaray 0

Maçı izlemeye gittim, yerime oturdum. İlk cümlem "zemin ne güzel lan" oldu. Bülen Tulun da iyi zemin falan diyince ümitlendim. Ondan sonra maç başladı, Servet dışında beklenen kadro, Mehmet Topal bir 15 dakika ısındı maça. Top kaptırıyor, pası atamıyor, top kapamıyor, faul yapıyor ne ararsan var. Sonra baktım top kaybı yapan sadece Mehmet değil. Teknik olan futbolcular da abuk sabuk top kaptırıyor. Hatta top kendi kendini kaybediyor. Maç böyle uğultu içinde, durmadan seken ve şişirilen bir top ile devam etti kırmızı karta kadar.

Şimdi teknik detaya dalmanın manası yok çünkü ortada bir futbol yok.Bireysel olarak bakalım. Sağ bek Uğur defansta iyi de her top rakibe, taca. Bindrimeleri zamansız. Olması gerektiği zaman geride, gerekmediği zamanda ileride. Caner'den sol bek olmaz. Nonda'yı değil ama Alpaslan'ı fazlasıyla aradım. Solda oynayacak bir Alpaslan - Caner ikilisi gayet de iş görürdü gibi geliyor ama dediğim gibi konuşması kolay buradan. Defans ikilisi zaten iyi bir maç çıkardı. Üstüne laf söylemeye gerek yok. Mehmet Topal - Mustafa Sarp ikilisi pas ayaklarından çıktıktan sonra kendilerine boşa atmayı ne zmaan öğrenecekler çok merak ediyorum. Pası atıp bekliyorlar, bekler de hareketli olmadıkları için çok statik bir paslaşma ortaya çıkıyor ki bu paslaşmanın pozisyon üretmesini beklemek anlamsız. Arda defans arasında kaybolmuş, Elano topla buluştuğunda etkili ama çok nadir oluyor bu anlar. Keita 2. yarı savruk da olsa (bu bence takımın etkisizliğinden kaynaklandı)etkili. Dos Santos 1.5 yıldır geriye gidn bir adam olarak haliyle güvensiz ve güçsüz.

Kırmızı karta kadar da öyle ortada bir top koşuşan 22 adam şeklinde bir maç ve dengeyi değiştiren kırmızı kart. Ben bir hoca olsam ve karşıda Keita varsa kesinlikle sarı kartlı oyuncuyu değiştiririm. Adamın bilekleri çok hızlı, bir defans olarak kart görmek hiç de problem değil Keita'nın karşısında.Kırmızı kart sonrası hissedilen eksiklik ise şu. Lider oyuncu vasfı. Takımı sakinleştirip organize bir biçimde hücum etmeye çalışmak varken bu senenin hastalığı panik ortaya çıktı yine. Aslında bir an önce go latma isteğinin bir sonucu bu ama Pirelli reklamında nedir slogan. Konrolsüz güç, güç değildir. Orada Arda'nın geçen senelerde üstlendiği lider rolü üstlenecek bir oyuncu arandı. Arda yorulmuş, hem zihinsel hem fiziksel. Keita dışında diğerlerinin, Elano dahil, karakteri buna uygun değil. Sadece Mustafa Sarp en önemli özelliği hırsını ve mücadelesini orataya koyarak biraz sivriliyor o kadar. Ama buna rağmen üç pozisyon bulan bir takım. fenerbahçe'nin farkı nedense burada. Buldum mu affetmiyor. Biz ise boş geçiyoruz. Neyse, Kayseri deplasmanında puan kaybetmekte bir sıkıntı yok. İç sahalarda kayıp yaşamayalım yeter.