Kazasız belasız bir yolculuktan sonra, gezip göreceğimiz iller kervanına Aydın da katılıyor inşallah. Ben bu İç Batı Anadolu denilen bölgeyi ve çevresini pek sevmem (Eskişehir'i ayrı tutuyorum) ama bu kent İzmir'e yakın olduğundan biraz daha insancıl olabilir. Bakalım manzara nasıl.
Yolculuğun sebebi ise bir kuzenimi daha evliler grubuna kaptırmış olmam. Mutlu bir birliktelik diliyorum buradan da. Bekar erkekler kategorisinde 2. liğe terfi ediyorum bu güzel olayla birlikte. 1. liğe yükselmem de 1-2 sene içinde gerçekleşir. Ondan sonra o 1. liği kolay kolay kaptırmam gibi duruyor bu "şans"la :)
25 Eylül 2009 Cuma
22 Eylül 2009 Salı
Racing Santander 0 - Barcelona 3 (Maç Devam Ediyor)
Barcelona'nın ilk 6 dışındaki maçlar ne yazık ki böyle. İlk yarım saatte maç bitiyor. Haliyle maçın da zevki kalmıyor. Maçın içine ediyorlar!!! Şimdi böyle yazdım diye Santander "superb comeback" yapar mı? Tabii ki yapamaz.
Kasımpaşa 1 - Galatasaray 3
*Değerli süper ligimizn "top class" hakemi. Görme engelin mi var zihinsel engelin mi? Bunlardan biri var gibi gözüküyor. Yok diyorsan, geriye bir ihtimal kalıyor, o da verilen "kutsal" görevi erine getirdiğin. Aldığın para helal olsun. Nasıl olacaksa ? Benim merak ettiğim bu hakemin ne gibi bir yaptırıma maruz kalacağı?
*Beşiktaş maçını izleyemedim Sabri için maçın adamı dendiğinde çok şaşırmıştım. Pana maçında da iyiydiç Bugün ise döküldü. Yediğimiz gol de pozisyonu seyretme lüksü olmayan biri Sabri. Hadi ilk verkaçta uyanamadın, sonra niye takip edip Emre Aşık'ın boşluğunu kapatmıyorsun
* Ali Güneş rahat olsun. Bu maçta kırmızı yemediyse, bir daha hiç bir naçta yenez. Tabii her maçı İlker Meral'in yönetmesi şartıyla.
* Yürüyedur Nonda.
*Beşiktaş maçını izleyemedim Sabri için maçın adamı dendiğinde çok şaşırmıştım. Pana maçında da iyiydiç Bugün ise döküldü. Yediğimiz gol de pozisyonu seyretme lüksü olmayan biri Sabri. Hadi ilk verkaçta uyanamadın, sonra niye takip edip Emre Aşık'ın boşluğunu kapatmıyorsun
* Ali Güneş rahat olsun. Bu maçta kırmızı yemediyse, bir daha hiç bir naçta yenez. Tabii her maçı İlker Meral'in yönetmesi şartıyla.
* Yürüyedur Nonda.
19 Eylül 2009 Cumartesi
EuroBasket 2009 - Yine Bize Esmer Günler
Yunanistan maçının en sinir bozucu anı hakemlerin götünden uydurduğu 4 saniye ile Yunanistan'ın kazandığı üçlüktü.Sinirimin bozulmasının nedeni yediğimiz basket değil, bu pozisyon karar verilirken ben TV başında çıldırıp hakemlere söverken bizim teknik ekip hiç tepki göstermemesiydi "Ağlamayan çocuğa meme vermezler" derler bu memlekette. Büyük bir haksızlığa uğruyorsun ve en küçük bir tepki yok. İlginç...
Maçı kaybetmemizin en önemli nedeni, Sinan Güler'in maç sonunda dediği gibi, sakin davranamamızdı. Oyuncuların hırsı ve kazanma arzusu maalesef bu sefer ters tepti. Benim aklımda kalan sakin kalamadığımız pozisyonlar şunlar.
* Yukarıda bahsettiğim pozisyonda Ersan pas arası yaptıktan sonra iki oyuncumuz da donup kaldılar ve topa hamle yapamadılar. Baby Shaq da aldı topu sora gelişen olaylar malum.
* Ersan gibi bir oyuncu o pozisyonsa nasıl öyle bir acemilik yaptı anlayamadım. Benim tahminime göre temas alıp basket faul olması için o kadar içeri girdi ve savunmacısının geri çekilmesi sonucu dengesiz bir atış yaptı.
* Bir diğerinde ise aktörümüz Ömer Onan. Son 1 dakika içindeydi yanılmıyorsam. Yine bir pas arasında hızlı çıktık kerem topu Ömer'e aktardı ve Ömer üçlüğü atarak maçı koparmanın hazzını yaşamak isterken evdeki bulgursan olup bir üçlük yiyerek 1 sayı geriye düştük. Sakin kalabilen bir takım orada frene basar ve sete döner. Ama işte aşırı gaz motoru boğuyor.
* Yine Ersan'ınkine benzer bir pozisyonsa Ender'in pas hatası var.
Bu saydıklarım fazlasıyla bariz hatalar. Bir de set hücumlarındaki abuk subuk pas ve şut tercihleri var ki onlara hiç girmeyelim.
Bir de Sinan daha fazla dakikayı hak ediyor, hele hele böyle etkili bir guarda sahip bir takım varken karşınızda.
Koç konusuna gelirsek. Tanjevic 2004 'ten beri bir ekol yaratma amacıyla takımn başında ama saygı duyulan bir ekole sahip olmak için önce istikrar gerekir. Bir şampiyona da deli gibi mücadele edip, birliktelik gösterip, hemen ertesi sene ortaokul takımı gibi oynarsanız bir ekolden söz etmeniz mümkün olmaz.
Oyuncu seçimleri bayadır tartışılıyor. Her zaman zor olanın yıldızları bir arada oynatabilmek olduğunu savunurum. Yıldızla sorun çıkartıyor, takım ruhunu bozuyor deyip onları takımdan şutlamak işin en basiti. Bana Mehmet, Hidayet, Ersan üçlüsünün isteklerini Milli Takım'ın hedefleri doğrultusunda karşılayabilecek bir hoca lazım. Yoksa Mehme2i almayayım. kaya ile Ermal de arıza çıkarıyor."Genç çocukların gıkı çıkmaz, güzel güzel oynatırım" demek kolaycılıktır.
Neyse bir bardak soğuk su içtik. Seneye daha iyi olmasını ummaktan başka yapılabilecek bir şey yok.Yine de gösterdikleri mücadele ve yaşattıklarıo heyecan için takımımıza teşekkürler
Maçı kaybetmemizin en önemli nedeni, Sinan Güler'in maç sonunda dediği gibi, sakin davranamamızdı. Oyuncuların hırsı ve kazanma arzusu maalesef bu sefer ters tepti. Benim aklımda kalan sakin kalamadığımız pozisyonlar şunlar.
* Yukarıda bahsettiğim pozisyonda Ersan pas arası yaptıktan sonra iki oyuncumuz da donup kaldılar ve topa hamle yapamadılar. Baby Shaq da aldı topu sora gelişen olaylar malum.
* Ersan gibi bir oyuncu o pozisyonsa nasıl öyle bir acemilik yaptı anlayamadım. Benim tahminime göre temas alıp basket faul olması için o kadar içeri girdi ve savunmacısının geri çekilmesi sonucu dengesiz bir atış yaptı.
* Bir diğerinde ise aktörümüz Ömer Onan. Son 1 dakika içindeydi yanılmıyorsam. Yine bir pas arasında hızlı çıktık kerem topu Ömer'e aktardı ve Ömer üçlüğü atarak maçı koparmanın hazzını yaşamak isterken evdeki bulgursan olup bir üçlük yiyerek 1 sayı geriye düştük. Sakin kalabilen bir takım orada frene basar ve sete döner. Ama işte aşırı gaz motoru boğuyor.
* Yine Ersan'ınkine benzer bir pozisyonsa Ender'in pas hatası var.
Bu saydıklarım fazlasıyla bariz hatalar. Bir de set hücumlarındaki abuk subuk pas ve şut tercihleri var ki onlara hiç girmeyelim.
Bir de Sinan daha fazla dakikayı hak ediyor, hele hele böyle etkili bir guarda sahip bir takım varken karşınızda.
Koç konusuna gelirsek. Tanjevic 2004 'ten beri bir ekol yaratma amacıyla takımn başında ama saygı duyulan bir ekole sahip olmak için önce istikrar gerekir. Bir şampiyona da deli gibi mücadele edip, birliktelik gösterip, hemen ertesi sene ortaokul takımı gibi oynarsanız bir ekolden söz etmeniz mümkün olmaz.
Oyuncu seçimleri bayadır tartışılıyor. Her zaman zor olanın yıldızları bir arada oynatabilmek olduğunu savunurum. Yıldızla sorun çıkartıyor, takım ruhunu bozuyor deyip onları takımdan şutlamak işin en basiti. Bana Mehmet, Hidayet, Ersan üçlüsünün isteklerini Milli Takım'ın hedefleri doğrultusunda karşılayabilecek bir hoca lazım. Yoksa Mehme2i almayayım. kaya ile Ermal de arıza çıkarıyor."Genç çocukların gıkı çıkmaz, güzel güzel oynatırım" demek kolaycılıktır.
Neyse bir bardak soğuk su içtik. Seneye daha iyi olmasını ummaktan başka yapılabilecek bir şey yok.Yine de gösterdikleri mücadele ve yaşattıklarıo heyecan için takımımıza teşekkürler
18 Eylül 2009 Cuma
Manga - Hepsi Bir Nefes
Ey kör anla bu yer bu gök boş
Bırak onu bunu gönlünü hoş tut hoş
Şu durmadan dağılan alemde
Hepsi, hepsi bir nefestir
Gerisi boştur boş
10 Eylül 2009 Perşembe
Bosna Hersek 1 - Türkiye 1
Çıldırmamak elde değil. Belçika'yı sahanda yeneme, Estonya denilen takımı yeneme sonra ağla dur. Şansımız matematiksel olarak tükenmese de mantıksal olarak tükendi. Emre ve Arda cezalı Belçika maçında. Bosna da Estonya'yı yener gibi duruyor. Zaten bu saattn sonra o Dünya Kupası'na katılırsak Euro 92'deki Danimarka etkisini yapar, o kupayı alırız. Kimse de şaşırmaz.
Umut işte böyle bir şey. İçini ısıtıyor insanın sonra da yüzüstü bırakıp gidiyor. Maç içinde de Bosna'nın bulduklarını kaçırması umutlarımızı sürdürdü ama olan yine bize oldu, gerildiğimizle sinirlendiğimizle kaldık.
Şimdi gelelim teknik konulara. Önder Turacı'nın Emre Aşık ve Emre Güngör'den fazlası nedir? Servet'i daha iyi tanıyan bu iki isimden biri daha mantıklı olmaz mıydı ? Özellikle uzun toplarla çıkan bir takıma karşı Emre Aşık'tan faydanılamaz mıydı ? Böyle çok soru çıkar tabi maçtan, uzatmayalım.
Takımdaki herkes tüm mücadelesini ortaya koydu ama mücadele etmek yetmiyor. Kritik anlarda soğukkanlılığını koruyup maç disiplininden ve taktiğinden (gerçi bu var mıydı emin değilim) kopmayacaksın. Bir Türk takımı da, milli takım - kulüp takımı farketmez, 1-0 öne geçikten sonra oyunu tutmayı öğrensin artık. Hep gereksiz telaş, geriye çekilme ve hazin son. Ondan sonra da şuursuz, bireysel becerilerie bağlı baskı. Burada ne zaman takım oyunu içinde bir baskı yapmayı öğrenirsek futbolumuz büyük bir adım atmış olacak.
2. yarı, ilk yarıda dönen topları alamamamızdan dolayı orta sahanın kalabalıklaşmasını umarken tam tersi bir hamle ile defans üçlenip, oyunu kanatlara yaymaya çalıştık. Pozisyon da bulduk ama olmadı, olmadı, olmadı.
Maçta en şaşırdığım durum ise en güvendiğim iki oyuncu olan Arda ve Gökhan Gönül'ün performanslarıydı. Arda ilk yarı, hakeminde kart vermeyerek desteklediği, Bosna sertliğinde eridi.2. yarı ise bildiğimiz Arda'ya yaklaştı ama bugünkü oyun onun vasatı. Gökhan ise yogunluktan mıdır, ya da aşırı konsantrasyonun getirdiği stres midir son paslarda ne yazık ki çıldırttı. Ama bütün bunlar Arda ve Gökhan'ın Türkiye'nin en yüksek potansiyele sahip iki oyuncusu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.Tıpkı bu takımın geçen sene bize muhteşem maçlar yaşattığı gerçeği gibi.
Umut işte böyle bir şey. İçini ısıtıyor insanın sonra da yüzüstü bırakıp gidiyor. Maç içinde de Bosna'nın bulduklarını kaçırması umutlarımızı sürdürdü ama olan yine bize oldu, gerildiğimizle sinirlendiğimizle kaldık.
Şimdi gelelim teknik konulara. Önder Turacı'nın Emre Aşık ve Emre Güngör'den fazlası nedir? Servet'i daha iyi tanıyan bu iki isimden biri daha mantıklı olmaz mıydı ? Özellikle uzun toplarla çıkan bir takıma karşı Emre Aşık'tan faydanılamaz mıydı ? Böyle çok soru çıkar tabi maçtan, uzatmayalım.
Takımdaki herkes tüm mücadelesini ortaya koydu ama mücadele etmek yetmiyor. Kritik anlarda soğukkanlılığını koruyup maç disiplininden ve taktiğinden (gerçi bu var mıydı emin değilim) kopmayacaksın. Bir Türk takımı da, milli takım - kulüp takımı farketmez, 1-0 öne geçikten sonra oyunu tutmayı öğrensin artık. Hep gereksiz telaş, geriye çekilme ve hazin son. Ondan sonra da şuursuz, bireysel becerilerie bağlı baskı. Burada ne zaman takım oyunu içinde bir baskı yapmayı öğrenirsek futbolumuz büyük bir adım atmış olacak.
2. yarı, ilk yarıda dönen topları alamamamızdan dolayı orta sahanın kalabalıklaşmasını umarken tam tersi bir hamle ile defans üçlenip, oyunu kanatlara yaymaya çalıştık. Pozisyon da bulduk ama olmadı, olmadı, olmadı.
Maçta en şaşırdığım durum ise en güvendiğim iki oyuncu olan Arda ve Gökhan Gönül'ün performanslarıydı. Arda ilk yarı, hakeminde kart vermeyerek desteklediği, Bosna sertliğinde eridi.2. yarı ise bildiğimiz Arda'ya yaklaştı ama bugünkü oyun onun vasatı. Gökhan ise yogunluktan mıdır, ya da aşırı konsantrasyonun getirdiği stres midir son paslarda ne yazık ki çıldırttı. Ama bütün bunlar Arda ve Gökhan'ın Türkiye'nin en yüksek potansiyele sahip iki oyuncusu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.Tıpkı bu takımın geçen sene bize muhteşem maçlar yaşattığı gerçeği gibi.
7 Eylül 2009 Pazartesi
Tek Maçtan Yattara - 1
İddaa'da yaz ayları dışında her programda en az 1 kuponum olur ama büyük meblağlar yatırmam. Amatör bahisçiyim yani. Profesyonel nasıl oluyor derseniz büyük meblağları güvendiği 1 veya 2 maça yatıranlar derim. Böyle yapanlara da iki çift lafım var. Yapmayın, etmeyin, kafayı yersiniz bir gün.
Evet iddaa sezonunun ilk haftasını boş geçmiştik. 2. haftada burada bahsetmediğim ancak tutan bir kuponum oldu. 5 maçlık kupondaki 3 maçın son dakikada gelen gollerle tutması, bahis oyunları içindeki şans faktörünün daha da fazla olduğunu düşündürdü. Hele bir de Ankaraspor - Gençlerbirliği maçını izleyince artık ikna oldum. İlk yarı Gençler 5 yaparmış maçı bea ama maç son dakika golüyle berabere bitti bize de 1 e 45 lik oran tutturmanın keyfi kaldı. Şimdi gazetelerin iddaa ekleri tutturdukları 5 - 6 ganyanlık kuponlarla öyle bir yaygara koparıyorlar ki ondan oranı yazayım dedim.
3. ve 4. haftalarda ise performansım kötüydü. Bu hafta ile birlikte ileride de bir çok kez karşılaşacağım (ve pek çok bahisçinin karşılaşacağı) tek maçtan yatma örneklerini sıralayacağım. Umarım kuponlarım tutar veya daha fazla maçtan yatarım da bu örnekleri çoğaltamam. Sinir oluyorum tek maçtan yatınca.
Bu haftanın kuponu 1 liralık çerez kuponum :)
Maçlar şöyle :
160 Brighton - Wycombe : ilk yarı 0 - 1.9
333 Assyriksa - Vasalund : üst - 1.5
230 Sloavakya - Çek Cumhuriyeti : 0 - 3.00
231 İsviçre - Yunanistan : ilk yarı 0 - 1.75
192 İskoçya - Makedonya : 1 - 1.45
358 Goias - Coritiba : üst - 1.5
ve yatan maçım
220 Macaristan - İsveç : ilk yarı 0 - 1.85
Toplam 57 lira veren bir kupondu. Bazıları gelip "ulen biz bu parayı bir kupona basıyoruz ne anlatıyorsun sen diyebilir" ona da saygımız var tabi. Para kazanan ancak öyle kazanabilir ama yukarıda dediğim gibi yapmayın, ibretlik hayat hikayesi çıkartmayın kendinizden.
Evet iddaa sezonunun ilk haftasını boş geçmiştik. 2. haftada burada bahsetmediğim ancak tutan bir kuponum oldu. 5 maçlık kupondaki 3 maçın son dakikada gelen gollerle tutması, bahis oyunları içindeki şans faktörünün daha da fazla olduğunu düşündürdü. Hele bir de Ankaraspor - Gençlerbirliği maçını izleyince artık ikna oldum. İlk yarı Gençler 5 yaparmış maçı bea ama maç son dakika golüyle berabere bitti bize de 1 e 45 lik oran tutturmanın keyfi kaldı. Şimdi gazetelerin iddaa ekleri tutturdukları 5 - 6 ganyanlık kuponlarla öyle bir yaygara koparıyorlar ki ondan oranı yazayım dedim.
3. ve 4. haftalarda ise performansım kötüydü. Bu hafta ile birlikte ileride de bir çok kez karşılaşacağım (ve pek çok bahisçinin karşılaşacağı) tek maçtan yatma örneklerini sıralayacağım. Umarım kuponlarım tutar veya daha fazla maçtan yatarım da bu örnekleri çoğaltamam. Sinir oluyorum tek maçtan yatınca.
Bu haftanın kuponu 1 liralık çerez kuponum :)
Maçlar şöyle :
160 Brighton - Wycombe : ilk yarı 0 - 1.9
333 Assyriksa - Vasalund : üst - 1.5
230 Sloavakya - Çek Cumhuriyeti : 0 - 3.00
231 İsviçre - Yunanistan : ilk yarı 0 - 1.75
192 İskoçya - Makedonya : 1 - 1.45
358 Goias - Coritiba : üst - 1.5
ve yatan maçım
220 Macaristan - İsveç : ilk yarı 0 - 1.85
Toplam 57 lira veren bir kupondu. Bazıları gelip "ulen biz bu parayı bir kupona basıyoruz ne anlatıyorsun sen diyebilir" ona da saygımız var tabi. Para kazanan ancak öyle kazanabilir ama yukarıda dediğim gibi yapmayın, ibretlik hayat hikayesi çıkartmayın kendinizden.
6 Eylül 2009 Pazar
ATV 'ye Küfürlerle Türkiye 4 - Estonya 2
Maç hakkında bir şey yazmayacağım çünkü bu yayıncı kuruluş bozuntusu kanal maçın içine alttan, üstten, yandan her yerden sıçtı. Bu kanala maç falan vermeyin kardeşim. Pozisyon var sol kanatta, Arda top sürüyor, çalım atıyor bizim bir bok gördüğümüz yok. Eeee hani nerde top? Ben orada abidik gubidik bir reklam görüyorum. Üstüne bir de her golden sonra Başbakan ile TFF Başkanı'nın sevinç görüntüleri. Lan git tribünleri göster, yedek kulübesini göster ondan sonra da yalaklanmak için gösterirsin onları da. Golün coşkusunun yaşandığı yer ribündür ama şeref tribünü değil.Zaten ne maçın havasına girebiliyorsunuz, ne pozisyonu anlayabiliyorsunuz, üstüne bir de küfür etmekten geriliyorsunuz. Ne zaman adam gibi bir maç yayını yapılacak bu ülkede?
2 Eylül 2009 Çarşamba
Kafamı Kurcalayan Bir Soru
İnsanoğlu, yaptıklarından dolayı mı yoksa yapmadıklarından dolayı mı daha çok pişmanlık duyar ?Bakalım, ne kadar süreceğini bilmediğim şu ömrümde bunun cevabını bulabilecek miyim ?
Al bak yine soru sordum. Bıktım lan soru işaretlerinden. Afili bir noktalama işareti ama bu aralar hiç hoşlanmıyorum kendisinden. Uzak dursun bir süre bana mümkünse.
Ankaraspor 0 - Galatasaray 2
İleri uç oyuncularımız Keita hariç biraz tutuk olunca ve bazılarının beğenmediği ancak önemi böyle maçlarda daha iyi anlaşılan Ayhan olmayınca hücum hattında etkili olamadık. Dönen topları toparlayan Ankaraspor kısa kısa paslarla ve Tita, Neca, Bilal üçlüsünün teknik becerileriyle maçın hakimiyetini eline geçirdi. Sakatlıktan yeni çıkan Hakan Balta Galatasaray kariyerinin en kötü maçını çıkarıp Orhan Ak havası yakalayınca Ankaraspor da orayı işledi.Leo Franco iyi gününde olunca gol yemeden bu atakları atlattık. Arada da duran top organizasyonunda, gözlerim yaşardı pozisyonda onu da belirteyim, Elano'nun ve Keita'nın isabetsiz şutları, Baki'nin asistini değerlendirmek isteyen Elano'nun şutunu kalecinin tokatlaması var.
İkinci yarı da aynı tas aynı hamam derken çıkması gereken iki oyuncu olan Elano ve Baros oyundan çıkıp, Kewell ve Nonda girince takım toparlandı. Şimdi buradan bir Rijkaard güzellemesi yapmayacağım çünkü bu maçı TV başında izleyenlerin bile gördüğü bir şeydi. Çok zor bir şey değil yani. Anlamadığım geçtiğimiz yıllardaki hocalarımızın yanlış seçimleri neyse temiz sayfa açtık artık :) Arda ortaya geçip, Nonda'nın da fizik gücünü kullanmaya başlayınca hareketlenen takım duran topla golü buldu. Kewell'ı ön direkte başı boş bırakan Ankara savunmasına da teşekkür ediyorum. O adam öyle bırakılır mı lan manyak adamlar. Adam sahadaki en çakal futbolcu Arda ile birlikte. Arda korner kullandığına göre ilk önce Kewell nerede diye bakacaksın.
İkinci golde de ben net olarak göremediğim için o pası atanın Arda olduğunu düşündüm. Çünkü onun gibi topu alan dönen araya en doğru zamanda topu bırakan bir futbolcu vardı. Bir de baktım ne göreyim Aydın Yılmaz. Maç içerisindeki ikinci göz yaşarmam da burada oldu. Bundan sonra kahvedeki doyumsuz Galatasaray taraftarlarını izlemekle geçti. 2-0 öndeyiz, bu güruh hala pas hatasında çemkiriyor, hakemin verdiği uzatmayı az buluyor, ısrarla 3. golü istiyorlar.Üst mü oynadınız maça anlamadım ki ? Biraz kanaatkar olun arkadaş !
Kaydol:
Yorumlar (Atom)