2009 gibi geçeceksen baştan uyarıyorum, 30 dakikan varken hemen geriye dön, yakarım ortalığı. İyi geçecek yıllar gelsin senin yerine.
İki kötü yıl üstüste gelirse sene sonuna kalmaz fıttırırım.Yine de klasik söylemimizi tekrarlayalım hayırlısı olsun, kısmet, nasip, vardır bir hayır (bu lafları çok tekrarlamaya başladığın anda bir bokluk var demektir) falan filan işte. Mutlu seneler deyip bitirecektim ama 2009 'un son darbesi de geldi. Geyiğini çok duymuştum ama ilk defa İsmail YK denilen şahsın "facebook" şarkısını dinliyorum şu anda. Bu adamın kasedi 500.000 satıyorsa bu ülkenin ... Ya sabır!
31 Aralık 2009 Perşembe
23 Aralık 2009 Çarşamba
Oh be !
20 Aralık 2009 Pazar
Büyüksün
18 Aralık 2009 Cuma
Uefa 3. Tur Kura Çekimi
Yarın rakibimiz belli oluyor. Muhtemel rakipler şunlar:
Rubin Kazani Liverpool, Atletico Madrid, Standard Liege, Fulham, Hertha Berlin, Athletic Bilbao, FC Kopenhag, Club Brugge, Ajax, Lille, Hamburg, Villareal, Twente, Everton
Tercih yapacak olsam ilk üç olarak Club Brugge, Ajax, Hertha Berlin derim. Kopenhag da olabilir ama şimdi Şubat'ta Danimarka'da maç yapmaya hiç gerek yok.
İstemediklerim de Liverpool, Hamburg ve Everton.
Bekleyip göreceğiz.
Rubin Kazani Liverpool, Atletico Madrid, Standard Liege, Fulham, Hertha Berlin, Athletic Bilbao, FC Kopenhag, Club Brugge, Ajax, Lille, Hamburg, Villareal, Twente, Everton
Tercih yapacak olsam ilk üç olarak Club Brugge, Ajax, Hertha Berlin derim. Kopenhag da olabilir ama şimdi Şubat'ta Danimarka'da maç yapmaya hiç gerek yok.
İstemediklerim de Liverpool, Hamburg ve Everton.
Bekleyip göreceğiz.
Geniş Aile

Amaç diziye methiyeler düzmek değil. Zaten bağımlısıyım. Sadece benim açımdan günün anlam ve önemini belirten müthiş bir geniş aile repliğine yer vermek istiyorum. Keşke bu cümle bana hiç uymasaydı da yazmayaydım buraya :)
Biraz uğraştıktan sonra videoyu da buldum.Ahan da burada
Ben dersi 2. defa alıyorum, ilk alışımda vizeden 17 finalden 26 aldım, bu seferde 21 aldım. Anlamaıyorum lan ben bu dersi. Diğerleri tamam da bunda bir sorun var. Neyse finalde halledecez artık.
12 Aralık 2009 Cumartesi
Ezel
Sınavlarımın geçmiş olması, hocaların da insafa gelip ödev aralıklarını uzun tutmasıyla biraz olsun keyiflenebileceğim işler yapmaya başladım. FM ve PES'i detaylıca oynayabiliyoum, boş boş yarım saat boyunca oturabiliyorum (evet keyif veriyor boş boş oturmak), rahatça gazete-kitap okuyabiliyorum, dizi-film izleyebiliyorum. Kısa bir süreliğine de olsa bu rahata kavuşunca Ezel'i izlemeye başlama fırsatı buldum.
Bazen bir dizinin ilk nölümünü izler, devamlı takipçisi olursunuz bazen de hiç takip etmez artan popülaritesinin bir sonucu olarak diziyi izlemeye başlarsınız. Ezel de benim için ikincisi gerçekleşti. Baktım arkadaşlarım gerçek ve sanal alemde Ezel geyikleri yapıyor izleyeyim bari ilk iki bölümünü dedim ve şu anda 3. bölümü izleme hazırlığı yapıyorum. Konu ve karakterler sağlam. Salih Kalyon en yüksek performansa sahip şu ana kadar. Bakalım önümüzdeki bölümlerde de aynı performans devam ederse, özellikle hareketlilik açısından, takip listeme Geniş Aile'nin yanında yer bulur.
Bazen bir dizinin ilk nölümünü izler, devamlı takipçisi olursunuz bazen de hiç takip etmez artan popülaritesinin bir sonucu olarak diziyi izlemeye başlarsınız. Ezel de benim için ikincisi gerçekleşti. Baktım arkadaşlarım gerçek ve sanal alemde Ezel geyikleri yapıyor izleyeyim bari ilk iki bölümünü dedim ve şu anda 3. bölümü izleme hazırlığı yapıyorum. Konu ve karakterler sağlam. Salih Kalyon en yüksek performansa sahip şu ana kadar. Bakalım önümüzdeki bölümlerde de aynı performans devam ederse, özellikle hareketlilik açısından, takip listeme Geniş Aile'nin yanında yer bulur.
9 Aralık 2009 Çarşamba
Zamanlamaya Bak

Şu an Messi'nin frikiğiyle Barca 2-1 önde Dinamo karşısında. Golün benim açımdan önemi şu. Dün gece oynanan Marsilya - Real madrid maçının görüntülerini izlerken Ronaldo'nun frikiğini gördüm ve kendime meşhur soruyu sordum. Hangisi daha iyi? Messi mi Ronaldo mu? Tam aklımdan Messi pek frikik atamıyo lan diye geçirirken Messi Kiev'de frikiği çaktı. Bana da susmak düştü ama yine de en iyi için fikrim değişmedi. KAKA !!!
6 Aralık 2009 Pazar
Galatasaray 1 İBB 1 - Demeç Savaşı Başlasın
Hakemin de ince katkılarıyla şanssız bir beraberlik aldık. Hakemin maçın sonundaki faul kararları zaten savunmada panik yaşayan takımı allak bullak etti ve İBB baskıyı kurdu ve golü yedik. Kewell'ın korner pozisyonu olmasa, hakemin stili böyle der geçerim ama o pozisyon hakemin tüm niyetini belli etti. Bu da Selçuk Dereli ve Kuddusi Müftüoğlu gibi kendini kanıtlama peşinde ve bu doğrultuda saçma sapan şova dönük kararlar veriyor.
Neyse, Elano'nun ve Uğur'un iyi oyunlarını hatırlamaya çalışayım bu maçtan en iyisi. Hakemi ve Nonda'yı ise acilen unutmak istiyorum. Nonda kanatlardan gelen ortalarda bir de doğru yerde doğru zamanda ol be arkadaş.
Leo Franco şu ana kadar saçma sapan gol yememiş olabilir ama bir tane de "oha nasıl çıkardı lan bunu" diyeceğimiz kurtarışı yok. Artık kesin kararımı verdim, De Santcis bu adamdan iyi.
Oyun zekası geliştirilebilir birşey ise Barış'tan hala ümitvar olabilirim ama tersi durumda iyi bir yedek tanımı için biçilmiş kaftan.
Bir de işin tribün tarafı var. Tezahüratlar güzel ama zamanlama konusunda ciddi sıkıntılar var. Maç 1-0 olduğu anda ya "Nevizade Geceleri" ya da "Sen var ya sen" başlıyor. Maç bitmemiş, hiçbir şey garanti değil. Rakibin moral kaybını değerlendirip 2.yi atmak için takımı ateşleyici hareketli tezahüratlar söylenmeliyken ne alaka bunlar. Ben iki tezahürata da hayranım ama maçtan sonra ya da önce olduğu zaman.
Sabır göstermeye devam :)
Neyse, Elano'nun ve Uğur'un iyi oyunlarını hatırlamaya çalışayım bu maçtan en iyisi. Hakemi ve Nonda'yı ise acilen unutmak istiyorum. Nonda kanatlardan gelen ortalarda bir de doğru yerde doğru zamanda ol be arkadaş.
Leo Franco şu ana kadar saçma sapan gol yememiş olabilir ama bir tane de "oha nasıl çıkardı lan bunu" diyeceğimiz kurtarışı yok. Artık kesin kararımı verdim, De Santcis bu adamdan iyi.
Oyun zekası geliştirilebilir birşey ise Barış'tan hala ümitvar olabilirim ama tersi durumda iyi bir yedek tanımı için biçilmiş kaftan.
Bir de işin tribün tarafı var. Tezahüratlar güzel ama zamanlama konusunda ciddi sıkıntılar var. Maç 1-0 olduğu anda ya "Nevizade Geceleri" ya da "Sen var ya sen" başlıyor. Maç bitmemiş, hiçbir şey garanti değil. Rakibin moral kaybını değerlendirip 2.yi atmak için takımı ateşleyici hareketli tezahüratlar söylenmeliyken ne alaka bunlar. Ben iki tezahürata da hayranım ama maçtan sonra ya da önce olduğu zaman.
Sabır göstermeye devam :)
28 Kasım 2009 Cumartesi
Bursaspor 1 Galatasaray 0
Bu maçı "koşan-basan 3 ortasha" fetişlerine armağan ediyorum. Bu kadar topla oynamaktan aciz, oyun temposunu ayarlayacak pasları yapamayan, bir de üstüne bunları yapayım derken artı özellikleri olarak gösterilen defansif oyunu da oynayamayan futbolcu topluluğu görmedim. Mehmet Topal, Hakan Balta, Gökhan, Mustafa ve Barış için geçerli bu söyledklerim. Ayrıca, yine yeni yeniden görülmeli ki Linderoth dışında Ayhan'a alternatif bir oyuncumuuz yoktur.
Hakan Balta da ayrı bir paragrafı haketti artık. Sabri geçen seneki Sabri olsa Cihan - Orhan Ak ikilisinin yaptığı etkiyi yapacaklar. Allahtan Sabri iyi de Orhan Ak etkisiyle geçiştiriyoruz. Yavaş, kademeye giremiyor(Sol açığın yardım etmemesi faktörünü de hesaba katıyorum), hücuma destek yok, verse orta yapamıyor, top kaptırıyor kontra yiyoruz. Ne ararsan var yani.
Bursaspor he zaman mı böyle kanattan oynuyor yoksa Ertuğrul Sağlam Galatasaray'ı iyi analiz edip böyle bir karar mı aldı bilemeyeceğim ama Volkan Şen Hakan Balta'nın karşısında şov yaptı. İlk 4 hedefi adına önemli bir galibiyetti ama ben yine de Kayserispor'un daha derli toplu oynadığını ve 4.lük için daha iddialı olduğunu düşünüyorum.
Her zaman dediğim gibi sabır göstermeye devam. Öyle ya da böyle olacak bu takım.
27 Kasım 2009 Cuma
Manchester United 0 Beşiktaş 1
Belirtmek istediğim ilk şey bu maç bir galibiyetten fazlası değil, destan hiç değil. Evet, önemlidir, öyle yada böyle rakibin serisini bozmuşsundur ama bu kadar büyütülecek bir galibiyet yok ortada. Aynısını CSKA Moskova da yapıyordu bir önceki maçta.
Maç sonrası oluşan atmosferi hakedecek bir galibiyet 3-0'lık Barca, 2-0'lık Chelsea, 2-1'lik Liverpool maçı gibi olur bu maç gibi değil.O maçlarda Beşiktaş gerçekten o takımları yenmiştir Örnekleri çoğaltmak gerekirse, Fenerbahçe'nin Chelsea ve Inter galibiyetleri her zaman hatırlanır ama ManU'yu 3-0 yendiği maçın benim gözümde büyütülecek bir tarafı yoktur.Tıpkı bizim Juve'yi 2-0, Liverpool'u 3-2 yendiğimiz maçlar gibi.Belki Galatasaray yense ben de toz kondurmazdım galibiyete ama durum bu.
Değinmek istediğim ikinci şey ise ne istediğimiz. Ulaşmak istediğiniz yapı eksik ManU'ya karşı alınan galibiyeti, yani anlık galibiyetleri "gazlanan", oyunu çoğu zaman kendi yarısahasında kabul eden, ne oynadığı maçtan maça değişen bir takım olmak mı, yoksa o kadar eksiğe rağmen, genç oyuncularıla kendi oyun felsefesini hala iyi bir seviyede uygulamayı başaran bir takım mı olmak?
Bu sorunun cevabına çoğu kişi 2. şıkkı verecek ama, yaptıklarımızla söylediklerimiz birbirini tutmayacağından, korkarım ki 20 sene sonra, ben yine bir CL maçından sonra bir Türk takımının gruptan çıkmayı garantilemiş bir Avrupa devini yenerek Uefa Ligi'ne kalma iddiasını sürdürdüğünü okuyacağım.
Maç sonrası oluşan atmosferi hakedecek bir galibiyet 3-0'lık Barca, 2-0'lık Chelsea, 2-1'lik Liverpool maçı gibi olur bu maç gibi değil.O maçlarda Beşiktaş gerçekten o takımları yenmiştir Örnekleri çoğaltmak gerekirse, Fenerbahçe'nin Chelsea ve Inter galibiyetleri her zaman hatırlanır ama ManU'yu 3-0 yendiği maçın benim gözümde büyütülecek bir tarafı yoktur.Tıpkı bizim Juve'yi 2-0, Liverpool'u 3-2 yendiğimiz maçlar gibi.Belki Galatasaray yense ben de toz kondurmazdım galibiyete ama durum bu.
Değinmek istediğim ikinci şey ise ne istediğimiz. Ulaşmak istediğiniz yapı eksik ManU'ya karşı alınan galibiyeti, yani anlık galibiyetleri "gazlanan", oyunu çoğu zaman kendi yarısahasında kabul eden, ne oynadığı maçtan maça değişen bir takım olmak mı, yoksa o kadar eksiğe rağmen, genç oyuncularıla kendi oyun felsefesini hala iyi bir seviyede uygulamayı başaran bir takım mı olmak?
Bu sorunun cevabına çoğu kişi 2. şıkkı verecek ama, yaptıklarımızla söylediklerimiz birbirini tutmayacağından, korkarım ki 20 sene sonra, ben yine bir CL maçından sonra bir Türk takımının gruptan çıkmayı garantilemiş bir Avrupa devini yenerek Uefa Ligi'ne kalma iddiasını sürdürdüğünü okuyacağım.
19 Kasım 2009 Perşembe
Hiçbir Yenilgi Bu Olay Kadar Kahretmedi
Haftasonu, bütçesi seninkinin 3-4 katı olan ezeli rakibini korakor bir mücadelede yenmişsin. Haftaiçi ortaya çıkana bak. Başlıkta dediğim gibi hiçbir mağlubiyet, başarısızlık bu kadar üzücü olamaz.
Olayın 1. dereceden sorumluları olanlar (Ahmet Dedehayır hariç) zaten şu an kendilerine yeni bir iş aramaktalar. Kulübe verdlkleri onarılamaz zarardan dolayı arma sevdalıların da bol bol ahını aldılar. Olaya çakallık, kurnazlık bile diyemiyorum, çünkü yapılan işte en ufak bir zeka pırıltısı yok. Tamamıyla ahmaklık.
Olayın ilginç yanı Cemal'in oynadığı maçlarda rakiplerin koçlarının Murat Didin ve Tolga Öngören olması.Sanırım Okan Çevik, rakip koçlara,"yav hacı, zaten pivot yok bizde, bir de Cemal olmazsa maçın boku çıkar, oynasın kerata" dedi. Murat Didin ile Tolga Tekinalp de maçın tadı kaçmasın diye kabul ettiler. Lan halısaha maçında bizim yaptığımız gibi aynı. Takımları dengeli kuralım da maç zevkli olsun mantığı.Statüymüş, kuralmış, cezaymış pehhh.
İşin diğer bir saçma tarafı da oyuncunun cezasını hazırlık maçında çekebiliyor olması.Daha caydırıcı olur tabi, bravo bu kuralı uygulayanlara da.
Şunu da belirteyim, bu olay vesilesiyle yine en hafif tabirle söylüyorum "leş kargaları-kanaryaları" hemen ortaya çıktı ama ölen biri yok o yüzden fazla dolanmasınlar ortalıkta.
Sonuç olarak TBF ligden düşürme dahil her cezayı verebilir. Ben şu ana kadar olan maçların hükmen sayılması ya da toplu puan silme gibi bir ceza bekliyorum (ikisi birlikte de olabilir). Böyle bir salaklık ile koskoca camiayı zor durumda bıraktıkları için de tekrar "alkışlıyorum" basketbol şubesini.
Olayın 1. dereceden sorumluları olanlar (Ahmet Dedehayır hariç) zaten şu an kendilerine yeni bir iş aramaktalar. Kulübe verdlkleri onarılamaz zarardan dolayı arma sevdalıların da bol bol ahını aldılar. Olaya çakallık, kurnazlık bile diyemiyorum, çünkü yapılan işte en ufak bir zeka pırıltısı yok. Tamamıyla ahmaklık.
Olayın ilginç yanı Cemal'in oynadığı maçlarda rakiplerin koçlarının Murat Didin ve Tolga Öngören olması.Sanırım Okan Çevik, rakip koçlara,"yav hacı, zaten pivot yok bizde, bir de Cemal olmazsa maçın boku çıkar, oynasın kerata" dedi. Murat Didin ile Tolga Tekinalp de maçın tadı kaçmasın diye kabul ettiler. Lan halısaha maçında bizim yaptığımız gibi aynı. Takımları dengeli kuralım da maç zevkli olsun mantığı.Statüymüş, kuralmış, cezaymış pehhh.
İşin diğer bir saçma tarafı da oyuncunun cezasını hazırlık maçında çekebiliyor olması.Daha caydırıcı olur tabi, bravo bu kuralı uygulayanlara da.
Şunu da belirteyim, bu olay vesilesiyle yine en hafif tabirle söylüyorum "leş kargaları-kanaryaları" hemen ortaya çıktı ama ölen biri yok o yüzden fazla dolanmasınlar ortalıkta.
Sonuç olarak TBF ligden düşürme dahil her cezayı verebilir. Ben şu ana kadar olan maçların hükmen sayılması ya da toplu puan silme gibi bir ceza bekliyorum (ikisi birlikte de olabilir). Böyle bir salaklık ile koskoca camiayı zor durumda bıraktıkları için de tekrar "alkışlıyorum" basketbol şubesini.
8 Kasım 2009 Pazar
Ayrılık Şarkısı
Ardımda bırakıp gül çağrısını
Ayrılık anı bu sisli şarkıyı
Irmaklar gibi akıp uzun uzun
Terkediyorum bu kenti
Ahh, ölüler gibi
Şarkılar bir çığlığa sığınmaksa
Şimdi, sonsuz bir yangın gibi
Sevmesem öyle kolay çekip gitmek;
Yaralı bir kuş gibi
Kumral bir çocuğun yaz öyküsü bu
Şarkılarla geçtim aranızdan
Yalnızlar gibi susup uzun uzun
Düşlüyorum bu kenti
Ahh, bir aşk gibi
Şarkılar bir çığlığa sığınmaksa
Şimdi, sonsuz bir yangın gibi
Sevmesem öyle kolay çekip gitmek;
Yaralı bir kuş gibi
Düşlüyorum bu kenti
Son bir aşk gibi
Şarkılarla geçti aramızdan Kazım Koyuncu. 7 Kasım Doğum Günü. İyi ki doğdun.
7 Kasım 2009 Cumartesi
Osmanlı Karması
Beşiktaş - Wolfsburg maçında Dzeko'yu hayranlıkla izlerken, Patan'ın fikriyle Osmanlı Devleti'nin sınırları içerisine dahil omuş ülkelerin aktif futbol hayatını sürdüren futbolcularından bir karma çıkardım. Genel futbolcu profiline bakıldığında, hücum oyuncularında inanılmaz bir zenginlik varken defansta ise bir kısırlık sözkonusu. Sistem olarak her sistemi oynar bu futbolcu zenginliğine sahip bir takım. Ben 4-2-3-1 oynayan bir takım çıkaracağım.Ülkeler ve benim seçtiğim aday oyuncular şunlar:
Türkiye: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Servet, Nuri Şahin, Hamit Altıntop, Arda Turan,
Tuncay Şanlı, Mevlüt Erdinç
Arnavutluk: Lorik Cana
Bosna-Hersek: Dzeko, Misimovic, Salihovic, Pjanic, Ibısevic
Bulgaristan:Berbatov, S.Petrov, M.Petrov, Bojinov
Cezayir:Ziani
Gürcistan:Kaladze
Karadağ: Vucinic, Jovetic, Vukcevic
Hırvatistan: Darıjo Srna, Vedran Corluka, Josip Simunic,
Modric, Kalinic, Olic, Rakitic, Krancjar, Petric, Pranjic
Macaristan: Hajnal, Huszti
Makedonya: Pandev
Mısır: Zaki
Romanya: Chivu, Razvan Rat, Adrian Mutu
Sırbistan: Vidic, Ivanovic,Gojko Kacar, Subotic, Stankovic,
Krasic, Jovanovic, Zigic, Sulejmani, Pantelic, Kuzmanovic
Slovenya:Handanovic, Novakovic
Ukrayna: Chygyrnskiy, Mihalik,Tymoschuk, Aliev, Pyatov
Milevsky, Shevchenko, Voronin
İşin zor kısmına geldik. Pozisyona göre ilk onbir ve yedek oyuncu seçimleri. Tabi herkese göre farklı onbirler çıkabilir. Benim seçimlerim şöyle:
GK: Beanim tercihim Handanovic. Volkan da Handanovic gibi refleksleri çok iyi bir kaleci ama Volkan'ın her an gol ile sonuçlanacak bir hata yapma "kabiliyeti" Handanovic'i bir adım öne çıkarıyor. Tabi Volkan çok çalışırsa formayı kapabilir.Pyatov da Ufuk Ceylan misali sırasını beklesin.
DR: Adaylar, Torosidis, Gökhan Gönül, Ivanovic, Srna, Corluka
Sürekli bindiren, tempoyu arttıran bekler her zaman tercihim. Srna ve Gökhan Gönül bu beşlideki en iyi hücumcu bekler. Srna top tekniği ve pozisyon bilgisiyle formayı kapar. Gökhan da yedekler.
DL: Bu pozisyonda da sıkıntı var. Devşirme oyuncularla idare edeceğiz. Chivu, Kaladze, Rat ve Pranjic adaylar. Chivu'yu stopere koymak daha faydalı olacağından Pranjic hücumcu bek kontenjanından kadroya giriyor. Razvan Rat yedek.
DC: Chivu, Vidic, Kaladze, Chygrynskiy (bu ismin anlamı ne acaba), Simunic, Servet, Subotic
İlk ikilimiz Vidic - Chivu. Yedekleri de Chygrynskiy ve Servet.Hepsi de taş gibi stoperler.
DM-CM: Lorik Cana, Tymoschuk, Kacar, Stankovic, Nuri Şahin, Hamit Altıntop, Katsouranis, S.Petrov, Salihovic,Kuzmanovic , . Bir DM ve bir CM seçeceğim. DM için açık ara Tymoschuk. Zenitte'ki lider kimliğini şu anda Bayern'de gösteremedi ama dm için rakibi çok az. Yedeği de Marsilya'nın geçen seneki kaptanı Lorik Cana. CM için ise tabii kiStankovic. Yedeği de benim artık Milli takımın değişmezi olmasını umduğum Nuri Şahin.
AMR: Krasic, Pjanic, Kranjcar. İlk tercihim CSKA'dan uçması muhtemel Krasic. Yedek olarak hem Pjanic hem Kranjcar'ı da alalım.
AML: Modric, M.Petrov, Vukcevic, Huszti. Modric gözü kapalı yazılır. Sakatlanır, yerine M.Petrov geçer, o da sakatlanır AMC oynayacak Arda sola kayar.
AMC: ARDA, Rakitic, Misimovic, Ziani, Karagounis. Arda kaptanı takımın :) Misimovic onu yedekler. Rakitic'i bir türlü sevemedim. Diğerleri ıskarta.
CF: Berbatov, Jovetic, Bojinov, Amanatidis, Dzeko, Ibısevic, Pandev, Vucinic, Sulejmani, Novakovic, Pantelic, Shevchenko, Voronin, Mutu,Mevlüt, Kalinic, Olic, Petric, Tuncay. Seçenek bol. Dzeko, Berbatov, Jovetic, Vucinic, Mutu ve Olic ilk sıyrılan isimler. Bende Tothenham'dan kaynaklanan bir Berbatov sempatisi bulunmakta olduğundan, Berbatov'u yerleştiriyoruz en uca. Dzeko da yedeği olur bu sistemde. Jovetic ve Olic de yedek kuvvetlere dahil olur.
Ve takımımız şu şekli alır. Çok güzel oldu da kadro,böyle bir milli takım olsa 2-3-5 oynaması lazım yoksa forvetlere yazık olur.

30 Ekim 2009 Cuma
Road to .....
En son Aydın demişim. 1 ay olmuş. Ne yaptım bu bir ayda bir bakalım.
Okulum açıldı 28'inde. İlk haftasonu Düzce'ye düğüne gittim. Geldim dersler, ödevler falan filan. Budur işte! Yani koca bir ayın özeti bu. Ortaokulda Türkçe hocamız tarafından zorla yazdırılan günlükler aklıma geldi. O zaman da yazacak bir şey yoktu hayatımla ilgili, şimdi de yok.
Aklıma gelmişken eğitim sistemine yine sövüyorum. Ya insana zorla günlük yazdırılır mı? Ya da her gün yaz denir mi ? Ben de bilmediğimden her gün moron gibi bir şey yazma zorunluluğu hissediyordum. Kalktım, okula gittim, geldim, Tsubasa izledim, dışarı çıktım. maç yaptık gibi iki kelimelik cümleler. O yaşta bir çocuğun ki hobi olarak yapabildiklerim futbol veya basketbol oynamak (para boktu da gezip dolaşmadık mı), yazacağı ne gibi şeyler olabilir ki. Aşk ne bilmem, dert ne bilmem, siyaseten banane. Oyun ve ders. Dümdüz 13 yaşında bir çocuk.
Şimdi de yazmak istiyorum ama yine malzeme yok. Aşk ne bilmem, derdim yavaş yavaş artıyor, siyaseti takip ediyorum ama midem bulanıyor.Oyun ve ders. Kötü olan o zamanki çocuğun umrunda değildi de şimdi fena halde koyuyor bu kadar sıradan geçmesi hayatımın. Onun için hayatımı sıradanlığını unutturan tek şeye sarılıyorum. O da futbol.
Okulum açıldı 28'inde. İlk haftasonu Düzce'ye düğüne gittim. Geldim dersler, ödevler falan filan. Budur işte! Yani koca bir ayın özeti bu. Ortaokulda Türkçe hocamız tarafından zorla yazdırılan günlükler aklıma geldi. O zaman da yazacak bir şey yoktu hayatımla ilgili, şimdi de yok.
Aklıma gelmişken eğitim sistemine yine sövüyorum. Ya insana zorla günlük yazdırılır mı? Ya da her gün yaz denir mi ? Ben de bilmediğimden her gün moron gibi bir şey yazma zorunluluğu hissediyordum. Kalktım, okula gittim, geldim, Tsubasa izledim, dışarı çıktım. maç yaptık gibi iki kelimelik cümleler. O yaşta bir çocuğun ki hobi olarak yapabildiklerim futbol veya basketbol oynamak (para boktu da gezip dolaşmadık mı), yazacağı ne gibi şeyler olabilir ki. Aşk ne bilmem, dert ne bilmem, siyaseten banane. Oyun ve ders. Dümdüz 13 yaşında bir çocuk.
Şimdi de yazmak istiyorum ama yine malzeme yok. Aşk ne bilmem, derdim yavaş yavaş artıyor, siyaseti takip ediyorum ama midem bulanıyor.Oyun ve ders. Kötü olan o zamanki çocuğun umrunda değildi de şimdi fena halde koyuyor bu kadar sıradan geçmesi hayatımın. Onun için hayatımı sıradanlığını unutturan tek şeye sarılıyorum. O da futbol.
25 Eylül 2009 Cuma
Road to Aydın
Kazasız belasız bir yolculuktan sonra, gezip göreceğimiz iller kervanına Aydın da katılıyor inşallah. Ben bu İç Batı Anadolu denilen bölgeyi ve çevresini pek sevmem (Eskişehir'i ayrı tutuyorum) ama bu kent İzmir'e yakın olduğundan biraz daha insancıl olabilir. Bakalım manzara nasıl.
Yolculuğun sebebi ise bir kuzenimi daha evliler grubuna kaptırmış olmam. Mutlu bir birliktelik diliyorum buradan da. Bekar erkekler kategorisinde 2. liğe terfi ediyorum bu güzel olayla birlikte. 1. liğe yükselmem de 1-2 sene içinde gerçekleşir. Ondan sonra o 1. liği kolay kolay kaptırmam gibi duruyor bu "şans"la :)
Yolculuğun sebebi ise bir kuzenimi daha evliler grubuna kaptırmış olmam. Mutlu bir birliktelik diliyorum buradan da. Bekar erkekler kategorisinde 2. liğe terfi ediyorum bu güzel olayla birlikte. 1. liğe yükselmem de 1-2 sene içinde gerçekleşir. Ondan sonra o 1. liği kolay kolay kaptırmam gibi duruyor bu "şans"la :)
22 Eylül 2009 Salı
Racing Santander 0 - Barcelona 3 (Maç Devam Ediyor)
Barcelona'nın ilk 6 dışındaki maçlar ne yazık ki böyle. İlk yarım saatte maç bitiyor. Haliyle maçın da zevki kalmıyor. Maçın içine ediyorlar!!! Şimdi böyle yazdım diye Santander "superb comeback" yapar mı? Tabii ki yapamaz.
Kasımpaşa 1 - Galatasaray 3
*Değerli süper ligimizn "top class" hakemi. Görme engelin mi var zihinsel engelin mi? Bunlardan biri var gibi gözüküyor. Yok diyorsan, geriye bir ihtimal kalıyor, o da verilen "kutsal" görevi erine getirdiğin. Aldığın para helal olsun. Nasıl olacaksa ? Benim merak ettiğim bu hakemin ne gibi bir yaptırıma maruz kalacağı?
*Beşiktaş maçını izleyemedim Sabri için maçın adamı dendiğinde çok şaşırmıştım. Pana maçında da iyiydiç Bugün ise döküldü. Yediğimiz gol de pozisyonu seyretme lüksü olmayan biri Sabri. Hadi ilk verkaçta uyanamadın, sonra niye takip edip Emre Aşık'ın boşluğunu kapatmıyorsun
* Ali Güneş rahat olsun. Bu maçta kırmızı yemediyse, bir daha hiç bir naçta yenez. Tabii her maçı İlker Meral'in yönetmesi şartıyla.
* Yürüyedur Nonda.
*Beşiktaş maçını izleyemedim Sabri için maçın adamı dendiğinde çok şaşırmıştım. Pana maçında da iyiydiç Bugün ise döküldü. Yediğimiz gol de pozisyonu seyretme lüksü olmayan biri Sabri. Hadi ilk verkaçta uyanamadın, sonra niye takip edip Emre Aşık'ın boşluğunu kapatmıyorsun
* Ali Güneş rahat olsun. Bu maçta kırmızı yemediyse, bir daha hiç bir naçta yenez. Tabii her maçı İlker Meral'in yönetmesi şartıyla.
* Yürüyedur Nonda.
19 Eylül 2009 Cumartesi
EuroBasket 2009 - Yine Bize Esmer Günler
Yunanistan maçının en sinir bozucu anı hakemlerin götünden uydurduğu 4 saniye ile Yunanistan'ın kazandığı üçlüktü.Sinirimin bozulmasının nedeni yediğimiz basket değil, bu pozisyon karar verilirken ben TV başında çıldırıp hakemlere söverken bizim teknik ekip hiç tepki göstermemesiydi "Ağlamayan çocuğa meme vermezler" derler bu memlekette. Büyük bir haksızlığa uğruyorsun ve en küçük bir tepki yok. İlginç...
Maçı kaybetmemizin en önemli nedeni, Sinan Güler'in maç sonunda dediği gibi, sakin davranamamızdı. Oyuncuların hırsı ve kazanma arzusu maalesef bu sefer ters tepti. Benim aklımda kalan sakin kalamadığımız pozisyonlar şunlar.
* Yukarıda bahsettiğim pozisyonda Ersan pas arası yaptıktan sonra iki oyuncumuz da donup kaldılar ve topa hamle yapamadılar. Baby Shaq da aldı topu sora gelişen olaylar malum.
* Ersan gibi bir oyuncu o pozisyonsa nasıl öyle bir acemilik yaptı anlayamadım. Benim tahminime göre temas alıp basket faul olması için o kadar içeri girdi ve savunmacısının geri çekilmesi sonucu dengesiz bir atış yaptı.
* Bir diğerinde ise aktörümüz Ömer Onan. Son 1 dakika içindeydi yanılmıyorsam. Yine bir pas arasında hızlı çıktık kerem topu Ömer'e aktardı ve Ömer üçlüğü atarak maçı koparmanın hazzını yaşamak isterken evdeki bulgursan olup bir üçlük yiyerek 1 sayı geriye düştük. Sakin kalabilen bir takım orada frene basar ve sete döner. Ama işte aşırı gaz motoru boğuyor.
* Yine Ersan'ınkine benzer bir pozisyonsa Ender'in pas hatası var.
Bu saydıklarım fazlasıyla bariz hatalar. Bir de set hücumlarındaki abuk subuk pas ve şut tercihleri var ki onlara hiç girmeyelim.
Bir de Sinan daha fazla dakikayı hak ediyor, hele hele böyle etkili bir guarda sahip bir takım varken karşınızda.
Koç konusuna gelirsek. Tanjevic 2004 'ten beri bir ekol yaratma amacıyla takımn başında ama saygı duyulan bir ekole sahip olmak için önce istikrar gerekir. Bir şampiyona da deli gibi mücadele edip, birliktelik gösterip, hemen ertesi sene ortaokul takımı gibi oynarsanız bir ekolden söz etmeniz mümkün olmaz.
Oyuncu seçimleri bayadır tartışılıyor. Her zaman zor olanın yıldızları bir arada oynatabilmek olduğunu savunurum. Yıldızla sorun çıkartıyor, takım ruhunu bozuyor deyip onları takımdan şutlamak işin en basiti. Bana Mehmet, Hidayet, Ersan üçlüsünün isteklerini Milli Takım'ın hedefleri doğrultusunda karşılayabilecek bir hoca lazım. Yoksa Mehme2i almayayım. kaya ile Ermal de arıza çıkarıyor."Genç çocukların gıkı çıkmaz, güzel güzel oynatırım" demek kolaycılıktır.
Neyse bir bardak soğuk su içtik. Seneye daha iyi olmasını ummaktan başka yapılabilecek bir şey yok.Yine de gösterdikleri mücadele ve yaşattıklarıo heyecan için takımımıza teşekkürler
Maçı kaybetmemizin en önemli nedeni, Sinan Güler'in maç sonunda dediği gibi, sakin davranamamızdı. Oyuncuların hırsı ve kazanma arzusu maalesef bu sefer ters tepti. Benim aklımda kalan sakin kalamadığımız pozisyonlar şunlar.
* Yukarıda bahsettiğim pozisyonda Ersan pas arası yaptıktan sonra iki oyuncumuz da donup kaldılar ve topa hamle yapamadılar. Baby Shaq da aldı topu sora gelişen olaylar malum.
* Ersan gibi bir oyuncu o pozisyonsa nasıl öyle bir acemilik yaptı anlayamadım. Benim tahminime göre temas alıp basket faul olması için o kadar içeri girdi ve savunmacısının geri çekilmesi sonucu dengesiz bir atış yaptı.
* Bir diğerinde ise aktörümüz Ömer Onan. Son 1 dakika içindeydi yanılmıyorsam. Yine bir pas arasında hızlı çıktık kerem topu Ömer'e aktardı ve Ömer üçlüğü atarak maçı koparmanın hazzını yaşamak isterken evdeki bulgursan olup bir üçlük yiyerek 1 sayı geriye düştük. Sakin kalabilen bir takım orada frene basar ve sete döner. Ama işte aşırı gaz motoru boğuyor.
* Yine Ersan'ınkine benzer bir pozisyonsa Ender'in pas hatası var.
Bu saydıklarım fazlasıyla bariz hatalar. Bir de set hücumlarındaki abuk subuk pas ve şut tercihleri var ki onlara hiç girmeyelim.
Bir de Sinan daha fazla dakikayı hak ediyor, hele hele böyle etkili bir guarda sahip bir takım varken karşınızda.
Koç konusuna gelirsek. Tanjevic 2004 'ten beri bir ekol yaratma amacıyla takımn başında ama saygı duyulan bir ekole sahip olmak için önce istikrar gerekir. Bir şampiyona da deli gibi mücadele edip, birliktelik gösterip, hemen ertesi sene ortaokul takımı gibi oynarsanız bir ekolden söz etmeniz mümkün olmaz.
Oyuncu seçimleri bayadır tartışılıyor. Her zaman zor olanın yıldızları bir arada oynatabilmek olduğunu savunurum. Yıldızla sorun çıkartıyor, takım ruhunu bozuyor deyip onları takımdan şutlamak işin en basiti. Bana Mehmet, Hidayet, Ersan üçlüsünün isteklerini Milli Takım'ın hedefleri doğrultusunda karşılayabilecek bir hoca lazım. Yoksa Mehme2i almayayım. kaya ile Ermal de arıza çıkarıyor."Genç çocukların gıkı çıkmaz, güzel güzel oynatırım" demek kolaycılıktır.
Neyse bir bardak soğuk su içtik. Seneye daha iyi olmasını ummaktan başka yapılabilecek bir şey yok.Yine de gösterdikleri mücadele ve yaşattıklarıo heyecan için takımımıza teşekkürler
18 Eylül 2009 Cuma
Manga - Hepsi Bir Nefes
Ey kör anla bu yer bu gök boş
Bırak onu bunu gönlünü hoş tut hoş
Şu durmadan dağılan alemde
Hepsi, hepsi bir nefestir
Gerisi boştur boş
10 Eylül 2009 Perşembe
Bosna Hersek 1 - Türkiye 1
Çıldırmamak elde değil. Belçika'yı sahanda yeneme, Estonya denilen takımı yeneme sonra ağla dur. Şansımız matematiksel olarak tükenmese de mantıksal olarak tükendi. Emre ve Arda cezalı Belçika maçında. Bosna da Estonya'yı yener gibi duruyor. Zaten bu saattn sonra o Dünya Kupası'na katılırsak Euro 92'deki Danimarka etkisini yapar, o kupayı alırız. Kimse de şaşırmaz.
Umut işte böyle bir şey. İçini ısıtıyor insanın sonra da yüzüstü bırakıp gidiyor. Maç içinde de Bosna'nın bulduklarını kaçırması umutlarımızı sürdürdü ama olan yine bize oldu, gerildiğimizle sinirlendiğimizle kaldık.
Şimdi gelelim teknik konulara. Önder Turacı'nın Emre Aşık ve Emre Güngör'den fazlası nedir? Servet'i daha iyi tanıyan bu iki isimden biri daha mantıklı olmaz mıydı ? Özellikle uzun toplarla çıkan bir takıma karşı Emre Aşık'tan faydanılamaz mıydı ? Böyle çok soru çıkar tabi maçtan, uzatmayalım.
Takımdaki herkes tüm mücadelesini ortaya koydu ama mücadele etmek yetmiyor. Kritik anlarda soğukkanlılığını koruyup maç disiplininden ve taktiğinden (gerçi bu var mıydı emin değilim) kopmayacaksın. Bir Türk takımı da, milli takım - kulüp takımı farketmez, 1-0 öne geçikten sonra oyunu tutmayı öğrensin artık. Hep gereksiz telaş, geriye çekilme ve hazin son. Ondan sonra da şuursuz, bireysel becerilerie bağlı baskı. Burada ne zaman takım oyunu içinde bir baskı yapmayı öğrenirsek futbolumuz büyük bir adım atmış olacak.
2. yarı, ilk yarıda dönen topları alamamamızdan dolayı orta sahanın kalabalıklaşmasını umarken tam tersi bir hamle ile defans üçlenip, oyunu kanatlara yaymaya çalıştık. Pozisyon da bulduk ama olmadı, olmadı, olmadı.
Maçta en şaşırdığım durum ise en güvendiğim iki oyuncu olan Arda ve Gökhan Gönül'ün performanslarıydı. Arda ilk yarı, hakeminde kart vermeyerek desteklediği, Bosna sertliğinde eridi.2. yarı ise bildiğimiz Arda'ya yaklaştı ama bugünkü oyun onun vasatı. Gökhan ise yogunluktan mıdır, ya da aşırı konsantrasyonun getirdiği stres midir son paslarda ne yazık ki çıldırttı. Ama bütün bunlar Arda ve Gökhan'ın Türkiye'nin en yüksek potansiyele sahip iki oyuncusu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.Tıpkı bu takımın geçen sene bize muhteşem maçlar yaşattığı gerçeği gibi.
Umut işte böyle bir şey. İçini ısıtıyor insanın sonra da yüzüstü bırakıp gidiyor. Maç içinde de Bosna'nın bulduklarını kaçırması umutlarımızı sürdürdü ama olan yine bize oldu, gerildiğimizle sinirlendiğimizle kaldık.
Şimdi gelelim teknik konulara. Önder Turacı'nın Emre Aşık ve Emre Güngör'den fazlası nedir? Servet'i daha iyi tanıyan bu iki isimden biri daha mantıklı olmaz mıydı ? Özellikle uzun toplarla çıkan bir takıma karşı Emre Aşık'tan faydanılamaz mıydı ? Böyle çok soru çıkar tabi maçtan, uzatmayalım.
Takımdaki herkes tüm mücadelesini ortaya koydu ama mücadele etmek yetmiyor. Kritik anlarda soğukkanlılığını koruyup maç disiplininden ve taktiğinden (gerçi bu var mıydı emin değilim) kopmayacaksın. Bir Türk takımı da, milli takım - kulüp takımı farketmez, 1-0 öne geçikten sonra oyunu tutmayı öğrensin artık. Hep gereksiz telaş, geriye çekilme ve hazin son. Ondan sonra da şuursuz, bireysel becerilerie bağlı baskı. Burada ne zaman takım oyunu içinde bir baskı yapmayı öğrenirsek futbolumuz büyük bir adım atmış olacak.
2. yarı, ilk yarıda dönen topları alamamamızdan dolayı orta sahanın kalabalıklaşmasını umarken tam tersi bir hamle ile defans üçlenip, oyunu kanatlara yaymaya çalıştık. Pozisyon da bulduk ama olmadı, olmadı, olmadı.
Maçta en şaşırdığım durum ise en güvendiğim iki oyuncu olan Arda ve Gökhan Gönül'ün performanslarıydı. Arda ilk yarı, hakeminde kart vermeyerek desteklediği, Bosna sertliğinde eridi.2. yarı ise bildiğimiz Arda'ya yaklaştı ama bugünkü oyun onun vasatı. Gökhan ise yogunluktan mıdır, ya da aşırı konsantrasyonun getirdiği stres midir son paslarda ne yazık ki çıldırttı. Ama bütün bunlar Arda ve Gökhan'ın Türkiye'nin en yüksek potansiyele sahip iki oyuncusu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.Tıpkı bu takımın geçen sene bize muhteşem maçlar yaşattığı gerçeği gibi.
7 Eylül 2009 Pazartesi
Tek Maçtan Yattara - 1
İddaa'da yaz ayları dışında her programda en az 1 kuponum olur ama büyük meblağlar yatırmam. Amatör bahisçiyim yani. Profesyonel nasıl oluyor derseniz büyük meblağları güvendiği 1 veya 2 maça yatıranlar derim. Böyle yapanlara da iki çift lafım var. Yapmayın, etmeyin, kafayı yersiniz bir gün.
Evet iddaa sezonunun ilk haftasını boş geçmiştik. 2. haftada burada bahsetmediğim ancak tutan bir kuponum oldu. 5 maçlık kupondaki 3 maçın son dakikada gelen gollerle tutması, bahis oyunları içindeki şans faktörünün daha da fazla olduğunu düşündürdü. Hele bir de Ankaraspor - Gençlerbirliği maçını izleyince artık ikna oldum. İlk yarı Gençler 5 yaparmış maçı bea ama maç son dakika golüyle berabere bitti bize de 1 e 45 lik oran tutturmanın keyfi kaldı. Şimdi gazetelerin iddaa ekleri tutturdukları 5 - 6 ganyanlık kuponlarla öyle bir yaygara koparıyorlar ki ondan oranı yazayım dedim.
3. ve 4. haftalarda ise performansım kötüydü. Bu hafta ile birlikte ileride de bir çok kez karşılaşacağım (ve pek çok bahisçinin karşılaşacağı) tek maçtan yatma örneklerini sıralayacağım. Umarım kuponlarım tutar veya daha fazla maçtan yatarım da bu örnekleri çoğaltamam. Sinir oluyorum tek maçtan yatınca.
Bu haftanın kuponu 1 liralık çerez kuponum :)
Maçlar şöyle :
160 Brighton - Wycombe : ilk yarı 0 - 1.9
333 Assyriksa - Vasalund : üst - 1.5
230 Sloavakya - Çek Cumhuriyeti : 0 - 3.00
231 İsviçre - Yunanistan : ilk yarı 0 - 1.75
192 İskoçya - Makedonya : 1 - 1.45
358 Goias - Coritiba : üst - 1.5
ve yatan maçım
220 Macaristan - İsveç : ilk yarı 0 - 1.85
Toplam 57 lira veren bir kupondu. Bazıları gelip "ulen biz bu parayı bir kupona basıyoruz ne anlatıyorsun sen diyebilir" ona da saygımız var tabi. Para kazanan ancak öyle kazanabilir ama yukarıda dediğim gibi yapmayın, ibretlik hayat hikayesi çıkartmayın kendinizden.
Evet iddaa sezonunun ilk haftasını boş geçmiştik. 2. haftada burada bahsetmediğim ancak tutan bir kuponum oldu. 5 maçlık kupondaki 3 maçın son dakikada gelen gollerle tutması, bahis oyunları içindeki şans faktörünün daha da fazla olduğunu düşündürdü. Hele bir de Ankaraspor - Gençlerbirliği maçını izleyince artık ikna oldum. İlk yarı Gençler 5 yaparmış maçı bea ama maç son dakika golüyle berabere bitti bize de 1 e 45 lik oran tutturmanın keyfi kaldı. Şimdi gazetelerin iddaa ekleri tutturdukları 5 - 6 ganyanlık kuponlarla öyle bir yaygara koparıyorlar ki ondan oranı yazayım dedim.
3. ve 4. haftalarda ise performansım kötüydü. Bu hafta ile birlikte ileride de bir çok kez karşılaşacağım (ve pek çok bahisçinin karşılaşacağı) tek maçtan yatma örneklerini sıralayacağım. Umarım kuponlarım tutar veya daha fazla maçtan yatarım da bu örnekleri çoğaltamam. Sinir oluyorum tek maçtan yatınca.
Bu haftanın kuponu 1 liralık çerez kuponum :)
Maçlar şöyle :
160 Brighton - Wycombe : ilk yarı 0 - 1.9
333 Assyriksa - Vasalund : üst - 1.5
230 Sloavakya - Çek Cumhuriyeti : 0 - 3.00
231 İsviçre - Yunanistan : ilk yarı 0 - 1.75
192 İskoçya - Makedonya : 1 - 1.45
358 Goias - Coritiba : üst - 1.5
ve yatan maçım
220 Macaristan - İsveç : ilk yarı 0 - 1.85
Toplam 57 lira veren bir kupondu. Bazıları gelip "ulen biz bu parayı bir kupona basıyoruz ne anlatıyorsun sen diyebilir" ona da saygımız var tabi. Para kazanan ancak öyle kazanabilir ama yukarıda dediğim gibi yapmayın, ibretlik hayat hikayesi çıkartmayın kendinizden.
6 Eylül 2009 Pazar
ATV 'ye Küfürlerle Türkiye 4 - Estonya 2
Maç hakkında bir şey yazmayacağım çünkü bu yayıncı kuruluş bozuntusu kanal maçın içine alttan, üstten, yandan her yerden sıçtı. Bu kanala maç falan vermeyin kardeşim. Pozisyon var sol kanatta, Arda top sürüyor, çalım atıyor bizim bir bok gördüğümüz yok. Eeee hani nerde top? Ben orada abidik gubidik bir reklam görüyorum. Üstüne bir de her golden sonra Başbakan ile TFF Başkanı'nın sevinç görüntüleri. Lan git tribünleri göster, yedek kulübesini göster ondan sonra da yalaklanmak için gösterirsin onları da. Golün coşkusunun yaşandığı yer ribündür ama şeref tribünü değil.Zaten ne maçın havasına girebiliyorsunuz, ne pozisyonu anlayabiliyorsunuz, üstüne bir de küfür etmekten geriliyorsunuz. Ne zaman adam gibi bir maç yayını yapılacak bu ülkede?
2 Eylül 2009 Çarşamba
Kafamı Kurcalayan Bir Soru
İnsanoğlu, yaptıklarından dolayı mı yoksa yapmadıklarından dolayı mı daha çok pişmanlık duyar ?Bakalım, ne kadar süreceğini bilmediğim şu ömrümde bunun cevabını bulabilecek miyim ?
Al bak yine soru sordum. Bıktım lan soru işaretlerinden. Afili bir noktalama işareti ama bu aralar hiç hoşlanmıyorum kendisinden. Uzak dursun bir süre bana mümkünse.
Ankaraspor 0 - Galatasaray 2
İleri uç oyuncularımız Keita hariç biraz tutuk olunca ve bazılarının beğenmediği ancak önemi böyle maçlarda daha iyi anlaşılan Ayhan olmayınca hücum hattında etkili olamadık. Dönen topları toparlayan Ankaraspor kısa kısa paslarla ve Tita, Neca, Bilal üçlüsünün teknik becerileriyle maçın hakimiyetini eline geçirdi. Sakatlıktan yeni çıkan Hakan Balta Galatasaray kariyerinin en kötü maçını çıkarıp Orhan Ak havası yakalayınca Ankaraspor da orayı işledi.Leo Franco iyi gününde olunca gol yemeden bu atakları atlattık. Arada da duran top organizasyonunda, gözlerim yaşardı pozisyonda onu da belirteyim, Elano'nun ve Keita'nın isabetsiz şutları, Baki'nin asistini değerlendirmek isteyen Elano'nun şutunu kalecinin tokatlaması var.
İkinci yarı da aynı tas aynı hamam derken çıkması gereken iki oyuncu olan Elano ve Baros oyundan çıkıp, Kewell ve Nonda girince takım toparlandı. Şimdi buradan bir Rijkaard güzellemesi yapmayacağım çünkü bu maçı TV başında izleyenlerin bile gördüğü bir şeydi. Çok zor bir şey değil yani. Anlamadığım geçtiğimiz yıllardaki hocalarımızın yanlış seçimleri neyse temiz sayfa açtık artık :) Arda ortaya geçip, Nonda'nın da fizik gücünü kullanmaya başlayınca hareketlenen takım duran topla golü buldu. Kewell'ı ön direkte başı boş bırakan Ankara savunmasına da teşekkür ediyorum. O adam öyle bırakılır mı lan manyak adamlar. Adam sahadaki en çakal futbolcu Arda ile birlikte. Arda korner kullandığına göre ilk önce Kewell nerede diye bakacaksın.
İkinci golde de ben net olarak göremediğim için o pası atanın Arda olduğunu düşündüm. Çünkü onun gibi topu alan dönen araya en doğru zamanda topu bırakan bir futbolcu vardı. Bir de baktım ne göreyim Aydın Yılmaz. Maç içerisindeki ikinci göz yaşarmam da burada oldu. Bundan sonra kahvedeki doyumsuz Galatasaray taraftarlarını izlemekle geçti. 2-0 öndeyiz, bu güruh hala pas hatasında çemkiriyor, hakemin verdiği uzatmayı az buluyor, ısrarla 3. golü istiyorlar.Üst mü oynadınız maça anlamadım ki ? Biraz kanaatkar olun arkadaş !
29 Ağustos 2009 Cumartesi
Rıdvan Dilmen
Ben oturmuş güzel güzel Barca - Shakthar maçını izlerken, Ertem Şener'in geçmiş Süper Kupa maçlarından yola çıkarak hazırlanmış istatistikleri okumasıyla kanalı değiştirdim. Ne dedi Ertem Şener. Hiç bir Süper Kupa finali 0-0 bitip uzatmaya taşınmamış. O an hissettim maçın 0-0 biteceğini :) .Geçtim seyir zevki TSL ortalamasının üzerinde olan BJK - Antep maçına ve sonra da yazının başlığını oluşturan Rıdcan Dilmen'in yorumcu olduğu % 100 Futbol'u izledim.
Rıdvan Dilmen'in futbolculuğunu bilmem. Bazıları en yetenekli Türk futbolcu olduğunu iddia ederler. Ama bildiğim bir şey var, yorumculuğu kesinlikle futbolculuğuna benzemiyor. Yorumları zaman zaman bayağılaşıyor ve objektif değil ama yine de izliyorum. Çünkü, halk ağzıyla konuşuyor, geyik yapmayı biliyor ve özellikle Fenerbahçe puan kaybettiğinde sinirle karışık yorumları baya güldürüyor. Bugün Beşiktaş - Gaziantep maçından sonra da birkaç "ilginç" yorum yaptı.
Onlardan biri şu. Konu Tabata ve 8 milyon € 'dan açılınca bir ara söz Baros'a geldi (nasıl geldiyse) ve Lyon'un elden çıkartmak istediği oyuncuya 5 milyon € verip alıyorlar, bu yanlış dedi ve dondum kaldım. Adam 15 sene futbol oynamış, teknik direktörlük- menajerlik tecrübesi var, yıllardır yorumculukyapıyor ama şu tespite bak. Ne yapacaktı Lyon? Baros'u düşünmüyoruz kadroda, bedavaya verelim önümüze gelene mi diyecekti? Tabii ki mümkün olduğunca değerine yakın bir bedelle elden çıkarmaya çalışacaktı ve yaptı da. Geldi o 5 milyonluk adam da Gol Kralı oldu. Bu dahiyane mantığa göre Inter Sneijder'i, Bayern de Robben'i, Benfica Saviola'yı alırken büyük hata yaptı. Zaten elden çıkaracaktı Real Madrid, bekleseydiler üçe beşe kapatırlardı nasıl olsa. Galatasaray'ı inceden eleştirecek başka konular bulabilir Rıdvan ama Baros trasnferi ile olmaz o iş.
Rıdvan Dilmen'in futbolculuğunu bilmem. Bazıları en yetenekli Türk futbolcu olduğunu iddia ederler. Ama bildiğim bir şey var, yorumculuğu kesinlikle futbolculuğuna benzemiyor. Yorumları zaman zaman bayağılaşıyor ve objektif değil ama yine de izliyorum. Çünkü, halk ağzıyla konuşuyor, geyik yapmayı biliyor ve özellikle Fenerbahçe puan kaybettiğinde sinirle karışık yorumları baya güldürüyor. Bugün Beşiktaş - Gaziantep maçından sonra da birkaç "ilginç" yorum yaptı.
Onlardan biri şu. Konu Tabata ve 8 milyon € 'dan açılınca bir ara söz Baros'a geldi (nasıl geldiyse) ve Lyon'un elden çıkartmak istediği oyuncuya 5 milyon € verip alıyorlar, bu yanlış dedi ve dondum kaldım. Adam 15 sene futbol oynamış, teknik direktörlük- menajerlik tecrübesi var, yıllardır yorumculukyapıyor ama şu tespite bak. Ne yapacaktı Lyon? Baros'u düşünmüyoruz kadroda, bedavaya verelim önümüze gelene mi diyecekti? Tabii ki mümkün olduğunca değerine yakın bir bedelle elden çıkarmaya çalışacaktı ve yaptı da. Geldi o 5 milyonluk adam da Gol Kralı oldu. Bu dahiyane mantığa göre Inter Sneijder'i, Bayern de Robben'i, Benfica Saviola'yı alırken büyük hata yaptı. Zaten elden çıkaracaktı Real Madrid, bekleseydiler üçe beşe kapatırlardı nasıl olsa. Galatasaray'ı inceden eleştirecek başka konular bulabilir Rıdvan ama Baros trasnferi ile olmaz o iş.
24 Ağustos 2009 Pazartesi
Galatasaray 4 - Kayserispor 1

Takımın enerjisi ve presi, ortadaki küçük üçgenler, Elano'nun füzesi, Elano-Arda paslaşmaları, Baros'un çalışkanlığı, daima pas yapmaya çalışan bir takım, iyi kapanan ve yıldırıcı sertlikte oynayan bir takıma karşı 4-1 lik galibiyet ve gitgide gelişen bir takım ve artan uyum.
Bu sene de şampiyonluklar göreceğiz Galatasaraaaaay.
23 Ağustos 2009 Pazar
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Galatasaray 5 - Levadia Tallinn 0
Sezonu açtık Levadia maçıyla. Yeni Açık üst'e 3 yıl aradan soınra gittim. Eski açıkta giriş çıkışlar daha rahatmış acı bir tecrübeyle bunu öğrenmiş bulunduk. 1.5 saatte stada girebildik, dolayısıyla ilk gol kaçtı daha önemlisi War Chant ve atkı şovu kaçtı. Neyse güç bela stada girdik de, girdiğimizde de her yer, merdiven boşlukları dahil, doluydu. Bunun iki nedeni olabilir.
Ya fazla bilet basılmıştır ki bu pek mümkün değil, ya da görevlerini layıkıyla yerine getirdiğinden zerre şüphe duymadığım, aldıkları paralar analarınun ak sütü gibi helal (bunlar şaka tabii ki), tam donanımlı (jop, biber gazı, kask vs.) polislerimiz ve stad görevliileri içeriye beleşe adam sokmaktadırlar ki bu daha kuvvetli bir ihtimal. Şimdi buradan polis eğitimi ve polis profili ve polislik mesleği hakkında destan yazılır ama olmaz. Bir fişlenirsek iflah olmayız. Ooooo uğraş dur daha sonra. Maça geçelim bari.
Öncelikle tribünü irdelersem, Yeni Açık'ta maç izlemesine izleniyor da, tribün coşkusunu tam anlamıyla yaşamak imkansız. Eski Açık'taki enerji ve uyumun zerresi yok, en azından benim bulunduğum yerde yoktu. Ama Eski Açık ve Kapalı'nın performansı gayet iyiydi. Takımın performansı tribünlere de yansımış ama tam anlamıyla cehennem havası için takım gibi tribünlere de zaman ve sabır lazım. Ben ağır ve arabesk tezahüratları pek sevmem ama Nevizade Geceleri bir başka söyleniyor. Sonları daha hızlı ve coşkuyla söylenirse tam olacak. Ahmet Çakar da tezahüratlardan nasibini fazlasıyla aldı. En sevindiğim şey ise şu "lalalalalalaylaylay saldır Galaaaaatasaraaaaaaay" tezahüratının nadir yapılmış olması. Geçen senelerde baya uzun sürüyordu bu tezahürat ve baygınlık geçirmemize neden oluyordu.
Takıma gelirsek. Defansta Sabri'nin kademe hataları ve oyunu yavaşlatması Uğur'un önünü açıyor. İnşallah da açar. Orta saha yeterince hızlı oynayamıyor. Pas trafiğinde bazen bir kanatta 7-8 oyuncu birikiyor. Oyun orada sıkışmaya başladığında oyunu rahatlatacak çapraz kısa ve uzun pasları yapamıyoruz. Elano o noktada takıma çok katkı sağlayacaktır. Dün de pek isabetli olmasa da bu pasları attığını gördük. İleride çok daha yüzdeli atacaktır bu pasları o tekniğe ve oyun görüşüne sahip zaten. Baros ve Keita yavaş yavaş ritmini buluyor. Keita daki bu hırs devam ettikçe bu adam çok iş yapar. Baros gibi bir yeniden doğuş ta Keita'dan gelecek bu sene. Aydın hakkında istikrarsız yazmaktan bıktım. Onun yüzünden yazılan yazılar da istikrarsız oluyor. Kewell her türlü oynar bu takımda. Arda her zamanki Arda anlatmaya gerek yok.
İyi bir defansif kurguya sahip Kayserispor karşısında bizim çilingirlere büyük görev düşüyor. Kazasız belasız seriye devam etmek ümidiyle. Bu iş olacak.
Ya fazla bilet basılmıştır ki bu pek mümkün değil, ya da görevlerini layıkıyla yerine getirdiğinden zerre şüphe duymadığım, aldıkları paralar analarınun ak sütü gibi helal (bunlar şaka tabii ki), tam donanımlı (jop, biber gazı, kask vs.) polislerimiz ve stad görevliileri içeriye beleşe adam sokmaktadırlar ki bu daha kuvvetli bir ihtimal. Şimdi buradan polis eğitimi ve polis profili ve polislik mesleği hakkında destan yazılır ama olmaz. Bir fişlenirsek iflah olmayız. Ooooo uğraş dur daha sonra. Maça geçelim bari.
Öncelikle tribünü irdelersem, Yeni Açık'ta maç izlemesine izleniyor da, tribün coşkusunu tam anlamıyla yaşamak imkansız. Eski Açık'taki enerji ve uyumun zerresi yok, en azından benim bulunduğum yerde yoktu. Ama Eski Açık ve Kapalı'nın performansı gayet iyiydi. Takımın performansı tribünlere de yansımış ama tam anlamıyla cehennem havası için takım gibi tribünlere de zaman ve sabır lazım. Ben ağır ve arabesk tezahüratları pek sevmem ama Nevizade Geceleri bir başka söyleniyor. Sonları daha hızlı ve coşkuyla söylenirse tam olacak. Ahmet Çakar da tezahüratlardan nasibini fazlasıyla aldı. En sevindiğim şey ise şu "lalalalalalaylaylay saldır Galaaaaatasaraaaaaaay" tezahüratının nadir yapılmış olması. Geçen senelerde baya uzun sürüyordu bu tezahürat ve baygınlık geçirmemize neden oluyordu.
Takıma gelirsek. Defansta Sabri'nin kademe hataları ve oyunu yavaşlatması Uğur'un önünü açıyor. İnşallah da açar. Orta saha yeterince hızlı oynayamıyor. Pas trafiğinde bazen bir kanatta 7-8 oyuncu birikiyor. Oyun orada sıkışmaya başladığında oyunu rahatlatacak çapraz kısa ve uzun pasları yapamıyoruz. Elano o noktada takıma çok katkı sağlayacaktır. Dün de pek isabetli olmasa da bu pasları attığını gördük. İleride çok daha yüzdeli atacaktır bu pasları o tekniğe ve oyun görüşüne sahip zaten. Baros ve Keita yavaş yavaş ritmini buluyor. Keita daki bu hırs devam ettikçe bu adam çok iş yapar. Baros gibi bir yeniden doğuş ta Keita'dan gelecek bu sene. Aydın hakkında istikrarsız yazmaktan bıktım. Onun yüzünden yazılan yazılar da istikrarsız oluyor. Kewell her türlü oynar bu takımda. Arda her zamanki Arda anlatmaya gerek yok.
İyi bir defansif kurguya sahip Kayserispor karşısında bizim çilingirlere büyük görev düşüyor. Kazasız belasız seriye devam etmek ümidiyle. Bu iş olacak.
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Gaziantepspor 2 - Galatasaray 3

Buraya yazacağım yorumlar 7 bira içildikten sonra yazılmış yorumlar olup tarafsızlığı konusunda ciddi şüpheler uyandırabilir :)
* Ben ilk defa futbolcunun oyuncu değişikliği sırasında sahadan çıkacağı yere müdahele edildiğini gördüm. Belki kurallar değişmiştir ama garip geldi. Arda oyundan çıkarken hakem tarafından sahanın arkasından çıkması önerildi kabul görmeyince "buranın ağası benim ulen" tarzında bir sarı kart yedi. Buradan tüm sövgülerimi "hakeme" yolluyorum.
* Maçın genelinde Galatasaray'ımın oyunundan çok memnun değilim. Sağ bekte sağ açıktan bozma Mehmet Yozgatlı sol bekte sola açık / forvet arkasından bozma Olcan'ın olduğu takıma karşı yeterli baskıyı kuramadığımızı düşünüyorum.
* Mustafa Sarp Ayhan ikilisi ile bu lig bitmez. Mustafa Sarp gol attı, çalışkan bir görüntü çizdi ama hala bu takımda ilk 11 çıkacak seviyede değil. Ama ilk görüşlerimin aksine rotasyonda yer bulacak bu azmiyle devam ederse.
* Sabri hakkında yeni bir şey yazamayacağım. Aynı Sabri işte. Nerdesin geleceğin kaptanı Uğur'unıuz.
* Arda Arda Arda Kaptan Kaptan Kaptan... Üçüncü golün asistine kadar maçın adamı için Julio ve Deumi öne çıkmıştı ama Arda yine büyük oyuncu olduğunu gösterdi. O münasebetsiz hakem yüzünden moralini bozmasın. Prim yaptı aklınca Arda'ya kart göstererek.
* Baros daha hazır değil. Nonda geliyor arkadan dikkat etse iyi olur :)
* Ve son olarak biraz daha sabır. Maç sonu Rijkaard ve Neeskens'in görüntüleri herşeyi anlatıyor. Bu bir "takım" işi.
8 Ağustos 2009 Cumartesi
Sezon İddaa İçin de Başlıyor
2.5 aydır bahis oynamıyordum. Bugünden itibaren tekrar başlıyorum. Ligler şekillenmeden yüklü bahis yapmamak lazım. Önce ligler bir şekillensin sonrasına bakarız. Bu haftasonu için tamamen rastgele bir kupon yapacağım. Tutarsa ne ala. İşte maçlarım :)
164 Mainz - Bayer Leverkusen: Üst - 1.55
Tamamen iki takımın oyun karakterlerine dayalı bir tahmin. Leverkusen'in 2 hazırlık maçını izledim. İyi pas yaparak, hızlı hücuma çıkıyorlar. Renato Augusto ve Eren formda bir görüntü verdi. Mainz'ın da iç sahadaki gollü maçları beni üst seçeneğine yöneltti.
257 Sivasspor - Trabzonspor : 1 - 2.3
Sivasspor 5-0 ın ardından kindar bir hırs içinde. Bu kısa vadede avantaj gibi duruyor ama uzun vadede zararlı sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Trabzon maçına da kendilerini kanıtlama motivasyonuyla çıkacaklar. Kalede de Tolga Zengin olursa Sivas kazanır.
267 Monaco - Toulouse : 0 - 2.7
Bunun açıklaması yok. Maçın duruşu beraberlik kokıyor :)
329 A.Wien - Wieter N. : üst - 1.55
233 Trelleborg - Malmo : alt - 1.55
376 Flamengo - Corinthias : 1 - 1.8
Corinthias 3 oyuncusunu satınca tğm dengeleri bozdu. 4 maçtır kazanamıyorlar.
387 Gremio Barueri - Gremio : üst - 1.55
410 İnternacional - Sport Recife : 1 - 1.45
8 maç fazla olmuş. İkisini, 387 ve 329'u çıkardım. Son haliyle kupon
164 - Üst
257 - 1
267 - 0
233 - Alt
376 - 1
410 - 1
1 e 39., 5 e 195.
Mor Forma
Forma konusunda tutucuyum. Sarı kırmızı olacak. İlla farklı bir forma isteniyorsa düz sarı, düz kırmızı renk tonları açılıarak veya koyulaştırılarak ve ters rengin ince şeritleri formaya konularak farklı formalar elde edilebilir.Bir de beyaz yaparsın olur biter. Ligdeki takımların renkleri belli. Parçalının karışabileceği takımlar kırmızı rengi içinde bulunduranlar. Kırmızı- siyah, kırmızı - beyaz ve sarı kırmızı. İlk ikisine düz sarı, diğerine beyaz forma giyersin ne mora gerek kalır ne de mor için bir sebep aramana. Tamam hikaye hoş, tasarım da sade ve güzel ama arkadaş MOR yav. Ne alaka git Ordu'ya ver formayı. O formayı alan arkadaşlardan ricam o formayla tribüne gitmesinler. Sarı - Kırmızı bütünlüğünü bozmasınlar. İç saha maçlarına mor formayla çıkmak ta ayrı bir gariplik. Hadi dış sahada mecbur kalınca giy de iç sahada silah mı dayadılar. Pazarlama stratejisi olmasını temenni ediyorum.
7 Ağustos 2009 Cuma
UEFA Avrupa Ligi Play-Off Eşleşmeleri
Hiçbir maçını izlemedim bu takımın. "Şampiyonlar" elemesinin 2. eleme turunda son iki senenin Polonya şampiyonu Wisla Krakow'u elemişler. 3. eleme turunda ise Macaristan şampiyonu Debrecen'e iki maçta da 1-0 yenilerek elenmişler. Bir önceki senenin Şampiyonlar Ligi öneleme 1. turunda ise Drogheda United'a elenmişler. Estonya takımı olması ve Avrupa'da oynadığı maçların az gollü geçmesi savunma ağırlıklı bir takım oldukları izlenimini veriyor. Bekleyip göreceğiz ama isterlerse 0-0-0 oynasınlar tur yine de bizim.
Trabzonspor Toulouse
Shakthar Donetsk - Sivasspor
Sion - Fenerbahçe
Tüm eşleşmeler burada
4 Ağustos 2009 Salı
FM Efsanelerinin Gerçek Hayattaki Transferleri
Bu oyunun yıldız adayları, Lulinha, Kerlon vb. kötü örnekler olsa da, bana tutarlı gelir. Aşağıda ben FM oynarken yıldızlaşan isimlerin gerçek futbol piyasasında son dönemlerde yaptığı transferler var.(Transfer Bilgileri www.transfermarkt.co.uk)
* Zuculuni - Hoffenheim 4.5 Milyon €
* Christian Benitez - Birmingham City 9 Milyon €
* Keirrison - Barcelona 14 Milyon €
* Ben Sahar - Espanyol 1 Milyon €
* Goitom - Almeria 2.3 Milyon € (Piatti - Goitom seneye iç sahada banko Almeria :)
* Kolodzieczak - Lyon 2.5 Milyon €
* Matias Fernandez - Sporting Lizbon 4 Milyon €
* Ramires - Benfica 7.5 Milyon €
* Rafael Carioca - Spartak Moskova 8 Milyon €
* Tomas Necid - CSKA Moskova 5 Milyon €
* Zuculuni - Hoffenheim 4.5 Milyon €
* Christian Benitez - Birmingham City 9 Milyon €
* Keirrison - Barcelona 14 Milyon €
* Ben Sahar - Espanyol 1 Milyon €
* Goitom - Almeria 2.3 Milyon € (Piatti - Goitom seneye iç sahada banko Almeria :)
* Kolodzieczak - Lyon 2.5 Milyon €
* Matias Fernandez - Sporting Lizbon 4 Milyon €
* Ramires - Benfica 7.5 Milyon €
* Rafael Carioca - Spartak Moskova 8 Milyon €
* Tomas Necid - CSKA Moskova 5 Milyon €
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Geçtiğimiz Haftanın Transferleri
* İbrahimovic - Eto'o takası gerçekleşti. 50 Milyon € + Etoo'o. İki taraf ta için de gayet iyi transfer. İbrahimovic'in sisteme uymaması gibi bir ihtimal yok bence. Ben bile oynarım lan o adamlarla.Keirrison'u da alıp Benfica'ya kiraladılar. Benfica kadroyu iyice abarttı bakalım yine hüsran mı olacak sonu?
* Peter Crouch Tottenham'da. Robbie Keane, Bent, Pavyluchenko. Defoe. En zayıf halka Bent gidici. Zokora'nın yerini nasıl dolduracaklar orası şüpheli. Defans sakatlıklardan nakavt. Son üç sezonda ilk 5 maçta en fazla 4 puan toplayabilmişler. Bu sezon da benzer bir durum ortaya çıkabilir.
* Şu Morientes 1 maç olsun Galatasaray forması giysin Türk medyası için. Sonra futbolu mu bırakıyor, Katar'a mı gidiyor ne yaparsa yapsın. Marsilya'da başarılar. Severim kendisini.
* Arbeloa Real Madrid'de. Ulan Sabri - Oleguer- Arbeloa üçlüsü kadar balık adam görmedim. Arbeloa artık tavan yaptı. Liverpool'da iken takıma yakıştıramazdım. Real Madrid'in şu kadrosuna zaten olmaz. Yedek olarak alınsa bile mantıklı bulmadım bu transferi.
* Gomis Lyon'da. Lopez-Gomis ikilisi çok iş yapar. Benzema'dan gelen paraya azıcık ekleyip Lopez ve Gomis'i aldılar. Lopez'den kar etmeleri biraz zor ama Gomis'i 3 katı gibi bir paraya satabilirler. Sonra bir Gomis bulrlar onu da aldıklarının üç katına satarlar, bu böyle devam eder.
* Martins Wolfsburg'ta. Overrated denilince aklıma gelen ilk isimlerden Martins. Dzeko gidiyor mu acaba?
* Kolo toure Manchester City'de. İlk 4 hedefi daha ulaşılabilir görünüyor bu transferle. Arsene Wenger "değerini bulanı satarım" mantığına devam ediyor. Merakla bekliyorum Arsenal'i.
* Bojinov ve Panucci Parma'da. Bojinov sakatlanmamayı başarırsa geldiği yere dönmemek için güzel hamleler Parma'dan.
* Arıza çıkaran Hleb kiralık olarak Stuttgart'ta. Pogrebnyak da 5 milyon € karşılığında Stuttgart'a geçmiş.
* Heinze Marsilya'da. Bonnart - Diawara - Heinze - Taiwo dörtlüsü. Çok sağlam gelmedi bana.
* FM efsanesi Rosina Zenit'te. Bir türlü izleyemedim doğru dürüst. Yine fırsat bulamayacağım gibi.
* En nefret ettiğim forvetlerden biri olan Cruz da Lazio'ya gitmiş. Bu adam yüzünden Pandev ve Zarate'den birini izleyemezsem yazık olacak.
* Peter Crouch Tottenham'da. Robbie Keane, Bent, Pavyluchenko. Defoe. En zayıf halka Bent gidici. Zokora'nın yerini nasıl dolduracaklar orası şüpheli. Defans sakatlıklardan nakavt. Son üç sezonda ilk 5 maçta en fazla 4 puan toplayabilmişler. Bu sezon da benzer bir durum ortaya çıkabilir.
* Şu Morientes 1 maç olsun Galatasaray forması giysin Türk medyası için. Sonra futbolu mu bırakıyor, Katar'a mı gidiyor ne yaparsa yapsın. Marsilya'da başarılar. Severim kendisini.
* Arbeloa Real Madrid'de. Ulan Sabri - Oleguer- Arbeloa üçlüsü kadar balık adam görmedim. Arbeloa artık tavan yaptı. Liverpool'da iken takıma yakıştıramazdım. Real Madrid'in şu kadrosuna zaten olmaz. Yedek olarak alınsa bile mantıklı bulmadım bu transferi.
* Gomis Lyon'da. Lopez-Gomis ikilisi çok iş yapar. Benzema'dan gelen paraya azıcık ekleyip Lopez ve Gomis'i aldılar. Lopez'den kar etmeleri biraz zor ama Gomis'i 3 katı gibi bir paraya satabilirler. Sonra bir Gomis bulrlar onu da aldıklarının üç katına satarlar, bu böyle devam eder.
* Martins Wolfsburg'ta. Overrated denilince aklıma gelen ilk isimlerden Martins. Dzeko gidiyor mu acaba?
* Kolo toure Manchester City'de. İlk 4 hedefi daha ulaşılabilir görünüyor bu transferle. Arsene Wenger "değerini bulanı satarım" mantığına devam ediyor. Merakla bekliyorum Arsenal'i.
* Bojinov ve Panucci Parma'da. Bojinov sakatlanmamayı başarırsa geldiği yere dönmemek için güzel hamleler Parma'dan.
* Arıza çıkaran Hleb kiralık olarak Stuttgart'ta. Pogrebnyak da 5 milyon € karşılığında Stuttgart'a geçmiş.
* Heinze Marsilya'da. Bonnart - Diawara - Heinze - Taiwo dörtlüsü. Çok sağlam gelmedi bana.
* FM efsanesi Rosina Zenit'te. Bir türlü izleyemedim doğru dürüst. Yine fırsat bulamayacağım gibi.
* En nefret ettiğim forvetlerden biri olan Cruz da Lazio'ya gitmiş. Bu adam yüzünden Pandev ve Zarate'den birini izleyemezsem yazık olacak.
30 Temmuz 2009 Perşembe
Bu Kadarı da Fazla
24 Temmuz 2009 Cuma
Güneşin Oğlu
Bu filmle ilgili beni asıl sevindiren nokta ise şu oldu. Filmin yönetmeni yine bu filmle ortak özellikleri olan "Polis" filminin yönetmeni Onur Ünlü'ymüş. Polis filminden de bu filmden sonraki duygularla ayrılmıştım. .Sinemanın çok abartılmaması gerektiği, sadece bir eğlence aracı olduğu yönündeki açıkllamaları da "Onur Ünlü" ismini güçlü bir referans haline getirmiştir.
Son olarak, Polis filminde "Olur ya" nasıl cuk oturmuşsa, bu filmde de "Kara Sevda" cuk oturmuş.
Özgü Namal'a da kırmızı cuk oturmuş :)
Özetle izleyin, hoşunuza gidecek bence.
Galatasaray 2 - FC Tobol 0
Öncelikle Tobol için bu takım bizim 2. ligde oynayamazi, bunlar topçu mu türünden yorumlarla maçın içine belirli bir süre sıçıldı etrafımdakiler tarafından. Öncelikle bu takım bizim über süper ligdeki takımların yarısından daha iyi pas yapıyor ve gayet de sert top oynuyorlar. İleri üçta biraz zayıf kaldıkları için pozisyon bulamıyorlar.
Arda ve Baros katkılı takım daha güvenli ve becerikli oynadı. Arda'ya tü tü tü Maşallah diyorum. Serdar' a geçmiş olsun iyi bir maç çıkarıyordu bir futboılcu azmanının dirseğiyle oyun dışı kaldı. Bu özgüvenini ve çalışmasını devam ettirirse Sami Yen'de hoparlörden ve tribünlerden ismini duyurması yakındır.
Mustafa Sarp hakkındaki düşüncelerim değişmedi. 18 de bile yer bulmakta zorlanacağını düşünüyorum. Mehmet Topal'ın gelişiyle ortasaha çoooook daha iyi olacaktır. Linderoth'u görmek de güzeldi. Yaşlanmamış fazla :)
Stoper ikilisi Gökhan - Servet olursa hızlı olan her forvet etkili olur bizim takıma karşı. Hakan Balta'nın çok ham olması da bu uyumsuzluğu belirginleştirdi.
2 hafta daha lazım. Her zaman ki gibi sabır :)
Arda ve Baros katkılı takım daha güvenli ve becerikli oynadı. Arda'ya tü tü tü Maşallah diyorum. Serdar' a geçmiş olsun iyi bir maç çıkarıyordu bir futboılcu azmanının dirseğiyle oyun dışı kaldı. Bu özgüvenini ve çalışmasını devam ettirirse Sami Yen'de hoparlörden ve tribünlerden ismini duyurması yakındır.
Mustafa Sarp hakkındaki düşüncelerim değişmedi. 18 de bile yer bulmakta zorlanacağını düşünüyorum. Mehmet Topal'ın gelişiyle ortasaha çoooook daha iyi olacaktır. Linderoth'u görmek de güzeldi. Yaşlanmamış fazla :)
Stoper ikilisi Gökhan - Servet olursa hızlı olan her forvet etkili olur bizim takıma karşı. Hakan Balta'nın çok ham olması da bu uyumsuzluğu belirginleştirdi.
2 hafta daha lazım. Her zaman ki gibi sabır :)
Etiketler:
Futbol,
Galatasaray,
Maç Sonrası,
Uefa Kupası
23 Temmuz 2009 Perşembe
Rivaldoooooo...

Bu adamın yeri çok ayrı bende, milli maçtaki çirkefliğine bile kızamamıştım. Millette Ronaldo manyaklığı varken ben Rivaldo'yu severdim. Solak oyuncuları her zaman daha çok sevmişimdir zaten. Solak oluşu, aşırtma, frikik golleri, sakin sakin attığı seri çalımlar ve kendinden emin oyun tarzı bu sevginin sebepleri. Rivaldo hayranlığının oluştuğu an ise Rivaldo'nun 2001-2002 sezonunda, Şampiyonler Ligi'nde son maçta Fenerbahçe'ye 90. dakikada attığı gol değil zira o zamanlarda ben zaten Rivaldo manyağıydım.
Bahsettiğim an tahmin edebileceğiniz üzere 2000-2001 sezonunun son maçında Valencia maçında attığı rövaşata golü. Rövaşata golleri zaten muhteşemdir. Bir de bunu sezonun son maçında Şampiyonlar Ligi'ne gidebilmek için kapıştığınız Valencia'ya karşı son dakikada maç 2-2 iken yaparsanız o golün güzelliği katbekat artar. Zaten 2-0 dan 2-2 ye getiren golleri de sen atmışsın bi dur be arkadaş. Ben aslında Barcelona'ya sempati duymam ama Rivaldo sayesinde Barcelona forması almışlığım var 2000 senesinde (korsan ama olsun 14 yaşında orjinal formayı nasıl alayım. Satın alma gücüm olsa da orjinalini nerden bulacam burada :))Bu formayla ilgili en uyuz olduğum şey ise Rivaldo'nun 11 numara giyerken formayı aldığım sene 10 a geçiş yapmasıydı. Çok sinirim bozulmuştu çoook.
Neyse sonra Barcelona bu adamla sözleşmesini feshetti, van Gaal ile yaşadığı sorunlar yüzündenmiş, ve yolu İtalya'daki takımım A.C Milan'a düştü ama ne yazık ki olmadı o kadronun içinde kendine yer bulamadı. Sonra Milan'dan ayrılacağı kesinleşince Galatasaray ile baya bir yazıldı. O zaman fotomaç, fanatik falan alıyorum toyum tabi o zamanlar, okuyup gaza geliyorum. Neyse sonra Olympiakos, AEK derken Özbekistan'a düştü yolu. Gollerini sıralamaya devam ediyor. Her türlü efsane 11'imde yer bulur kendisine.
18 Temmuz 2009 Cumartesi
Tek Sorun ÖSS Olsa...
2009 ÖSS sonuçları geçen hafta açıklandı ve basınımız her sene olduğu gibi aynı sığlıkla sonuçları yorumlamakta. Yani öyle bir noktaya getirdiler ki ÖSS kalksa yerine başka bir sistem gelse, bir anda herkesin kafada bir ampül yanacak, sınav sonuçları da mis gibi olacak. Soruları cevaplanma oranları % 60-70'lere çıkacak. Sorunun kökü sınav sisteminde değil eğitim sisteminde. Yanlış anlaşılmasın sınav sistemini savunduğum yok. Ben de sevmiyorum sınav girişinde ve çıkışında gergin,bezgin,ağlamaklı yüz ifadelerini ama asıl noktayı gözden kaçırmayalım İlköğretimden yüksek öğretime her kademede saçma sapan uygulamalar mevcut. Deli olmadığım için bu sorunları burada irdeleyecek değilim çünkü Arkadaş ortamında ne zaman tartışmaya açılsa elimizde kalıyor bu konu Zaten bu sorunu bir kitap serisi anca paklar ve onu da eğitim bilimcilere bırakıyorum haliyle. Benim tek bildiğim bu sorunun öyle ufak ufak düzenlemelerle halledilemeyeceği. Öğretmen, müfettiş vs eğitim kadrosunun yetiştirilmesinden aile içi eğitime, ders içeriklerinden fiziki yeterliliklere bir çok sorunun olduğu bir konu ancak baştan aşağı bir yapılanmayla yani bir eğitim devrimiyle gerçekleştirilir. Arada bir iki nesil daha yok olacak ama gelecek nesiller kurtulsun bari.
Bu arada benim asıl derdim anti klişe timini göreve çağırmaktı :) Zira bu aralar sıfır çeken sayısı, derece yapanların başarı yolları, en başarılı başarızsız iller vs. sıkça dillendirilmekte güzide gazete ve televizyonlarımızda derken bir de baktım benim yazıda da klişe bol. En iyisi susmak galiba.
Bu arada benim asıl derdim anti klişe timini göreve çağırmaktı :) Zira bu aralar sıfır çeken sayısı, derece yapanların başarı yolları, en başarılı başarızsız iller vs. sıkça dillendirilmekte güzide gazete ve televizyonlarımızda derken bir de baktım benim yazıda da klişe bol. En iyisi susmak galiba.
17 Temmuz 2009 Cuma
Bez Bebek..

Gelelim son yılların en güzel dizisine demiyorum tabiki :) Aslında çok önemlidir bez bebek benim için. Bobiler.org ile nispeten erken tanışmamı sağlamıştır yukarıdaki çalışma sayesinde. Bu diziden tiksinme duygusunu milyonlarca kişiyle paylaştığıma eminim ve olayı bu kadar güzel anlatan bir başka yazı, resim video vs. bence yok. O yüzden paylaşayım dedim.
Gelelim Bez Bebek'in karşıma çıktığı en münasebetsiz ana. Bir pazar günü halısaha maçımı yapmışım. Planda Premier Lig maçı var. Maç ta maç hani. Manchester United- Liverpool ya da Manchester United - Arsenal maçı. Saat gelmiş. Güzel futbol, bol gol ümidiyle Fox TV'yi, ki bir sene boyunca işkence etmiştir futbolseverlere, açıyorum. Bir duraksama ve o ne lan ! BEZ BEBEEEEEK. Yanlış kanalı açtığımı düşünüp kumandaya üç beş sefer arka arkaya basıp tekrar tekrar bez bebekle karşı karşıya kaldım. Sinir had safhada, bildiğim tüm küfürleri ğeş ğeşe sıraladaığım nadir anlardan biri. Ulan maç varken Bez Bebek ne arouna kone. Maç Fox Sport'taymış. Ulan ben nereden bulayım Fox Sport'u Hayır yerine başka maç koysana kardeşim o zaman. Yediğin küfürleri azalt hiç olmazsa. Ha şimdi Fox'a bu kadar laf ettim de şimdi durum daha mı iyi Spormax ile. O da hayır. Eee o zaman ?. Duydum duydum fakirlerin neyine lan Premier Lig !
Etiketler:
Benden,
bobiler.org,
Fox TV,
Premier Lig,
TV Dizileri
16 Temmuz 2009 Perşembe
Arsenal'in Hedefleri Ne ?
Kimilerinin beklentisi Arsenal'in gençlerden kurulu kadrosunun olgunlaştığı zaman ortalığı kasıp kavuracağı. Arsene Wenger kimi satsa vardır bir bildiği deyip sabrediyorlar. Şimdi Adebayor gitti. 20 milyon € kar edilmiş olması bence bir şey ifade etmiyor. Arsenal'in misyonu sadece futbolcu yetiştimek olsa tamam ama kupa kazanıp ortaya somut bir başarı göstergesi koymak zorundalar. Finansal başarı kupalarla bir arada olduğu zaman parlak duruyor çünkü
Adebayor alındığında bu seviyeye çıkacağını açıkçası ben beklemiyordum. Wenger yine parlattı ve sattı. Şimdi Chamakh ismi geçiyor. Gelirse onu da bu seviyeye getireceğinden artık şüphe etmiyorum ama onu da 3 sene sonra satacağına dair ciddi şüphelerim var ve böyle devam ederse Arsenal'in ligin başında şampiyonluk iddiasını kaybetme durumu devam edecek gibi duruyor. Sonrasında da toparlanıp 4.lükteki yerini sağlamlaştıracak ve lig öyle sürüp gidecek. Arada da Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final, yarı final. Mourinho, Guardiola, Ferguson kupaları silip süpürecek ama Arsene Wenger en iyi hoca, Ekol abi adam. Hadi leyn.
15 Temmuz 2009 Çarşamba
Manchester City 'nin Forvet Aşkı
Araplar forvetleri seviyor orayı anladık ta para bok diye etrafa saçmak anlamsız.
2008-2009 sezonu başında takımda bulunan Felipe Caicedo, Benjani, Bojinov, Sturridge, Petrov ve taze Ankaragücü'lü Vassell gibi isimlerin üzerine transfermarkt.de verilerine göre 25 milyon euroya Jo'yu, 45 milyon euroya Robinho'yu, 12 milyon euro'ya Wright Philipps'i almışlar. Petrov ve Wright Phillips 4-4-2 oynandığında kanatlarda yer alabilecek isimler olduğundan onları saymayalım hadi. Elindekileri yetersiz buldun ki doğrudur, bu adamları aldın. Devre arasında Jo'yu beğenmeyip kiralıyorsun, yerine Craig Bellamy denilen adamı 16 milyon euro saçarak alıyorsun. O da tamam Jo tutmadı aceleye Bellamy oldu ancak. Bari bu sene dur arkadaş. Santa Cruz ,Nonda'nın alındığı sene ismi geçmişti ama bize göre pahalıydı, eski hocasına geri dönmüş 22 milyon euroya Tevez de 30 milyona takımda. Vassell ve Sturridge gitmiş. Bojinov ve Benjani'den biri de yollanırsa rotasyonda da Bellamy ve Felipe Caicedo ile yeterli bir forvet hattını oluşturmuşsun da ADEBAYOR ne alaka kardeşim. Robinho, Tevez, Santa Cruz'un üstüne ne yapacaksın. 30 milyon euro da ona. Şu saydığımız isimlerin maliyeti 170 milyon euro. Üstüne bir de yedikleri Bianchi kazığı var. Ben nasıl oynatılacak bu adamlar çok merak ediyorum.
City şu anda baya korkutucu bir takım oldu kadro yapısı itibariyle. Adebayor,Santa Cruz, Tevez ve Barry transferleri olası Bruno Alves ve Terry transferlleri ile halihazırdaki Given, Bridge, Ben Haim, De Jong, Kompany, Micah Richards, Onouha, Elano, Zabaleta, Wright Philiphs gibi ismlerle Şampiyonlar Ligi vizesi alabilir. Tabi öncelikle bu isimlerin gerçekten bir takım oluşturabilmesi gerekiyor. Yoksa petrol de bir yere kadar
2008-2009 sezonu başında takımda bulunan Felipe Caicedo, Benjani, Bojinov, Sturridge, Petrov ve taze Ankaragücü'lü Vassell gibi isimlerin üzerine transfermarkt.de verilerine göre 25 milyon euroya Jo'yu, 45 milyon euroya Robinho'yu, 12 milyon euro'ya Wright Philipps'i almışlar. Petrov ve Wright Phillips 4-4-2 oynandığında kanatlarda yer alabilecek isimler olduğundan onları saymayalım hadi. Elindekileri yetersiz buldun ki doğrudur, bu adamları aldın. Devre arasında Jo'yu beğenmeyip kiralıyorsun, yerine Craig Bellamy denilen adamı 16 milyon euro saçarak alıyorsun. O da tamam Jo tutmadı aceleye Bellamy oldu ancak. Bari bu sene dur arkadaş. Santa Cruz ,Nonda'nın alındığı sene ismi geçmişti ama bize göre pahalıydı, eski hocasına geri dönmüş 22 milyon euroya Tevez de 30 milyona takımda. Vassell ve Sturridge gitmiş. Bojinov ve Benjani'den biri de yollanırsa rotasyonda da Bellamy ve Felipe Caicedo ile yeterli bir forvet hattını oluşturmuşsun da ADEBAYOR ne alaka kardeşim. Robinho, Tevez, Santa Cruz'un üstüne ne yapacaksın. 30 milyon euro da ona. Şu saydığımız isimlerin maliyeti 170 milyon euro. Üstüne bir de yedikleri Bianchi kazığı var. Ben nasıl oynatılacak bu adamlar çok merak ediyorum.
City şu anda baya korkutucu bir takım oldu kadro yapısı itibariyle. Adebayor,Santa Cruz, Tevez ve Barry transferleri olası Bruno Alves ve Terry transferlleri ile halihazırdaki Given, Bridge, Ben Haim, De Jong, Kompany, Micah Richards, Onouha, Elano, Zabaleta, Wright Philiphs gibi ismlerle Şampiyonlar Ligi vizesi alabilir. Tabi öncelikle bu isimlerin gerçekten bir takım oluşturabilmesi gerekiyor. Yoksa petrol de bir yere kadar
14 Temmuz 2009 Salı
Offff...
Lan bir rüya gördüm tüm gün hüznü gitmedi üzerimden. Gerçekte görsem aynı sahneyi demekki geberecem orada. Görmüştüm ya neyse. Hoşlandığınız ya da sevdiğiniz kişiyi, sevgilisiyle görme durumundan bahsediyorum. Aslında eski bir mesele ama nerden aklıma girdi de rüyaya dönüştü orası bilinmez. Boşluktan sanırım ya da bu aralar fazlaca hayal kurmamdan. Rüyada görmekle kalmayıp muhabbet etmek zorunda kaldım, hatta böyle samimi, esprili bir muhabbet geçti, Kahkahalar, şakalaşmalar falan. Sonra bir uyandım amanın. Midem bulanıyor, sinirliyim, uyuyamıyorum, gece hayranlıkla izlediğim yağmur şimdi rahatsız ediyor. Zaten normal kalkma saatimden önce kalkmışım, uykumda var yani. tüm gün mal mal dolandım ortalarda. Resmen piç oldu günüm. Ne güzel gazete alıp, sessiz sakin bir yerde okuyacaktım. Nargile bile içerdim belki. Ders te çalışacaktım güya. Neyse başka zamana artık. Kahve ve müzik iyi gelir umarım.
12 Temmuz 2009 Pazar
Galatasaray 0 - Bayer Leverkusen 1
Zaten her türlü kupa alacakmışız o yüzden önemli değil yenilgi :) Kupadaki maçlar hazırlık maçı da olsa böyle saçmalık olmaz. 1.ye ver kupa kardeşim. Diğerkerine de teşekkür etmek istiyorsan plaket verirsin.
Maça gelince yeni sisteme alışma sürecinin sancılı dönemlerindeyiz. Çok şey beklememek lazım. Defan s özellikle ortasahadaki üçlüyle anlaşamayınca dengesizlikler baş gösterdi. Duran toptan da bomboş kalan Friedrich attı golü. İlk yarıdaki ortasaha Mustafa Sarp, Emre Çolak ve Serkan(Sabri) idi. Bu üçlüden Emre dışındakiler sene içinde maksimum 300 dakika forma bulurlar. O da kupa maçlarında falan. Mustafa Sarp hakkında ne yazıkki bir önyargı oluştu kafamda. Adam Gerrard gibi oynasa yine beğenemeyeceğim. Pas alışverişi çok yavaş. Hep geri oynuyor. Önliberolar basit oynar kabul de arada bir topu al, kendi etrafında dön, yerleşime göre dağıt şu topu. 2. yarı barış girince biraz toparlandı ortasaha. Maçta en göze batan isim Leverkusen'den Renato Augusto ve Eren, Galatasaray'dan da Emre Çolak'tı. Daha önceki maçlarda da dediğimiz gibi sabır lazım. Tobol maçlarıyla sezon başlamış gibi görünüyor ama gerçek sezonun başlamasına daha 1 ay var. Çalışmak lazım.
25 kişilik kadroda kimler olur sorusuna cevap ararsak,
Kaleci: Leo Franco, Orkun(Aykut), Fırat
Defans: Uğur, Sabri (mecburen), Emre Güngör, Emre Aşık, Servet, Gökhan, Hakan Balta, Alparslan
Ortasaha: Mehmet Topal, Mehmet Güven, Linderoth, Barış, Ayhan , Emre Çolak, Transfer
Forvet: Keita, Erhan Şentürk(Özgürcan), Baros, Nonda, Arda, Kewell, Yaser
Serkan Kurtuluş, Cem Sultan, Serdar Eyilik, Murat Akça, Caner Öztel, Emirhan oynayabilecekleri ve oynatılacakları bir kulube gitmeliler.
Volakn Yaman ve Mustafa Sarp ile de yollar ayrılmalı. Arda'nın orta saha oynayabileceğini de hesaba katsak bile ortasahaya bir transfer şart gibi duruyor. Yetenekli genç bir yabancı ortasaha rotasyona dahil edilirse yararlı olur.
Maça gelince yeni sisteme alışma sürecinin sancılı dönemlerindeyiz. Çok şey beklememek lazım. Defan s özellikle ortasahadaki üçlüyle anlaşamayınca dengesizlikler baş gösterdi. Duran toptan da bomboş kalan Friedrich attı golü. İlk yarıdaki ortasaha Mustafa Sarp, Emre Çolak ve Serkan(Sabri) idi. Bu üçlüden Emre dışındakiler sene içinde maksimum 300 dakika forma bulurlar. O da kupa maçlarında falan. Mustafa Sarp hakkında ne yazıkki bir önyargı oluştu kafamda. Adam Gerrard gibi oynasa yine beğenemeyeceğim. Pas alışverişi çok yavaş. Hep geri oynuyor. Önliberolar basit oynar kabul de arada bir topu al, kendi etrafında dön, yerleşime göre dağıt şu topu. 2. yarı barış girince biraz toparlandı ortasaha. Maçta en göze batan isim Leverkusen'den Renato Augusto ve Eren, Galatasaray'dan da Emre Çolak'tı. Daha önceki maçlarda da dediğimiz gibi sabır lazım. Tobol maçlarıyla sezon başlamış gibi görünüyor ama gerçek sezonun başlamasına daha 1 ay var. Çalışmak lazım.
25 kişilik kadroda kimler olur sorusuna cevap ararsak,
Kaleci: Leo Franco, Orkun(Aykut), Fırat
Defans: Uğur, Sabri (mecburen), Emre Güngör, Emre Aşık, Servet, Gökhan, Hakan Balta, Alparslan
Ortasaha: Mehmet Topal, Mehmet Güven, Linderoth, Barış, Ayhan , Emre Çolak, Transfer
Forvet: Keita, Erhan Şentürk(Özgürcan), Baros, Nonda, Arda, Kewell, Yaser
Serkan Kurtuluş, Cem Sultan, Serdar Eyilik, Murat Akça, Caner Öztel, Emirhan oynayabilecekleri ve oynatılacakları bir kulube gitmeliler.
Volakn Yaman ve Mustafa Sarp ile de yollar ayrılmalı. Arda'nın orta saha oynayabileceğini de hesaba katsak bile ortasahaya bir transfer şart gibi duruyor. Yetenekli genç bir yabancı ortasaha rotasyona dahil edilirse yararlı olur.
11 Temmuz 2009 Cumartesi
Hakettiniz Daum

Denizli maçı sonrası kaybedilen şampiyonluk için "Bu hüsranı haketmemiştik" demiş Daum. Sonuna kadar haketmiştiniz Malum Konya maçındaki olayda "O pozisyonda el yok faul var" deme yüzsüzlüğü gösterdiğiniz için haketmiştiniz. 4-0'lık maçtan sonraki"Hindi" muhabbetlerini de hatırlıyorum. Ama en iyi hatırladığım hindi gibi kabarırken Denizli'deki çimleri öptüğünüz anlar ve yönetim kadrosunun saha içindeki çaresiz turları.
Aslında Daum'un bu sözleri sarfetmesinin nedenini anlıyorum. 81 puan alan takımın başarılı olduğunu düşünüyor. O sene GS ve FB dışındaki takımlar çok yetersizdi. Kurdukları sistemleri başarılı uygulayan takımlar olan GS ve FB diğer takımları rahat rahat yeniyorlardı. O yüzden maksimum 102 puan alabileceğiniz bir ligde iki takım 83 ve 81 puan alarak ligi bitiriyordu Daum o sene başarılıydı ama en başarılı olmak gerekiyor futbolda. Hele hele Üç Büyüklerden biriyseniz.
10 Temmuz 2009 Cuma
Arda Turan Oleeeeyyyyyyy...

Takımın saha içi kaptanıydı zaten. Tescillendi. Yerinin ayrı olduğu cümle aleme gösterildi. İleride olası bir ayrılıkta yeni kaptan da Uğur olmalıdır. İnşallah olacak da. 10 numaranın verilmesine ise pek sevinemedim. Kaldıramayacağından değil, hakkını verir de formanın ama 66 ile efsaneleşse daha güzel olurdu. Yine de Yürüyedur Arda Turan...
9 Temmuz 2009 Perşembe
Urumçi
Din adına, ırk adına değil insanlık aıdna tepki verilmesi gerekiyor böyle durumlarda. Yanlış anlaşılmasın milliyetçiyimdir ama milletden anladığım ırk değildir. Şimdi biz Türkler doğal olarak tepki veriyoruz. Irkımız, kanımız, üstüne bir de Müslüman toplum. Ooooh tam tepki verilecek durum. Ben son dönemde Filistin'de, Osetya'da, İran'da uygulananlar karşısında ne hissettiysem şu anda da aynı şeyleri hissediyorum. Mümkün olduğunca olayları anlamaya çalışıyorum ama bu olay üstünden bile zıt kutuplara ayrılanları anlayamıyorum. Neyse çok uzayacak yazmaya kalkarsam. Az lafla da anlatmak istediğimi aktaramayacağım.
Sadece Rusya'nın tepkisi manidar olmuş. Olaylar Çin'in içişleriymiş. Toprak bütünlüğü şu bu diye bariz bir şekilde bu zulmü desteklemişler de geçen sene Osetya'daki zulümde benzer şekilde Gürcistan'ın "içişleri" olan bir konuda niye savaşa dahil olmuşlar onu anlayamadım. Oradaki vahşet de buradaki değil mi?İşte bu yüzden nefret ediyorum siyasetten de diplomasiden de.Çin mallarını boykot falan zırvalık aynı İsrail mallarına boykotta olduğu gibi. İnşallah tüm dünya insanlık adına "Van Minuts" der ve tabii "mükemmel" Başbakan'ımız da . Türk ve Müslüman alemin başına böyle olaylar geldiğinde tüm dünyanın sus pus oluşunu da başka bir zaman kısaca değiniriz.
Sadece Rusya'nın tepkisi manidar olmuş. Olaylar Çin'in içişleriymiş. Toprak bütünlüğü şu bu diye bariz bir şekilde bu zulmü desteklemişler de geçen sene Osetya'daki zulümde benzer şekilde Gürcistan'ın "içişleri" olan bir konuda niye savaşa dahil olmuşlar onu anlayamadım. Oradaki vahşet de buradaki değil mi?İşte bu yüzden nefret ediyorum siyasetten de diplomasiden de.Çin mallarını boykot falan zırvalık aynı İsrail mallarına boykotta olduğu gibi. İnşallah tüm dünya insanlık adına "Van Minuts" der ve tabii "mükemmel" Başbakan'ımız da . Türk ve Müslüman alemin başına böyle olaylar geldiğinde tüm dünyanın sus pus oluşunu da başka bir zaman kısaca değiniriz.
Galatasaray 1 - Wydad Athletic 0
Orkun
Sabri-Gökhan-Servet-Volkan
Barış-Mustafa Sarp-Ayhan
Serdar Eylik-Erhan- Yaser
İlk 11 böyleydi. Maçın başlarında 3 gün öncesine oranla daha sabırlı ve güvenli bir takım vardı.Ayhan'ın ilk 11'de yer bulması bunda büyük bir etken. Yaser maçın adamıydı bana göre. Ataklar hep onun tarafından gelişti.Hızlı ve kuvvetli bir kanat forveti görüntüsü verdi. 30. dakikada Emre Aşık, Emre Çolak ve Uğur oyuna dahil oldular Gökhan, Ayhan ve Sabri'nin yerine. Emre Çolak'ın uzaktan, kalecinin yardımıyla, attığı gol ile de maçı kazandık. İlk maça oranla daha tempolu, daha fazla pozisyon bulan ve daha fazla pozisyon veren bir takım vardı. Özellikle ilk yarım saatte sol kanat çok aksadı. Defansif olarak en önemli sorun rakip takımın 2 kanat oyuncusuyla bindirme yaptığı zaman ki defanstaki denge kayıpları. İleri üçlünün yardım edemediği durumlarda orta sahanın çok iyi alan daraltması lazım. Cumartesi günkü maçta ideale yakın bir kadro gelebilir. Bu sene kampa katılan gençlerden Emre Çolak dışındakilerin kalması zor görünüyor. Zaten sürekli forma giyebilecekleri bir takıma gitmeleri daha yararlı. Bu takımda ışık var arkadaşlar. Biraz sabır.
Sabri-Gökhan-Servet-Volkan
Barış-Mustafa Sarp-Ayhan
Serdar Eylik-Erhan- Yaser
İlk 11 böyleydi. Maçın başlarında 3 gün öncesine oranla daha sabırlı ve güvenli bir takım vardı.Ayhan'ın ilk 11'de yer bulması bunda büyük bir etken. Yaser maçın adamıydı bana göre. Ataklar hep onun tarafından gelişti.Hızlı ve kuvvetli bir kanat forveti görüntüsü verdi. 30. dakikada Emre Aşık, Emre Çolak ve Uğur oyuna dahil oldular Gökhan, Ayhan ve Sabri'nin yerine. Emre Çolak'ın uzaktan, kalecinin yardımıyla, attığı gol ile de maçı kazandık. İlk maça oranla daha tempolu, daha fazla pozisyon bulan ve daha fazla pozisyon veren bir takım vardı. Özellikle ilk yarım saatte sol kanat çok aksadı. Defansif olarak en önemli sorun rakip takımın 2 kanat oyuncusuyla bindirme yaptığı zaman ki defanstaki denge kayıpları. İleri üçlünün yardım edemediği durumlarda orta sahanın çok iyi alan daraltması lazım. Cumartesi günkü maçta ideale yakın bir kadro gelebilir. Bu sene kampa katılan gençlerden Emre Çolak dışındakilerin kalması zor görünüyor. Zaten sürekli forma giyebilecekleri bir takıma gitmeleri daha yararlı. Bu takımda ışık var arkadaşlar. Biraz sabır.
8 Temmuz 2009 Çarşamba
Pato Evlendi.
Mutlu mesut olsunlar da buradan Pato'ya iki çift laf etmek istiyorum. Mal mısın değerli Pato? 20 yaşındasın. Milan'da futbolcusun. Para bok gibi. Biraz hayatın tadını çıkar 24 - 25 gibi evlenirsin. Anlıyorum, buldun güzel hatunu, futbolcuların erken evlenmesi de iyidir düzen adına ama acele etmişssin. Bu Brezilyalılar gerçi böyleymiş, erken evlenme, boşanma, bir daha evlenme, bol bol çocuk. Neyse banane Brezilyalılardan lan! Kızları hariç tabi :)
7 Temmuz 2009 Salı
Onyewu Milan'da

Forvete Huntelaar mı Fabiano mu derken stopere Onyewu geldi. Defansın ortası yeterince şişti artık. "Beleş" transfer olması sebebiyle çok eleştirilecek bir yanı yok. Onyewu Fenerbahçe, Ajax derken voleyi vurdu Milanla. Kaladze sol beke doğru kayıyor mu acaba? Ya da bir 3 lü defans sürprizi olur mu? Bu baya uzak bir ihtimal ama yine de aklıma geldi işte. Çok FM oynuyorum bu aralar ondandır.
"İzmir'in Kızları Bizde Olsa"
Milliyet okuma nedenlerimden biri Can Dündar Döktürmüş yine. Yazı burada 301'den gümbürtüye gidebilir her an bu yazı sonrasında. Şaka bir yana yazıyı okurken bir cümleyle gülme krizine girdim. Trabzonlular ikincilikte kalma nedenini şu cümleyle açıklamışlar. "İzmir'in kızları bizde olsa, biz de birinci olurduk." Katılmamak elde değil :)
6 Temmuz 2009 Pazartesi
Zhirkov Chelsea'de
Milan'a ilaç olurdu Zhirkov ama Chelsea kaptı. Berlusconi transfere ihtiyaç yok demiş. Alemlerde parayı çatır çatır ye sonra transfere gerek yok de. Nah yok. Ronaldinho'ya çok güveniyor bu zat anlaşılan.Chelsea'ye dönersek Ashley Cole'un olduğu takıma bir de Zhirkov eklendi. Önde Zhirkov arkada Cole, sol kanat coşar artık. Yedek olarak alınma ihtimalini düşünmüyorum bile. Eğer olursa öyle bir şey Zhirkov'a yazık.
Dedikodu
Hayat garip. Az önce aile eşrafıyla sohbet ederken konu dedikoduya geldi. Ben çok dedikodu yapıyorsunuz, işiniz gücünüz yok mu, size ne elalemden gibi cümlelerle dedikodudan vazgeçmelerini söyledim. "Benim dedikodu limitim doldu, hadi eyvallah" dedim. Giderkene de ikna ediciliğim artsın diye "günah günah, yanacanız hepiniz" diyerek son vuruşumu yaptım.
Sonra ne mi oldu? Bloglarda gezinmeye başladım ve Lambuja blogunda şöyle bir yazı gördüm. Olur böyle iddialar zaten, pek rastlanmayan bir durum değil de yorumlarda da "Szymkowiak'ın da ayrılış nedeni malum" gibisinden bir cümle görünce dedim adam aniden çekti gitti, futbolu da bıraktı, neymiş bu "malum sebep"? Demez olaydım. Binbir çeşit senaryo doğru da olabilir herhangi biri) ile karşı karşıya kaldım. Yok karısı aldatmış falan filan. Tam yarım saatimi Szymek efendinin özel hayatına adadım. Yarım saat önce es gürle, ondan sonra yarım saat milletin özel hayatını internetten araştır.Çok tutarlıyım değil mi?
Sonra ne mi oldu? Bloglarda gezinmeye başladım ve Lambuja blogunda şöyle bir yazı gördüm. Olur böyle iddialar zaten, pek rastlanmayan bir durum değil de yorumlarda da "Szymkowiak'ın da ayrılış nedeni malum" gibisinden bir cümle görünce dedim adam aniden çekti gitti, futbolu da bıraktı, neymiş bu "malum sebep"? Demez olaydım. Binbir çeşit senaryo doğru da olabilir herhangi biri) ile karşı karşıya kaldım. Yok karısı aldatmış falan filan. Tam yarım saatimi Szymek efendinin özel hayatına adadım. Yarım saat önce es gürle, ondan sonra yarım saat milletin özel hayatını internetten araştır.Çok tutarlıyım değil mi?
5 Temmuz 2009 Pazar
Galatasaray 1 - Al Ahly 0
Hazırlık değil de oyuncu eleme maçları gibi geçiyor bu maçlar. Bu maçta oynayan oyuculardan Servet, Emre Güngör, Barış ve Uğur dışındakiler için kader maçları. Umut verici en önemli gelişme takımın sabırla kısa pas yapmaya çalışması ve mümkün olduğunca az top şişirmesi. Pas trafiği ne kadar hızlanırsa o kadar zevkli bir oyun izleyeceğiz zaten.
Kalede Orkun'a da Aykut'a da iş düşmedi. Defansta Emre Güngör sakatlanmazsa Emre Güngör-Servet defanso yeterli olur. Onları zorlayan Gökhan Zan ve Emre Aşık gibi isimler de olacağı için Servet gitmediği sürece bir stopere gerek yok. Murat Akça ikinci yarı oyuna dahil oldu ve gayet başarılıydı. Sürekli forma giyebileceği bir takıma kiralanması gerekir. Işık var bu adamda. Serkan Kurtuluş da kiraya verilmesi gereken oyunculardan. İleri çıkışları yerinde ama çok çekingen oynuyor topla buluştuğunda. Alparslan Volkan Yaman'ın yerini alır, Volkan Yaman da Antalya'ya geri döner muhtemelen. Bir sol bek bu kadar ağır olamaz arkadaş. Mustafa Sarp yeni Ragıp Başdağ olma yolunda ileliyor. Oyununda Inamoto ve Maldonado esintileri taşıyor. Bursa yakın neyse ki. Mehmet Güven daha sağlam göründü. Yedek olarak tutulabilecek isimlerden. barış her zamanki gibi deli gibi koşuyor nazar değmesin. Emre Çolak'ın sorumluluk alması ve kendine güvenmesi artıları. İleri üçlünün solunda Yaser ortada Erhan sağında Aydın vardı. Genelde soldan gelişti akınlar Yaser'in etkinliği sayesinde. İlk yarının da en iyi ismiydi kendisi. Bencillikten ve Sabrivari şutlarından vazgeçerse daha iyi olacak. Aydın oynuyormuş maçta ben biraz geç farkettim. Dalmışım demekki yoksa kesin süper oynamıştır genç yetenek !!! Erhan sağ kanatta daha etkili oluyor. Ortada fizik eksikliği nedeniyle ezildi. İkinci yarı oyuna dahil olanlardan çok göze batan olmadı. Cem Sultan hareketleriyle tekniğini ve top hakimiyetini belli ediyor. Serdar'ı dikkatle izledim ama 25 dakika da pek birşey yapamadı doğal olarak.
Sonuç olarak önümüzeki maçalra bakıyoruz. Sisteme alşıtıkça ve as kadroya yakın kadroyla sahada yer aldığımızda daha gerçekçi yorumlar yapabileceğiz.
Kalede Orkun'a da Aykut'a da iş düşmedi. Defansta Emre Güngör sakatlanmazsa Emre Güngör-Servet defanso yeterli olur. Onları zorlayan Gökhan Zan ve Emre Aşık gibi isimler de olacağı için Servet gitmediği sürece bir stopere gerek yok. Murat Akça ikinci yarı oyuna dahil oldu ve gayet başarılıydı. Sürekli forma giyebileceği bir takıma kiralanması gerekir. Işık var bu adamda. Serkan Kurtuluş da kiraya verilmesi gereken oyunculardan. İleri çıkışları yerinde ama çok çekingen oynuyor topla buluştuğunda. Alparslan Volkan Yaman'ın yerini alır, Volkan Yaman da Antalya'ya geri döner muhtemelen. Bir sol bek bu kadar ağır olamaz arkadaş. Mustafa Sarp yeni Ragıp Başdağ olma yolunda ileliyor. Oyununda Inamoto ve Maldonado esintileri taşıyor. Bursa yakın neyse ki. Mehmet Güven daha sağlam göründü. Yedek olarak tutulabilecek isimlerden. barış her zamanki gibi deli gibi koşuyor nazar değmesin. Emre Çolak'ın sorumluluk alması ve kendine güvenmesi artıları. İleri üçlünün solunda Yaser ortada Erhan sağında Aydın vardı. Genelde soldan gelişti akınlar Yaser'in etkinliği sayesinde. İlk yarının da en iyi ismiydi kendisi. Bencillikten ve Sabrivari şutlarından vazgeçerse daha iyi olacak. Aydın oynuyormuş maçta ben biraz geç farkettim. Dalmışım demekki yoksa kesin süper oynamıştır genç yetenek !!! Erhan sağ kanatta daha etkili oluyor. Ortada fizik eksikliği nedeniyle ezildi. İkinci yarı oyuna dahil olanlardan çok göze batan olmadı. Cem Sultan hareketleriyle tekniğini ve top hakimiyetini belli ediyor. Serdar'ı dikkatle izledim ama 25 dakika da pek birşey yapamadı doğal olarak.
Sonuç olarak önümüzeki maçalra bakıyoruz. Sisteme alşıtıkça ve as kadroya yakın kadroyla sahada yer aldığımızda daha gerçekçi yorumlar yapabileceğiz.
4 Temmuz 2009 Cumartesi
A.C Milan 2009-2010
Kaka sonrası Milan yapılanması nasıl olacak? Bu sorunun cevabını transfer dedikoduları doğrultusunda cevaplamaya çalışalım. Son senelerde değişik versiyonlarıyla 4-3-1-2 oynamaktaydı Milan takımı. Bu sene de bu dizilişle oynayacaktır ve yoğun forvet arayışları gösteriyor ki 2004-2005 sezonundakine benzer bir sistem denenecek. kaka-Crespo-Sheva üçlüsüyle coşan bir forvet hattı, arkasında da taş gibi Pirlo, Gattuso ve Seedorf üçlüsü. ve sağlam bir defans dörlüsü Cafu-Stam-Nesta-Maldini. Şimdi içinizden, çok sağlamdı da bu takım nasıl 3-0 dan maç verdi diyeceksiniz, o yüzyılda bir olur o da bunlara denk geldi işte. Şimdi, şu an itibariyle Milan kadrosu içindekilerden bir 4-3-1-2'ye uygun bir kadro çıkartalım.

Kaleci: Abbiati ve Dida. Al birini vur ötekine. Dida tipik Brezilyalı kaleci. Çok yetenekli ama dengesiz. Abbiati de maç kurtarmaz ama maç ta kaybettirmez. Gönül ister daha iyi bir kaleci olsun ama piyasada iyi kaleciler hep iyi takımlarda ve onlar da doğal olarak bırakmıyor. İdare etmek zorundayız. İlk tercih Abbiati.
Sağ Bek: Zambrotta ve Oddo. İlerleyen yaşları dışında bir problemleri yok. Zambrotta'nın 2 sene o bölgeyi fazlasıyla dolduracağını düşünüyorum. Oddo da tecrübesiyle sağlam bir yedek olur. Olası sakatlıklara karşı Antonini ve Flamini seçenekleri de bulunduğundan bu bölgeye acil bir transfere gerek yok. Ancak Oddo'nun yollanıp, 2 sene sonra Zambrotta'nın yerini doldurabilecek bir sağ bek alınabilir. Tabi öncelikli ihtiyaçlar sol bek, orta saha ve forvet olduğu için bu pek olası görünmüyor.
Sol Bek: Jankulovski ve transfer. Cissokho transferi yattı ve sonrasında ilginç bir şekilde herhangi bir transfer haberi çıkmadı bu mevkiyle ilgili. Jankulovski'nin bu seneki performansı pek iyi değildi. Yaşlanmasına veriyoruz bu performansı. Yine de Jankulovski orta sahada da oynayabildiğinden takımda kalması gerekenlerden. Bu bölgeye alınabilecek en iyi isim ise Yuri Zhirkov. Jankulovski Euro 2004 performansıyla Milan'a transfer olmuştu. Aynı şekilde Euro 2008 performansıyla Zhirkov neden olmasın. Paraya kıyıp alınırsa transferine en sevineceğim adam olur konuşulanlar arasında. İnşallah sol bek ihtiyacı aşikar olan Real Madrid el atmaz bu adama.
Stoper: Nesta, Kaladze, Thiago Silva, Bonera. Sağlam bir Nesta'ya laf söyleyecek biri olduğunu sanmıyorum. Kaladze de benim beğendiğim bir stoper. Nesta ile de iyi bir ikili olduklarını düşünüyorum. Thiago Silva bir maçını bile izlemediğim, izlediysem de hatırlamıyorum, b,r defans. Onun için karar vermek zor. Bonera'nın sözleşmesi 2013' e uzatıldı. Parma'dan genç yetenek olarak alındı hala patlayacak. Sabırla bekliyoruz. Bu sayılanlara ek olarak Favalli opsiyonu da var. Bu seneki stoper sıkıntısında fazla sırıtmadı.Saydığımız üç ismin 30 lu yaşlarında olması ve Bonera'nın form belirsizliği ileriye dönük bir stoper ihtiyacını gösteriyor.
Sağ İç: Gattuso, Ambrosini. İkisi de rakibe basan, hırslı, çalışkan futbolcular. Bu mevki için Gattuso yeter de artar. Ambrosini de onu yedekler.
Ön Libero: Pirlo,... Pirlo'yu anlatmak manasız ama Pirlo yokluğunda ne olacak sorusunun cevabı da şu anda yok. O olmadığı zaman takım dengesini kaybediyor. Pirlo'suz bir Milan düzenini oturtmak şart.
Sol İç: Flamini, Seedorf. Birinin defansif diğerinin ofansif yönü kuvvetli. Rakibe göre tercih edilebilir ikisi de. Seedorf eski dinamizmini gösterse banko Seedorf derim ama yok işte. Dolayısıyla Fliamini defansa yardım etmeyen öndeki üçlünün açığını kapatmak için daha mantıklı bir seçenek gibi duruyor.
Forvet Arkası: Ronaldinho ve transfer. Hernanes ismi geçiyor. Barcelona'nın da ilgilendiği söyleniyor. Cuk olur Milan'a 3 lü ortasahanın sağında veya solunda da oynar. Bonservisi üçe bölünmüş durumdaymış sanırım.burada Bu durum işleri biraz zorlaştırsa da 20-25 arası bir rakama kadroya dahil edilebilir gibi duruyor. Galliani amca Gourcuff'un biraz olsun parlayabileceğini tahmin etseydi şu an bu bölgede bir sıkıntı hissedilmezdi.

Forvet: Pato, Transfer, İnzaghi ve Borriello. Kesin transfer gereken bölge burası. Bu iş Inzaghiyle olmaz. "Inzaghii ofsaaaaytttt" cümlesinden bıkmış durumdayım. Inzaghi'yi gördüğüm anda bayrak kaldıran yan hakem de hemen gözümün önüne geliyor. Adebayor-Pato hayal edemiyorum ama para yeter mi o adama bilmiyorum. Luis Fabiano 2. seçenek ki çok beğendiğim bir forvet. Sevilla'ya gitmesine şaşırmıştım. Şimdi seviye atlama zamanı. Dzeko'yu vermeme konusunda Wolfsburg direncini sürdürürse Fabiano en olası transfer.
Özetle Kaka ve Gourcuff'tan kazanılan 80 milyon euro'yu bir forvet,bir orta saha ve bir sol bek için harcanması gerektiğini düşünüyorum. Bekleyip göreceğiz Milan ne yapacak.

Kaleci: Abbiati ve Dida. Al birini vur ötekine. Dida tipik Brezilyalı kaleci. Çok yetenekli ama dengesiz. Abbiati de maç kurtarmaz ama maç ta kaybettirmez. Gönül ister daha iyi bir kaleci olsun ama piyasada iyi kaleciler hep iyi takımlarda ve onlar da doğal olarak bırakmıyor. İdare etmek zorundayız. İlk tercih Abbiati.
Sağ Bek: Zambrotta ve Oddo. İlerleyen yaşları dışında bir problemleri yok. Zambrotta'nın 2 sene o bölgeyi fazlasıyla dolduracağını düşünüyorum. Oddo da tecrübesiyle sağlam bir yedek olur. Olası sakatlıklara karşı Antonini ve Flamini seçenekleri de bulunduğundan bu bölgeye acil bir transfere gerek yok. Ancak Oddo'nun yollanıp, 2 sene sonra Zambrotta'nın yerini doldurabilecek bir sağ bek alınabilir. Tabi öncelikli ihtiyaçlar sol bek, orta saha ve forvet olduğu için bu pek olası görünmüyor.
Sol Bek: Jankulovski ve transfer. Cissokho transferi yattı ve sonrasında ilginç bir şekilde herhangi bir transfer haberi çıkmadı bu mevkiyle ilgili. Jankulovski'nin bu seneki performansı pek iyi değildi. Yaşlanmasına veriyoruz bu performansı. Yine de Jankulovski orta sahada da oynayabildiğinden takımda kalması gerekenlerden. Bu bölgeye alınabilecek en iyi isim ise Yuri Zhirkov. Jankulovski Euro 2004 performansıyla Milan'a transfer olmuştu. Aynı şekilde Euro 2008 performansıyla Zhirkov neden olmasın. Paraya kıyıp alınırsa transferine en sevineceğim adam olur konuşulanlar arasında. İnşallah sol bek ihtiyacı aşikar olan Real Madrid el atmaz bu adama.
Stoper: Nesta, Kaladze, Thiago Silva, Bonera. Sağlam bir Nesta'ya laf söyleyecek biri olduğunu sanmıyorum. Kaladze de benim beğendiğim bir stoper. Nesta ile de iyi bir ikili olduklarını düşünüyorum. Thiago Silva bir maçını bile izlemediğim, izlediysem de hatırlamıyorum, b,r defans. Onun için karar vermek zor. Bonera'nın sözleşmesi 2013' e uzatıldı. Parma'dan genç yetenek olarak alındı hala patlayacak. Sabırla bekliyoruz. Bu sayılanlara ek olarak Favalli opsiyonu da var. Bu seneki stoper sıkıntısında fazla sırıtmadı.Saydığımız üç ismin 30 lu yaşlarında olması ve Bonera'nın form belirsizliği ileriye dönük bir stoper ihtiyacını gösteriyor.
Sağ İç: Gattuso, Ambrosini. İkisi de rakibe basan, hırslı, çalışkan futbolcular. Bu mevki için Gattuso yeter de artar. Ambrosini de onu yedekler.
Ön Libero: Pirlo,... Pirlo'yu anlatmak manasız ama Pirlo yokluğunda ne olacak sorusunun cevabı da şu anda yok. O olmadığı zaman takım dengesini kaybediyor. Pirlo'suz bir Milan düzenini oturtmak şart.
Sol İç: Flamini, Seedorf. Birinin defansif diğerinin ofansif yönü kuvvetli. Rakibe göre tercih edilebilir ikisi de. Seedorf eski dinamizmini gösterse banko Seedorf derim ama yok işte. Dolayısıyla Fliamini defansa yardım etmeyen öndeki üçlünün açığını kapatmak için daha mantıklı bir seçenek gibi duruyor.
Forvet Arkası: Ronaldinho ve transfer. Hernanes ismi geçiyor. Barcelona'nın da ilgilendiği söyleniyor. Cuk olur Milan'a 3 lü ortasahanın sağında veya solunda da oynar. Bonservisi üçe bölünmüş durumdaymış sanırım.burada Bu durum işleri biraz zorlaştırsa da 20-25 arası bir rakama kadroya dahil edilebilir gibi duruyor. Galliani amca Gourcuff'un biraz olsun parlayabileceğini tahmin etseydi şu an bu bölgede bir sıkıntı hissedilmezdi.

Forvet: Pato, Transfer, İnzaghi ve Borriello. Kesin transfer gereken bölge burası. Bu iş Inzaghiyle olmaz. "Inzaghii ofsaaaaytttt" cümlesinden bıkmış durumdayım. Inzaghi'yi gördüğüm anda bayrak kaldıran yan hakem de hemen gözümün önüne geliyor. Adebayor-Pato hayal edemiyorum ama para yeter mi o adama bilmiyorum. Luis Fabiano 2. seçenek ki çok beğendiğim bir forvet. Sevilla'ya gitmesine şaşırmıştım. Şimdi seviye atlama zamanı. Dzeko'yu vermeme konusunda Wolfsburg direncini sürdürürse Fabiano en olası transfer.
Özetle Kaka ve Gourcuff'tan kazanılan 80 milyon euro'yu bir forvet,bir orta saha ve bir sol bek için harcanması gerektiğini düşünüyorum. Bekleyip göreceğiz Milan ne yapacak.
2 Temmuz 2009 Perşembe
F.D.
Bugün kendime aşırı dozda Feridun Düzağaç enjekte ederken, belirli aralıklarla yaparım iyi gelir, şöyle 10 şarkılık bir "Best of Feridun Düzağaç" yapayım dedim. Şarkıları eledim eledim yine de yarısından fazlası kalmış şarkıların. O kadar benimsemişim demek ki şarkları. Biraz daha ince elemeden sonra 20 ye indirebildim. 2 CD halinde piyasaya sürülürse tadından da yenmez bu albüm, bir ömür boyunca çevirir çevirir dinlerim.
CD 1
Adı Sevda
Yüzün
İçimden Şehirler Geçiyor
Lavinia
Aşk Çok Uzak
Aşkın -e Hali
Alev Alev
Cumartesi
Nadas
Yalan
CD 2
F.D
Dipteyim Sondayım Depresyondayım
Hep Uzaklara
Kara Kara
Beni Bırakma
Bir Gün Ölürsem
Deli
Senin İçin
Hazır Cevap
Sokaklarda Evcil
CD 1
Adı Sevda
Yüzün
İçimden Şehirler Geçiyor
Lavinia
Aşk Çok Uzak
Aşkın -e Hali
Alev Alev
Cumartesi
Nadas
Yalan
CD 2
F.D
Dipteyim Sondayım Depresyondayım
Hep Uzaklara
Kara Kara
Beni Bırakma
Bir Gün Ölürsem
Deli
Senin İçin
Hazır Cevap
Sokaklarda Evcil
Kader Keita Galatasaray'da

Oh be en sonunda Fildişi Sahili'nden bir oyuncumuz oldu.Trokpa olsun Boka olsun Eboue olsun Aruna olsun çok severim ben bu ülkenin futbolcularını. Keita hızlı, kuvvetli, teknik bir tek son vuruşu eksik ama ona da gerek yok. Sağ kanattan Baros'a ve Kewell'a yollasın topları yeter. Konuşulan 7 milyon euro gibi bir bonservis ücreti ödeneceği.2 sene önce 16 milyon euro değer biçilen ve 28 yaşındaki bir futbolcu için makul bir fiyat tabii ki. Ayrıca Ribery gibi tribünlere seyirci çekeceğini düşünüyorum. Ben de bu transferle birlikte kombine finansmanı için çalışmalarımı hızlandırıyorum. Kredi kartı başvurularıyla tabii ki yoksa nakiti kim kaybetmiş te ben bulayım :) Unutmadan Haldun Üstünel bize Messi'yi getir !!!
Leo Franco Galatasaray'da

Hayırlı uğurlu olur inşallah Leo Franco. Senelik ücret netleşmediği için yorum yapmak erken ama serbest transfer piyasasında alınabilecek 2-3 kaleciden biriydi. Zırt pırt sakatlıklarla bozulmayan sağlam bir dörtlünün arkasında defansı organize eden ve güven veren bir kaleci olur umarım. De Sanctis'in daha iyi bir kaleci olduğunu düşündüğüm için onun kalmasını isterdim ama zayıf takım savunması, ön liberoların, sol bekin hatta sol açığın stoper oynamak zorunda kaldığı bir defans hattı, Sabri ve Meira faktörleri ile heba oldu kendisi. Leo Franco'nun sonu benzemez inşallah. Tafi, Mondi gibi uzun yıllar hizmet eder Galatasaray'a.
1 Temmuz 2009 Çarşamba
17 Mayıs 2000
İşte Türk futbol tarihinin en önemli günü. Devrimin gerçekleştirildiği gün. UEFA kupası süreci tüm Galatasaraylılar için unutulmayacak anlarla dolu. Herkes kendince anlatır. Benim değinmek istediğim nokta Uefa Kupası'nın kazanılmasının neleri değiştirdiği.Yaşadığım iki ayrı olayla bunu anlatmaya çalışayım.
Ortaokul yılları, Galatasaray'ımın atak ve keyifli bir futbol ile 4 sene üst üste lig şampiyonluğunu ve o zaman çoğu kimsenin (biz dahil) hayal bile edemediği UEFA ve Süper Kupa şampiyonlukları ile geçti. O seneler Kütahya Öğretmenevi benim maç izleme mekanım. Benim gibi devamlı oraya gelen öğretmen amcalar falan var, ufak çapta bir Galatasaray grubu oluşturmuşuz.
Efsanevi Milan maçı sonrası (3-2 lik maç) muhtemelen bir lig maçında "Uefa'da ne yaparız" muhabbeti açıldı. Ben ufak olduğum için pek muhabbete karışmıyorum, uslu uslu dinliyorum.
Muhabbetn en can alıcı yeri de şöyle:
Amca 1 : Kopenhag'a uçak biletinizi alın
Diğerleri : ????
Amca 2 : Anlamadım ne Kopenhag'ı lan.Ne işimiz var?
Amca 1 : Uefa finali orada, şimdiden bilet alın diyorum.
Bu son cümleden sonra bir kahkaha patlaması yaşandı. Ben diğerlerinin gülmesine sinirlendim ama içimden de hassi...ri çektim "hayalperest" amcaya. Ne finali lan kafan mı iyi derdim şu an olsa ya da yok artık Lebron James. Neyse, sonrası malum sırayla Bologna, Dortmund, Mallorca, Leeds, Arsenal ve namağlup Şampiyon Galatasaray.
Şimdi bu olaydan yaklaşık 1 sene sonrası. 2000-2001 sezonu Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final 1. Maçı. Yer Ali Sami Yen. Galatasaray-Real Madrid maçı. Benim yerim yatılı okuduğum lisenin öğrenci yurdu. Radyodan maçı dinliyoruz. İlk yarı 2-0 yeniğiz. Fenerli arkadaş tabii ki dalgasını geçmeye başlamış. Bir yerden sonra o kadar bunaldım ki en sonunda gazı almamın da etkisiyle" alacaz lan bu maçı, 3-2 ya da 4-2 bizim bu maç, nah buraya da yazıyorum" dedim ve çıktım kendi odama geçtim. (çoğu Galatasaraylı'da o inanç vardı o akşam). 2. yarı başladı Ümit, Hasan ve jardel ile 3 ledik, 4.yü de attık ta şerro hakem saymadı. Maç bitti soluğu arkadaşın odada aldım biraz da ben dalgamı geçtim. Yüzümde geniş bir gülümseme ile yatağımın yolunu tuttum.
İşte 1 sene önce Uefa finali iddia eden adama hassi...r çeken çocuk ile 1 sene sonra takımının Real madrid'e karşı 2-0 dan maçı çevireceğini söyleyen çocuk arasındaki farkı yaratan unsur bu tarihi zafer olduğu için 2000 UEFA Kupası bir devrimdir ve başka Avrupa kupaları kazanılsa bile (biraz zor ama) yeri hep özel olacaktır.
Ortaokul yılları, Galatasaray'ımın atak ve keyifli bir futbol ile 4 sene üst üste lig şampiyonluğunu ve o zaman çoğu kimsenin (biz dahil) hayal bile edemediği UEFA ve Süper Kupa şampiyonlukları ile geçti. O seneler Kütahya Öğretmenevi benim maç izleme mekanım. Benim gibi devamlı oraya gelen öğretmen amcalar falan var, ufak çapta bir Galatasaray grubu oluşturmuşuz.
Efsanevi Milan maçı sonrası (3-2 lik maç) muhtemelen bir lig maçında "Uefa'da ne yaparız" muhabbeti açıldı. Ben ufak olduğum için pek muhabbete karışmıyorum, uslu uslu dinliyorum.
Muhabbetn en can alıcı yeri de şöyle:
Amca 1 : Kopenhag'a uçak biletinizi alın
Diğerleri : ????
Amca 2 : Anlamadım ne Kopenhag'ı lan.Ne işimiz var?
Amca 1 : Uefa finali orada, şimdiden bilet alın diyorum.
Bu son cümleden sonra bir kahkaha patlaması yaşandı. Ben diğerlerinin gülmesine sinirlendim ama içimden de hassi...ri çektim "hayalperest" amcaya. Ne finali lan kafan mı iyi derdim şu an olsa ya da yok artık Lebron James. Neyse, sonrası malum sırayla Bologna, Dortmund, Mallorca, Leeds, Arsenal ve namağlup Şampiyon Galatasaray.
Şimdi bu olaydan yaklaşık 1 sene sonrası. 2000-2001 sezonu Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final 1. Maçı. Yer Ali Sami Yen. Galatasaray-Real Madrid maçı. Benim yerim yatılı okuduğum lisenin öğrenci yurdu. Radyodan maçı dinliyoruz. İlk yarı 2-0 yeniğiz. Fenerli arkadaş tabii ki dalgasını geçmeye başlamış. Bir yerden sonra o kadar bunaldım ki en sonunda gazı almamın da etkisiyle" alacaz lan bu maçı, 3-2 ya da 4-2 bizim bu maç, nah buraya da yazıyorum" dedim ve çıktım kendi odama geçtim. (çoğu Galatasaraylı'da o inanç vardı o akşam). 2. yarı başladı Ümit, Hasan ve jardel ile 3 ledik, 4.yü de attık ta şerro hakem saymadı. Maç bitti soluğu arkadaşın odada aldım biraz da ben dalgamı geçtim. Yüzümde geniş bir gülümseme ile yatağımın yolunu tuttum.
İşte 1 sene önce Uefa finali iddia eden adama hassi...r çeken çocuk ile 1 sene sonra takımının Real madrid'e karşı 2-0 dan maçı çevireceğini söyleyen çocuk arasındaki farkı yaratan unsur bu tarihi zafer olduğu için 2000 UEFA Kupası bir devrimdir ve başka Avrupa kupaları kazanılsa bile (biraz zor ama) yeri hep özel olacaktır.
1...2...3...
Nasıl giriş yapacağıma uzun uzun düşünürken az kalsın vazgeçecektim bu blog işinden. Alt tarafı aklına geleni yaz işte. Bu cümleden de anlayacağınız üzere sanatsal bir kaygı taşımıyorum zaten o yönde yeteneğim de kısıtlı. Temelde futbola ilişkin yazılar yazarım galiba çünkü günde 3 halısaha maçı yapabilir, 24 saat aralıksız FM oynayabilir, ard arda 4 maç izleyebilirim ama aynı sıklıkta yapmak isteyeceğim başka bir şey yok hayatımda. Arada da çok sıkılırsam, içimi dökerim olur biter. Olmazsa da çekerim fişini blogun :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


