16 Ocak 2011 Pazar

Aslantepe ve Protestolar

Bu konu hakkında yazmazsam içime kalır. Bugünkü açılış programının sadece bazı bakanların isimleri okunurken yapılan yuhalamalar sırasında M.Ali Birand ya da İlker Yasin'den çıkan "eyvahhhggghhh" nidasının olduğu bölümü izleyebildim. Daha sonra ki protestoları ve bir stat açılışında yapılabilecek en etkileyici konuşmayı ise az önce yaptığım çalışmalar sonucu izlemiş ve irdelemiş bulunmaktayım. Düşüncelerimi maddeler halinde sıralamak gerekirse;

1. Başbakanlar, cumhurbaşkanları, bakanlar,müsteşarlar, şube müdürleri dahil tüm mevki sahipleri protesto edilebilir. Protesto etme kararı, şekli, zamanı kişilerin kendi değer yargılarına göre vereceği kararlara bağlı olup toplumun ya da belirli bir zümrenin değer yargılarına uymak zorunda değildir. Bu açıdan bakıldığında bugün 5 bin 10 bin ya da 20 bin kişinin eylemi özünde birer bireysel karar olup eleştirilemez.

2. Bu yuhalamaları, "çok ayıp", "terbiyesizlik" diye yaftalayıp geçmek, nedenlerini anlamaya çalışmamak, o kişileri Sinan Erdem Spor Salonu'nda ya da Ali Sami Yen Arena'da bindirilmiş kıtalar olarak görmek bir fayda sağlamaz. Benim açımdan bu tepki yapılanların bir sonucudur. Yeri ve zamanı değil demek fazlasıyla abes çünkü bir siyasetçiler tepkiyi sosyal bir etkinlikte görür zaten. Diğer zamanlarında zaten halktan kopuk birbirlerine sallamakla meşgul oluyorlar.

3. Ben olsam yuhalamazdım. Popülist bir söylem değil bu. Alkışlamam da yuhalamam da (Başbakan özelinde konuşuyorum,TOKİ başkanına değineceğim)ama başkalarının bunu yapmasına "eğitimsiz, cahil, ergen, ne yaptığını bilmeyen" bir kitle olarak da yaklaşamam. Bu kadar büyütülmesini de anlamıyorum açıkçası.


4. Bu protestolar, yılın bürokratı ödülüne şimdiden aday göstereceğim TOKİ başkanı sayesinde normalde olacağından kat be kat fazla olmuştur. Konuşmayı izleyin ve söyleyin 3 senedir stad bekleyen, gönül verdiği (burası önemli çünkü mantıkla ait olunan bir değer değil) takımının o stada taşınmasını izlemeye gelmiş başarısız bir sezon geçiren takım taraftarına, belki de klup için milat sayılacak bir günde "zaten kirayı da ödeyemiyordunuz, inşaatı da elinize yüzünüze bulaştırdık, iki elinizle bir ... doğrultamadınız, istesek götünüzdeki donu alırdık" minvalinde aşağılayıcı bir konuşma yaparsan kişilerin zaten bozulmaya meyilli dengeleri alt üst olur.

5. Olayların bu hale gelmesindeki bir diğer önemli etken ise kraldan çok kralcıların yarattığı gereksiz şakşakçılık ortamı. TOKİ başkanı bu konuşmayı, Başbakan'a olan sevgisinden dolayı yuhalamalara bir tepki olarak yapmış olabilir diyenler için aynı zihniyetin GSGM genel müdürü olan şahısta da bulunduğunu da hatırlatmak isterim. O da aynı şakşakçılık refleksleriyle Galatasaray'ı aşağılayan bir tutum içerisine girmişti ve bu da taraftarın bilinçaltına kaydedilen olaylardan sadece birisi.

6. Allah aşkına şu teknik mühendisliklerden mezun olan şahısları temel "yönetim ve organizasyon" bilgisi gerektiren yerlere getirirken dikkatli olun. Arkadaş hiç mi sosyoloji ya da psikoloji dersi almadın. O nasıl konuşma hala aklım almıyor ya. Neyse bu eğitim sisteminin bir sorunu :)

7. Adnan Polat'ın açıklamalarına yorum bile yapmıyorum. Kendi kellesini kendi alıyor.

8. ultrAslan da saçmaladı açıkçası. Taraftar olarak ilk yapması gereken açıklama özür açıklaması değil TOKİ başkanına haddini bildiren bir açıklama olmalıydı. İkinci açıklama bence yine gereksiz çünkü öyle bir grup adına açıklama yaparken tabanın düşüncelerini de önemsemelisin. Yönettiğin topluluğun belki de yarısının katılıdğı bir protestoda protestoya katılanları kınarsan olmaz tabi. Fazla aceleye gelmiş satırlar.

1 Ocak 2011 Cumartesi

Sıradaki gelsin

Şöyle bir şey yazmışım 2009'un son dakikalarında. Bu sene böyle bir şey yazmak bile istemedim. Tepkisizleşme hastalığı bana da bulaştı anlayacağınız. 2010, 2009'dan daha iyi geçti benim adıma çok şükür ama mutluluk katsayımda herhangi bir önemli artış gözlemleyemedim. Bunun sebeplerinin ise bu bahsettiğim tepkisizleşme ve yapman gerekeni yapmış olma durumu olduğunu düşünüyorum.

Hayatım boyunca zorlama motivasyon araçlarından hep uzak durdum. Yani "önemli olan inanç, ümit vs." temelli cümleler bana çok anlam ifade etmiyor. Tabii ki bir hedefe ulaşmak için yeterli motivasyon lazım da bu tip öğelere doğaüstü bir anlam yüklemeye çalışmak çok saçma geliyor. Ümit ya da inanç, (t)onlarca kısıt altında yaşamaya çalışan insanlara ne gibi bir ferahlık sağlıyor anlayamıyorum. Neyse bu konu uzun.

Sittin senedir bu "yılbaşı kutlamak günah mı" tartışmaları dönüyor. Arkadaş bi bırakın lan insanları. Adamların iç ve dış etkenlerle oluşmuş kendilerine ait bir değerlendirme mekanizması var zaten. Ben kutlamıyorum mesela kaç senedir. Seneye kutlayacağım belki. Zaten kutlayanların de yılbaşı umrunda değil. Günlük üzüntülerini ya da sevinçlerini o akşamda anlamlandırıyorlar o kadar.

Neyse, kendi adıma bu yıl için herhangi bir ümit beslemiyorum ama mutlu bir yıla hayır demem tabii ki :) Herkese mutlu bir yıl "diliyorum".