27 Ocak 2010 Çarşamba

Neill, Jo ve Dos Santos


Beklentilerimin üstünde bir ara transfer dönemi oldu benim için. Açıkçası ben Nonda'nın yerine bir forvet ve yerli bir stoper bekliyordum fazlasını değil.
Öncelikle Neill. Hiç izlememiştim kendisini, izlemişsem de hatırlamıyorum ama ilk maçında bazı futbolcular kendini belli eder ya, Neill da öyle işte. Sağlam, güvenli, kendinden emin.


Jo ise tam sürpriz oldu. Çok sevdiğim bir forvet. FM serisinin etkisiyle de Zarate, Dos Santos ve Jo için 2007 U-20 Dünya Şampiyonasının çoğu maçını canlı izlemiştim. Jo büyük hayalkırıklığı yaratmıştı ama Zarate, Giovani Dos Santos ve o zaman tanımadığım Fenin ve Maximiliano Moralez futbollarıyla iz bırakmıştı. Moralez'in pırpır yapısı Zarate'nin bitiriciliği, Fenin'in kuvveti, Giovani'nin de tekniği göze çarpıyordu. "Bu mu lan Jo" derken 24 Milyon e'ya Manchester City'e transfer olunca bir kez daha takip listeme aldım am gelişmesi yine kaydedeğer olmadı. Şimdi Baros ve Kewell gibi bir sıçrama arıyor ve bu takım düzeni içerisinde bunu yapması yüksek bir ihtimal.


Giovani da aslında Jo'ya benziyor bu konuda. Kariyer olarak Jo'dan farkı ise şu. Jo Cska'da iki sene düzenli bir şekilde oynayıp gollerini sıralamışken, Giovani böyle bir fırsata sahip olamadı. Bu şansı yakalamak için Tothenham'a gitti ama orada da başaramadı. Ben burada Tothenham'ın klasik 4-4-2'sinin ve forvet bolluğunun kurbanı olduğunu düşünüyorum. Dos Santos 4-3-3'ün kanatlarında veya 2. forvet olarak oynayabilecek bir futbolcu benim izlediğim kadarıyla. Daha 21 yaşında olan ve Rijkaard referansıyla alınmış bir futbolcuya hayır demek biraz zor. Kewell kalacak garantisi verildikten sonra herkes güle oynaya kabul ederdi zaten bu adamı.



Şimdi Kewell konusuna gelirsek. Bence Kewell kalacak. Bu UEFA için elde kalan tek forvet Nonda geyiği de iyice sıkmaya başladı. Lan adam oynamıyor ki elde kalan tek forvet olsun. Ayrıca Keita, Gio ve hatta Arda daha verimli olacaktır bu haliyle. Nonda zaten kalsa bile 6 ay sonra gideceğini bilmiyor mu? Salak mı bu adam? Değil. O zaman gidecek adam kesinlikle Nonda olmalıdır. Kewell da ayrılabilir sene sonunda ama bu yabancı kontenjanından dolayı olmayacaktır. İngiltere'den alacağı daha iyi bir teklif ancak Kewell'ı ayırabilir. Türkiye'de başka bir takıma gitmediği sürece Kewell her zaman büyük adamdır, aksi takdirde büyük topçu :)

24 Ocak 2010 Pazar

Galatasaray 1 Gaziantepspor 0



Yavaş yavaş geliyoruz. Fizik olarak toparlanmış futbolcular, kısa paslarla oynama isteğinin bu sahada bile körelmemesi ve Caner'in mükemmel futbolu, maçın adamıdır kesinlikle, en sevindirici olaylardı. Nonda ve Arda ise ne yazıkki yokları oynadı. Nonda'nın kafa karışmış belli ki. Geldiğinden bu yana en silik futolunu oynadı. Üstüne penaltıyı da kaçırınca fişi tamamen çekti. Bu arada bir dahaki maçta tribünde olursam ve penaltı kazanırsak, rica edeyim teknik kadrodan, abi moralim bozuk ben atayım da penaltıyı neşelenelim biraz diyeyim. Bakalım ne diyecekler ?
Jo, bu kısa dönemde çok yararlı olur gibi duruyor. Fiziğini iyi kullanıyor, tekniği de hatırı sayılır ölçüde iyi. Neill de rakibin eksik kalmasının da katkısıyla çok rahat bir maç çıkardı.Kendinden emin, sağlmacı. Elano da fizik olarak toparlanınca gayet iyi oynadı. Çift forvete dönerken kurban lazımdı bir tane. Caner çok iyiydi, Barış fiziki üstünlüğü nedeniyle çıkarılmadı, Arda ile Elano'dan kabak Elano'nun başına patladı. Nonda penaltı kaçırmamış olsa çift forvete dönülür müydü orası meçhul.
Son olarak Arda'nın gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olan pas zamanlamsına değinmek istiyorum. İlk yarıda 2 tane, ikinci yarıda 2 tane pozisyonda orta açabilecek durumdayken fazladan attığı bir ya da 2 adım sonrası açtığı ortalar yüzünden kendisi asist, takım da gol fırsatlarını kaçırdı. İlk yarıdakiler özellikle çok netti. 2 sini de kaleci rahatça aldı. Anlayamadığım madem çizgiye iniliyor da neden bu ortaların bir tanesi bile geriye doğru açılmıyor ?
Herşeye rağmen içimdeki umut daha da arttı.Tek sorun UEFA maçındaki forvet sorunu. Geçen sene stoper yoktu bu sene forvet. Geçen sene Kewell'ı stoper oynatmıştık bu seferde Emre Aşık'ı forvette oynatırız. Bence olur neden olmasın :)

Uğurlar Olsun

17 yıl geçer, 117 yıl geçer ama bu ülkede Uğur'lar olsun diyenlerin sesleri, fikirleri değil Uğur'lar ölsün diyenlerin silah, bomba sesleri duyulur. Unutmuyoruz diyoruz, unutturmuyoruz diyoruz da unutulmayacakların sayısı neden devamlı artıyor. Kendimizi kandırıyoruz sanki.
Cenaze töreninin olduğu günü unutmuyorum. Olayları algılayabildiğimden değil tabii ki. 7 yaşında bir çocuk ne anlasın olanlardan. Tek anladığım birinin öldürüldüğü ve bu kalleşliğin hafızama kazınmasını sağlayan babamın kolay kolay göremeyeceğim dağılmış hali. Üzgüni kızgın, yılgın...
Seneler geçti, o çocuk büyüdü, lisede okudu, üniversitede okudu ama Uğur Mumcu okumadı. Çok geç başladım Uğur Mumcu yazılarına. Hala da durur çoğu yazısı ama okuduklarımda hep birşeyi gördüm. Yolsuzluğun, hırsızlığın, haksızlığın, baskının, kirli ilişkilerin, halkı kandırmanın önüne geçmeye çalışan bir adam.Ama sadece bir adam. Belki yüz bin tane var ama bir tanesi yürekli, bir tanesi kararlı. O yüzden hala yolsuzluk hala hırsızlık ve giderek eşitsizleşen bir dünya.

21 Ocak 2010 Perşembe

Basketbola da El Attım

Bu İzmir güzel memleket yahu. Yok sadece kızları güzel olduğu için söylemedim. Şehir insanı yormuyor, hava aşırı soğuk değil, eğlenebileceğin kafe, bar, sinema vs. mevcut. Buranın halkından da şu ana kadar bir "yamuk" görmedim. Yaşanabilir bir şehir kısacası.En güzel baharda İzmir'de olmak diyorlar ama ben daha onu tadamadım.
Dün akşam Bornova Belediye - Galatasaray maçı vardı Halkapınar'da. Bende hazır İzmir'de iken, uzun süredir de basketbol maçına gitmemişken, bu fırsatı kaçırmayayım dedim ve salonun yolunu tuttum ama aslan parçaları 6 maçlık galibiyet serisini, benim cenabetliğimin de katkısıyla, sürdüremediler ve yenildik.
Maç baya garipti aslında. İki takım da hayatı boyunca savunma yapmamış gibiydi.Bornova maça oldukça hızlı bir giriş yaptı. Atletik oyuncuları ve hızlı hücumlarıyla, bizim takımın geriye koşmamasını da fırsat bilerek, "noluyo lan" demeye kalmadan 18-4 yaptılar skoru. Sonra bu seri içinde yaptıkları güzel bir alley-oopun etkisinde kalan Bornova'lı oyuncular üst üste böyle şova dönük şut,pas vs deneyerek laçkalaşınca ve biz de uyanınca skor bir anda bizim lehimize 19-18 oldu. 2. periyotu pek dikkatle izleyemedim o ara tezahüratlara falan dalmışım ama karşılıklı atıyodu sanki iki takımda :)
3. periyotta ise iki takım da savunmayı tamamen bırakınca All-Star havasında bir maç oynandı. Hızlı hücumlar, potayı görenin üçlük sallaması, hiçbir sete daytanmayan hücumlar izledik. Nispeten hücumda etkili oynayan Bornova bu periyottan karlı çıktı.Bu periyotta yediğimiz 25 sayı da savunmanın halini gözler önüne sermeye yeterli.
4. Periyota Can Akın'ın önderliğinde Bornova hızlı bir giriş yaptı. Bilmeyenler için Can Akın bizim takımın sakatlıktan yeni çıkmış oyun kurucusu. Olur böyle şeyler maç oynamadan ısınılmaz diyoruz ama bu kadar da kritik yerde Can Akın ile son periyosa başlamak pek akıl karı değil gibi. Bu periyodun başında oyuncularımızın ısrarlı üçlük denemeleri başta sonuç vermediyse de, periyodun son 3 dakikasına girerken Evren'in üçlüğü ile skoru 75-74'e getirerek farkı bir sayıya indirdik. Maçın kırılna anı ise bu anda yaşandı. Oldukça iyi savunulan bir pozisyonda Bornova'lı oyuncunun dip çizgiden salladığı üçlük potanın arkasından dip çizgide bekleyen oyuncunun eline düştü ve buradan bulunan iki sayı tüm psikolojik avantajı Bornova'ya geçirdi.Ondan sonrası nafile atışlar, taktik fauller ile tamamlandı ve boynu bükük ayrıldık salondan.Maç içinde en fazla merak ettiğim istatistik ise takım olarak kaç top çaldık acaba ? Ben hatırlamıyorum da pek.
Tribünlere gelirsek tatminkar bir seyirci vardı salonda.Tabi bunu Türkiye ortalamalarına ve hafta içi olmasına dayanarak söylüyorum. Yoksa o güzel salon dolsa süper olur tabi.Devre arasına girerken Bornova tribününden bizim tarafa doğru fener atkısı gösterilince ortamın küfür katsayısı bir anda tavan yaptı. Yani, biraz tribün adabı görmüş gibi orada o atkının açılmayacağını bilir. Onu geçtim Bornova'yı destekleyenler neden engellemez o atkıyı açanı o da ayrı konu. Yiyorsa git Karşıyaka - Galatasaray maçında aç.Bornova'yı destekleyebilirsin sırf karşıda Gs olduğu için ama, o atkıyı açmak ayıp.
Bir eleştiri de bizim tribünlere. Maç sonu Emre Belözoğlu ve Fenere edilen tezahüratların manası ne anlamış değilim. Hani öyle feeeeerpleyci değilim ama eğlenmekse amaç, sen var ya sen, nevizade geceleri söylersin, üçlü çekersin olur biter. Hadi Fener'e de geçirelim biraz da 20 dakika Fener'e sallamaya ne gerek var. Maç içindeki performansa zerre lafım yok ama maç sonu olmadı bence.
Son olarak da basketbol maçında da atmosfer gayet güzel oluyormuş, beklemediğim kadar eğlendim. Gitmemezlik etmeyin bence

17 Ocak 2010 Pazar

Aston Villa 0 - West Ham 0

İddaa da son maçım olması sebebiyle izlediğim bu tempolu ama kötü Premier Lig maçında sevindiğim tek şey Galatasaray'dan bile kötü duran top kullanan bir takım olduğunu görmem. Villa 15'e yakın korner, 8-9 tane de frikik kullandı ve gol atmayı bırakın kalede tehlike yaratan bir şut bile çıkaramadı! Bu duran topların çoğunda topun başına geçen Ashley Young (Lincoln gibi hep ön direğe kesti, Dunne ve Collins de Servet gibi hep dağa taşa vurdular) ve girdiği 3 net pozisyonda, sonuncusu çıldırttı, topu ağlara gönderemeyen Agbonlahor, tarafımdan yoğun küfüre maruz bırakıldılar. Yine de Agbonlahor çok çok yetenekli bir forvet, ileride top 5 frovetten biri olacak bence.
West Ham ise Villa'nın sağdan soldan kestiği topları Upson, Spector ve Tomkins ile rahatça savuşturdular. İleride forvet yokluğundan bir şey yapamadılar ama 1 puan Villa deplasmanında iyidir.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Budur !

Şu stresli günlerde kahkaha krizine girmeme yol açan süper site. Girin, okuyun, gülün. Uzun soluklu olur umarım.Favorim şu haber:
http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=132