28 Şubat 2010 Pazar

Galatasaray 4 Kasımpaşa 1

Avea reklam müziğini ilk defa bu kadar içten söylüyorum. Oh beaaaa. Budur ya. Statta böyle coşkulu, tempolu ve Giovani'li bir takımı izlemekten daha güzel bir haftasonu eğlencesi bulamazdım heralde. Karşında gördüğünü tekmelemeyen bir takım. Kendi oyununu oynamaya çalışıyor ve iyi de oynamıştır bence bugün. Öndeki prese karşı top şişirmeyip kısa kısa paslarla hücuma çıktılar. Her ataklarında sakince kafalarını kaldırdılar, paslaştılar, uygun durumda şut çektiler. Seneye oyuncularını kaybetmeyip, defansını da güçlendirirse ilk 6 adayıdır. Yılmaz Vural'ın değeri bilinmeyen bir teknik direktör olduğuna ikna olacağım bu gidişle.

Gelelim bize. Takımda kötü oynayan yoktu. Hepsi istedi ve aldı. Sadece Arda'nın gayet olağan olan yorgunluğu göze çarpıyordu o kadar. Yine de golünü yazdı kaptan. Sabri'nin dönüşünün sağ kanadı nasıl canlandırdığı aşikar. Bindirmelerinin yanısıra önde basarak, baskı kurmamızı da sağladı. Golde kademe hatası var tabi ama 2 aydır oynamayan bir futbolcu o kadar da hata yapar. Neill, Neill işte. Başka söze gerek yok. Servet de önceki maçlara göre daha derli toplu gözüktü. Caner de defansif performansı da takımın önde basmasının etkisiyle iyi gözüktü.

Orta sahada Mehmet Topal gayet iyi oynadı. Bu kadar değişken performanslarının nedenini bir çözebilirsek derdimiz kalmayacak. Ayhan, hamlığını biraz olsun atmış gözüktü. Topun dolaştırılmasında soğukkanlı oyunuyla önemli rol oynadı. Keita, her zamanki gibi delici. Golü mükemmel ama 1-0 ken oyunu biraz şova dönüştürüp disiplinden çıkıyor gibi geldi bana. Yoksa bulduğu pozisyonlarda forvetleri topla buluşturamayacak bir adam değil. Arda dediğim gibi sakatlığının ve yoğun maç temposunun getirdiği yorgunlukla bildiğimiz Arda gibi dğildi ama haftaya eskiye dönüş yapar Giovani için bir şey diyemiyorum. Son yıllarda o kadar Galatasaray maçı izledim. Kaleye bu kadar net ve hızlı giden bir adam görmedim. Yetenekleri TÜrkiye'yi fersah fersah aşıyor. Performansıyla da aşarsa fazla izleyemeyiz kendisini Türkiye'de. Jo'yu izlemekten fazlasıyla memnunum ama opsiyonu olmadığı için kendimi alıştırmak istemiyorum. Topla arası gayet iyi. Hava toplarını yüksek bir yüzdeyle indiremese de rakibi bozuyor, asisti de oyun zekasını gösterdi zaten.Bir Brezilyalı forvetin vuruş tekniğini zaten tartışmam. Satın alabilirsek seneye süreklilik problemini de aşacağını düşünüyorum.

Bu maçtan sonra fazla iyimser bakıyor olabilirim ama şampiyonluk kokusu da gelmiyor değil.

27 Şubat 2010 Cumartesi

Bridge By-Passes Terry


Aferin Bridge. Severdim seni zaten. Bu sevgiyi de hak ettin bugünkü davranışınla. Bahislere de malzeme olan olayda Bridge, İngiliz spikerin de başlıktaki cümleyle aktardığı üzere, Terry'nin elini sıkmadı. Doğal olan da bu zaten. Aksi halde yapılan profesyonellik değil kodoşluk oluyor. hayat graip şey işte. Yukarıda kanka modunda bir fotoğraf varken şimdi elini bile uzatmıyor hale gelebiliyorsun. Allah düşmanımın başına vermesin böyle şeyi. Neyse maça dönelim, gözümüzün pası silinsin.

25 Şubat 2010 Perşembe

Galatasaray 1 Atletico Madrid 2

Suç bende değil. Hakem kötü yönetti, takım kötü oynadı, taraftar kötü (bütünsel performans olarak bakıyorum). Sonuç normal karşılanmalı. Kontrol futbolu ve Türk Takımları konulu bir panele ihtiyaç var. Hakan Şükür az önce Galatasaay'ın kontrollü oynadığını söyledi. Kontrol futbolu dediğimiz şey rakibin ayağına bakıp, 5 pas bile yapamamak mıdır, yoksa kendi pas düzenini kabul ettirerek oyunun temposunu yönlendirmek midir ? Bugün oynadığımız şeyi bir kalıba sokacaksak bu defansif futboldur.

Bu takımın sorunu ortasaha demekten bıktım ama öyle ne yapayım. Olmaz yani mümkün değil. Bu kadar "temiz" oynayan adamlar yan yana olmaz. Topal alıyor hiç risk almıyor, topla kat etme sıfır, atakları yönlendrimede başarısız. Sarp şu son iki maça kadar formayı kapmasını sağlayan özelliğini iki maçtır gösteremiyor.Enerjisini, hırsını ortaya koyamayınca da fazlasıyla sıradan bir futbolcuya dönüşüyor. Orta üçlümüz savunmada alan parselleyemiyor. Hücuma çıkışlarda hiç bir organizasyon yok. Mustafa Sarp'ın ceza alanına girmesi, pozisyon kovalaması güzel ama asıl önemli olan duracağı yeri hem Topal'ın hem Sarp'ın bileek pas yüzdesini arttırması ve pas trafiğini hızlandırması. Defansif kurguyu aksatmadan bunu sağlayabilecek bir ortasaha oyuncusu transfer listesinin ilk sırasında olmalıdır. Elano sakatlandığından ötürü çıktı sanırım. Yerine giren Ayhan'da uzunca bir süredir oynamamanın etkisiyle berbat bir maç çıkardı. Özet olarak orta sahamız süründü bu akşam.

Defansa gelirsek eğer, yediğimiz ilk golün aynısını geçen sene ya biz ya da başka bir Türk takımı yedi. Ama hangi maç, ne zaman hatırlamıyorum. Pozisyon tıpatıp aynıydı ama ona eminim. O pozisyonda Neill anlamsız bir hamle yaptı, tüm defans golden önceki Atletico baskısının getirdiği tedirginlik sonucu uyuyakaldı ve Simao da harika bir plaseyle topu ağlara yolladı. 2. gol yıllar sonra gelen bir döndürmeyin vakasıdır. Ben ağırlığından dolayı yediği çalıma kızmam, ama Servet maç boyu konsantrasyonunu bir türlü sağlayamadı. İki maç dışarıda kalınca performansı bu kadar düşmemeli.

Ama asıl yenilgiyi getirorsen bana göre takımın maça konsantre olamaması. Bu kadar ürkek, çekingen oynanmaz. Hele hele kendi sahanda oynuyorsan birazcık rakibi ısıracaksın. Arda geçen sene Hamburg maçından sonra verdiği röportajda "Golü yedik mi hemen oyundan düşüp paniğe kapılıyoruz, daha karaktrli oynamamız lazım" demişti. geçen seneden değişen bir şey yok. Takım reaksiyon vermiyor ne yazık ki.
Rijkaard uzatmaları düşüneek bir değişiklik yapmadı sanırım. Gerçi orta saha böyle dükülürken 360 dakika uzatma olsa değişiklik lazım bence. Bir de Rijkaard'a birileri Türk futbolcularının psikolojik yapılarının farklılığını anlatması lazım sanki.

Gelelim hakeme. Şimdi ben sinirlenince küfür eden bir insanım. Bugün de kandil, beni o kadar günaha soktu ki sırf bu yüzden bu hakemi yolda görsem sopalarım. Vicente Calderon'da takdir hakları bu kadar atletico lehine kullanılmadı be kardeşim.Bu durumda taraftarın! da payı var ona aşağıda değineceğim. Adamların baskı kurmasına yardım etti hakem. İnce ince işledi. Yardımcısı da penaltı pozisyonunda kremasını ekledi pastayı yemesi de Forlan'a düştü. Yani o pozisyonda bir kişinin, ama olmamak şartıyla, o eli görmemesi mümkün değil. Ne mümkün, bilerek çalmaması. İşte o zaman bu şerefsizliktir, emek çalmadır, düpedüz ... Ben iddia ediyorum Caner, bu arada kendisine yaptığı "amatörlükten" dolayı sevgilerimi yolluyorum, Atletico formasıyla Vicente Calderon'da 2. sarı karttaki hareketin aynısını yapsın , o kart hakemin cebinden çık-a-mazdı. Burada da lobi etkisi mevcut ne yazık ki. Niyet değişmedikçe, hakem sayısını sonsuza götürün limiti yine ibnelik çıkacak.

Ve gelelim benim de zaman zaman içinde yer aldığım gruba yani stattaki taraftara. Maç başında koreografi 10 numara. Ellerine sağlık yayında ve yapımda emeği geçenlerin ama sorun yine aynı. Maçın başı bir taraf ıslık, bir taraf tezahürat. Ortada biri üçlü, biri Cimbombom'um benim. Ahenk sıfır. Bunun yanında ne rakip ne de hakem üzerinde baskı kurabilmek için bir çaba yok. hakem bir ara zart zurt herşeye faul çaldı. Orada stad düdükte bir inleyecek ki adam bir daha düdüğü götüremeyecek eline. Yeni stad ile aşılacak problemler bunlar. Bir de olumlu sonuç çıkaralım, iyi gün taraftarları Kasımpaşa maçına yüklenmeyeceği için rahatça yer buluruz maçta. Ben zaten en rahat biletleri Fener yenilgileri ve Avrupa yenilgileri sonrası buluyorum.

Canları sağolsun diyor, önümüzdeki maçlara bakıyoruz.

Garanti Bankası, Biletix ve Galatasaray

Atletico Madrid maçına yarım saat kaldı. Şu an Ali Sami Yen'de Eski Açık'ta tezahüratlara eşlik ediyor olabilirdim ama Garanti Bankası sağolsun, tüm planların içine etti. Şimdi malum, GsBonus sahipleri öncelikli bilet alma hakkına sahip. Seneye de Ali Sami Yen Spor Kompleksi'ne giriş için gerekli bu kart. Er geç alacağım bu kartı nasıl olsa dedim ve 3 hafta kadar önce GsBonus edindim.
Eski Açık'ta Madrid maçındaki coşkuya katılmak hayaliyle 3 haftadır neşelenen ben Pazartesi sabahı bu hayali gerçekleştirmek için Biletix'te sıraya girdim. 1.5 saat bekledim ve sonunda kara göründü. GsBonus kartımı uzattım, görevli aldı birşeyler yaptı, olmadı, yanındaki arkadaşı "soyadından dene bir de" deyince bir bokluk olduğunu anladım. Neymiş efendim Garanti Bankası üye numaramı Biletixe bildirmemiş, dolayısıyla işlem yapılamıyormuş. Şimdi benim sinirim yeni yeni geçti. Suç kimde diye düşünüyorum. Olay gerçekten Garanti'nin bildirmemesi ise, Garanti Bankası ve müşterisini pardon taraftarını dolaylı da olsa mağdur eden Galatasaray kulübü hatalıdır. Yok eğer Biletix söylediği onca yalana bir yenisini daha eklemiş, benim numaramı sisteme entegre etmemişse Biletix ve yine taraftarını mağdur eden Galatasaray kulübü hatalıdır. Ha ben hepsine şikayetimi lettim de çok ipleyen var mı diye sorarsanız yok tabii. Yine mağdur olan ben. Yine mağdur olacak ben.Başka maçlara artık.
Taktik anlayış son iki maçın aynısı olacak. İlk golü attık mı tur bizimdir. Gerçi Şom ağzımı açmak istemiyorum ama Hamburg maçı öncesine çok benzer bir hissiyat var içimde. Yanıltıcı bir histir umarım. Eleyelim şunları, sonrası Baros + Kewell takviyesiyle daha da güzel olacak zaten.
Haydi bastır Galatasaray !

19 Şubat 2010 Cuma

Atletico Madrid 1 - Galatasaray 1

Son 4-5 senedir bu kadar temposuz ve yavan bir maç izlemedim. Gerçi iyi oldu bir yandan rahatça maçı takip edebildim.Ertem Şener'in sesi kulaklarımdan gitmemiş durumdaydı ilk yarı bitene kadar. Yoruluyorum onun anlattığı maçları izlerken. Sesi kıssam maçın havasına giremiyorum. Kısmasam deliriyorum. Ondan sonra bir de İlker Yasin - Ermna Toroğlu ikilisi geldi ki anlatılmaz. Türk televizyonları her maçta kendilerini aşıyorlar. Birbirinden farklı özelliklere sahip, tek ortak özelliği başarısızlık olan spiker-yorumcu ikilileri görüyorum her seferde. Bir gün Levent Özçelik - Ömer Üründül bir gün İlker Yasin - Erman Toroğlu. Ya arkadaş hadi spikr zorunluluk ta, yorumcu koyma olsun bitsin. Zaten yorum diye birşey yok ortada. Onların yaptığı muhabbeti millet kendi arasında da yapıyor zaten.

Şimdi aklımda kalanlar.
Maça 0-0 için çıkmış takımımız Caner'in üstün çabasıyla planlarını biraz değiştirmek istedi ama yapılabilecek tek hamle de Caner - Giovani değişikliği olduğu için sahaya pek yansımadı bu istek. Burada ilk defa Rijkaard'a kızdığımı belirteyim. Gaziantep maçında penaltı kaçıran, yerlerde sürünen Nonda'yı oyundan almazken Caner'i şak diye çıkartması tutarlı olmadı. İki maç arasında önem farkı olması bir şeyi değiştirmez. Ha bana göre dün doğruyu yaptı ama ilk yaptığı yanlış sebebiyle bu doğru sıkıntı doğurabilir futbolcuların kafasında. Santos'un Rijkaard tarafından istendiği aşikar. Hocanın topçusu olması Rijkaard gibi güçlü birine kararlarından dolayı zarar vermez ama oyuncunun takımla bütünleşmesine, Türk oyuncular bazında, çok zarar verir ki bundan zaarlı çıkan Galatasaray olur.
Keita bir acayip adam. maçtan maça değil, maç içinde istikrarsız adam. Öyle böyle atı golünü, atınca da kendine geldi. Kanat oyuncularının performansında beklerin de büyük payı olduğundan Sabri gibi deli gibi koşu yapan bir adam ile Keita daha da iyi olacaktır.
Leo Franco dün maçta iyi oynamış, kötü oynamış orası tartışılır. Bana göre normal bir oyundur oynadığı. Ben hala güvenmiyorum, güvenemeyeceğim de. Frikikte hatalı mıdır? 10 kere izledim golü. Belki çok detaylıca izlediğim için yanılıyorum ama hatalı bence Leo. Top gelmeden sağa doğru bir hamlesi var ki bence golün yenmesiinin sebebidir. Ben kapattığı köşeden frikik yiyen kalecileri anlayamıyorum. Çok sert veya çok falsolu gelir anlarım.. Sen köşeni al, öbür köşeye atılan top barajı geçerse, top çok köşeye gitmedikçe, topu çıkarma şansın mevcut. Olur ya topu köşeye yollar, gol olur. Yesen de senin suçun değildir artık o gol.
Arda'nın formu yükseliyor. Bu takımın lideri tartışmasız ama bir tartışmasız konu daha var ki bu takımın oyun kurucusunun Elano olması gerektiği. Dün akşam en mutlu olduğum performans Elano'nun. Neill gayet iyiydi. aguero'nun yatıramayacağ adam yok. Bu yüzden Servet'in hatası çalım yemesi değil, gereksiz risk almasıdır. Temiz oynuyor denir ya, Servet'in öyle oynaması lazım.

Son olarak Lille takımında beğendiğim ve takımımıza da bulaşmasını istediğim öözelliğe de değineyim. Topu karşılayan defans oyuncusunun panik yapmadan, kafayı kaldırarak, kendine ve takım arkadaşlarına güvenerek, kısa pasla, göğüsle veya kafayla arkadaşlarına aktarması. Şişirme diye bir kavramı duymamış gibiydiler son 10 dakikaya kadar ki son 10 dakikada skoru koruma baskısıyla o hareketler normal. Bu sene Fenerbahçe'ye karşı üç adam izledim çok etkili oynayan. Eden Hazard, Miroslav Stoch ve İbrahim Üzülmez. Fenerbahçe sorunu burada aramalı. Sürekli bindiren hızlı üç adam.

18 Şubat 2010 Perşembe

Bıktım Artık !

Bugünün gazete manşetlerinden seçmeler aşağıda. Bulabildiklerim bunlar.Diğerleri de aşağıda görülen iki biçimden birinde olacaktır. Herkes istediği gibi veriyor haberi. Herkes kendi hukukçusunu bulmuş (prof. olması tercih sebebi) CMK'nın bilmemkaçıncı maddesinden alıntılar yapıyor. Herkes birbirini suç işlemekle suçluyor. Herkes kendi tıkırına bakıyor. Ben ise hepsinden iğrenmekle meşgulum. Hangi siyaset yazarını okusam 3. cümlede bir mide bulantısı başlıyor. Böyle olunca "şimdiki gençler apolitik yeaaa" oluyor ama sizin politika anlayışınız buysa ben apolitik kalmak istiyorum. Yanlış anlamayın, seçimlere katılarak, üstün demokrasimizin gereğini yapmak için, hiç bir aşamasında adaylıklarına karar veremediğim milletvekili adaylarından oyumu esirgemem tabi. Vatandaşlık görevidir sonuçta ama benim tercihim bundan sonra boş partidir. Hiç olmazsa konuşup kafamı ütülemiyorlar. "Şut çekmeyince gol kaçırma da olmuyor" diyordu ya Güvenspor teknik direktörü, onun gibi işte.Konuşmayınca saçmalamıyorlar. Aman ya akşama Cimbom'umun maçı var yemişim birbirini yemeye çalışan yiyicileri. Avrupa Fatihi geliyor açılın ulaaaaaaan.

Birgün - Yargıda Kılıçlar Çekildi
Bugün - Yargı Darbesi
Cumhuriyet - Yargıda Deprem
Güneş - Ortalık Karıştı
Hürriyet - 21.15 Depremi
Radikal - Yargı Yargının Kurdu
Sabah - Çifte Gözdağı
Yeniçağ - Kıyamet Koptu
Zaman - "Hukuka darbe kabul edilemez. Yargı reformu kaçınılmaz oldu." (Adalet Bakanı'nın sözleri)

17 Şubat 2010 Çarşamba

Yeni Teknik Direktörümüz Hiddink

Yok daha neler demiştim ilk haber çıktığında. Haber şu anda önde gelen futbol sitelerinde tüm ihtişamıyla durmakta. Frank Rijkaard, Guus Hiddink derken yakında Mourinho da gelir. Van Gaal de gelince okeye dönerler artık. Bir üst sınıfa geçmek için gerekli atılımın önemli bir parçası olacaktır Hiddink. Hem milli takımın başarısı hem de şu sıralar çokça konuşulan ligin marka değerinin artmasında önemli bir paya sahip olacaktır.
Maaşı konuşulnaya başlamadan söyleyeyim adam 7 milyon euro alıyor olsa, kimsenin gıkı çıkamaz çünkü adamın ederi o. Fazlasıyla hak edecektir o parayı zaten. Kaçırdığımız şampiyonalardan ettiğimiz zarar düşünülünce devede kulak kalıyor zaten bu meblağ.
Maddi anlamda diğer bir katkısı da futbolcu değerlerinin yükselmesiyle kulüplerin elde edeceği gelirlerin artmasıdır. Nasıl mı ? Rusya ile katıldığı ilk turnuvada yarı final oynamış olan Rusya takımından Arshavin, Zhirkov, Bilyaletdinov, Pogrebnyak, Pavlyuchenko büyük transferlere imza attılar. Bu beş transferin toplam transfer bedeli 70 milyon euro. Tabi bu isimler yetenekli, er ya da geç bu liglere transfer olacaklardı ama asla bu transferlerin toplam bedeli bu denli yüksek olmayacaktı. Buna benzer biçimde, Euro 2012 veya 2014 Dünya Kupası sonrası Arda, Gökhan Gönül, Mehmet Topal, Özer, İsmail Köybaşı, Sercan gibi isimler böyle transferlere imza atabilirler. Tabi burada bizim klüplerimizin de Zenit ve Cska gibi Avrupa'da parlamaları lazım.

11 Şubat 2010 Perşembe

Galatasaray 3 Antalyaspor 2

Bu maç, 2005-2006 sezonundaki Fenerbahçe ile oynadığımız çeyrek final 2. maçına benzedi. Maçtan sonra oynanan oyundan memnun ama buruk bir his var yine içimde. Hem defansta hem ofansta bu kadar arzulu oynayan bir takım, bir korner golü ve savunmasını orta sahaya çıkarmışken yediği bir kontra golle elendi. Burukluğun sebebi o. Antalyaspor da iyi mücadele etti ama maçın hakkının bundan daha fazlası olduğunu söylemek gerekir.
Emre Güngör - Neill tandemi iyiye gidiyor. Hakan Balta geldiğinde de defansif açıdan güvenilirliği artacak. Servet daha iyi bir stoper ama o kadar kötü kullanıyor ki topu Emre Güngör mecburen tercih ediliyor. Servet basit oynamayı kabullenmez ise sene sonnu takımdan gönderilebilir. Hem kendi kariyeri hem de kulübe kazandıracağı bonservis ile çok da uzak bir ihtimal gibi durmuyor. Uğur Uçar sakatlığı öncesi verimine yaklaşabilse idi dünkü maç 3 asist yapardı. Bindirmeleri etkili ama top adrese gitmiyor, hakkını da yemeyelim gidenler de kaleye girmiyor.
Mustafa Sarp'ın da kötü bir maç çıkarmaya hakkı var. Onun için bir şey diyemiyorum. Yalnız şu ofsayt pozisyonlarında el kaldıran oyunculara sarı kart versinler. Ya arkadaş devam etsene pozisyona. Mustafa Sarp ve Neill orada duraklamak yerine oyuna devam etse belki de golü önleyecek. Önlemese bile takip edeceksin arkadaş ya. 2. golden önce de kaçırılan 2 pozisyon var. Sonrasında da gerekli baskıyı kurdu takım ama yetmedi.
Ben gayet memnunun takımın oyunundan. Özeliikle lig için umut vermiştir. Avrupa Ligi için aynı şeyi diyemiyorum zira bu defans aksaklıkları daha çabuk cezalandırılıyor Avrupa'da. Bknz: Geçen senki Bordeaux ve Hamburg maçları.

10 Şubat 2010 Çarşamba

Cassio Lincoln Palmeiras'da


Son üç senedir o kadar transfer yaptık. Net bir şekilde söylüyorum, Kewell, Keita, Elano gibi transferler aniden patlamasına rağmen, en heyecanlandığım transfer budur. İlk defa formamın arkasına isim yazdırmışımdır. Yetenek olarak da hepsinden üstün görüyorum Lincoln'u ama yetenek her zaman kar etmiyor ne yazık ki.2 milyon euro + % 50 satıştan pay doğruysa, fazla bir zarar ettiğimiz söylenemez. 4.5 milyon euro'ya alınan bir oyuncudur sonuçta. Yıllık ücret ne olacak derseniz, Lincoln'un hatası kadar teknik idari yönetimin de hatta taraftarın da hatası var derim.

Lincoln'ün hatası daha doğrusu eksikliği kırılgan yapısı. Beş maç esip gürleyen adam Feldkamp tarafından Hakan Şükür ile birlikte kadro dışı kalınca kaybolup gitti o sene. Çünkü hocaya taktı, kafayı, samimiyetini kaybetti, silemedi o yargıyı kafasından. Ya da maç içinde kendisine yapılan bir faul verimeyince, kafayı hakeme takar onunla oynar vs. Yere de çok atlar tipik bir Brezilyalı olarak. Yönetim ne yapamamıştır, Feldkamp, Türk oyuncular ve Lincoln arasındaki kopukluğu bir türlü çözememiştir. Taraftar olarak biz ne yapmışızdır, oynamadığı zaman bile ıkınmışızdır Lincoln diye. Ben de bağırdım çok ama yanlıştı. Çünkü, herkes olgun değil bu sevgi gösterisini kaldırabilecek kadar. Ya da taraftarın Arda, Servet, Lincoln arasında bir ayrım yapmayacağını bilemez. Taraftarın çoğu zaten iyi oynadığı için değil, motivasyonunu sağlayamadığından taraftar sevgisiyle Lincoln'ü kendine getirmek istediğinden bağırmıştır.

Lincoln'ün Galatasaray kariyerini gözden geçirelim. Lincoln'ün futbol karakterinin bir sonucu olarak ya iyi ya kötü maçlar çıkarmıştır. Ortasını hatırlamıyorum. Ya gözümün pasını silmiştir, ya da fiziki ya da psikolojik yetersizliklerinden dolayı silik bir görüntü çizmiştir ama kötü oynadığı maçlarda bile estetik oyunundan bir şey kaybetmemiştir. İlk maçlar fırtına gibi esen Lincoln, uzaktan goller, asistler ki bunlar takıma yeni gelmiş özellikle bir yabancı futbolcu için takım arkadaşlarına kendini kabul ettirmek için çok önemli, mutlu mesut bir adam. Derken Beşiktaş maçı, Lincoln - Hakan Şükür - Feldkamp üçgeni, üstüne sakatlık derken küüüüüüt. Lİncoln yok. Ama bu zamanda bile kritk Gençlerbirliği maçında 88 de golü atıp maç kazandırmıştır. Sonra Feldkamp gider, 11 Metin efsanesi ile şampiyonluk gelir.

2008-2009 sezonu ile birlikte taze bir başlangıç yapma fırsatı gelir Lincoln'e. Yanına da Kewell ve Baros takviyesi yapılır. İlk maçlarda iyileşeceğinin sinyallerini verir. Çünkü, isteksizlk halini üstünden atmış, tam istediklerini yapamasa da kıpırdandığını görmek siteyene göstermiştir. Sonra artan fiziki gücü ve öndeki dörtlünün kalitesi ile şova başlamaıştır artık. O araya attıkça, Baros kaleye atıyor, Benfica, hertha, Olimpiakos geçiliyor ligde de seyir zevki yüksek, bol gollü maçlar serisi Üç Ankara serisi ile tavana vuruyordu. SOn maçta Beşiktaş'ı Lincoln'ün şovu ile dörtleyen takım devre arasına ümitvar giriyordu.

Sonra bir Gümney Amerika - afrika ortak yapımı "geç gelen futbolcu" filmi devreye girdi. Sivas deplasmanında mağlubiyet, yine Sivas'a kupadan eleniş, Lİncoln'ün kırmzı kart gördüğü Kayseri maçındaki son dakikada yenilen golle alınan beraberlik, Antalya ve Taner Gülleri pardon KOcaelispor derken suyu zaten sıcak gelen Skibbe gönderildi, erken olduğu bile bile Bülent Korkmaz geldi. Büyük kaptan, genç hoca da ilk işim disiplin yakarım moduna geçince Lincoln de devreler yine yandı.Devreler yanınca ortaya çıkan kalp ile beyin arasındaki temazsızlık yine isteksiz, ruh gibi dolaşan Lincoln'e döndü sonrası da 6 aylık boşluk ve Palmeiras.

Sonuç olarak Lincoln iyi futbolcu mudur? Kesinlikle evet. Hayır diyen Hamburg maçındaki 2. golde topun üstünden atlayan zekaya, Beşiktaş maçındaki baros'a attırdığı gole, paslarda ve top kontrollerindeki estetiğe baksın. Büyük futbolcu mudur ? Orası hayır işte bence. Çünkü bu kadar duygusal ve çabuk demotive olan birinden büyük futbolcu olamaz ama yine de LINCOOOOOOLN LINCOOOOOOOOOLN.

7 Şubat 2010 Pazar

Kayserispor 0 Galatasaray 0

Maçı izlemeye gittim, yerime oturdum. İlk cümlem "zemin ne güzel lan" oldu. Bülen Tulun da iyi zemin falan diyince ümitlendim. Ondan sonra maç başladı, Servet dışında beklenen kadro, Mehmet Topal bir 15 dakika ısındı maça. Top kaptırıyor, pası atamıyor, top kapamıyor, faul yapıyor ne ararsan var. Sonra baktım top kaybı yapan sadece Mehmet değil. Teknik olan futbolcular da abuk sabuk top kaptırıyor. Hatta top kendi kendini kaybediyor. Maç böyle uğultu içinde, durmadan seken ve şişirilen bir top ile devam etti kırmızı karta kadar.

Şimdi teknik detaya dalmanın manası yok çünkü ortada bir futbol yok.Bireysel olarak bakalım. Sağ bek Uğur defansta iyi de her top rakibe, taca. Bindrimeleri zamansız. Olması gerektiği zaman geride, gerekmediği zamanda ileride. Caner'den sol bek olmaz. Nonda'yı değil ama Alpaslan'ı fazlasıyla aradım. Solda oynayacak bir Alpaslan - Caner ikilisi gayet de iş görürdü gibi geliyor ama dediğim gibi konuşması kolay buradan. Defans ikilisi zaten iyi bir maç çıkardı. Üstüne laf söylemeye gerek yok. Mehmet Topal - Mustafa Sarp ikilisi pas ayaklarından çıktıktan sonra kendilerine boşa atmayı ne zmaan öğrenecekler çok merak ediyorum. Pası atıp bekliyorlar, bekler de hareketli olmadıkları için çok statik bir paslaşma ortaya çıkıyor ki bu paslaşmanın pozisyon üretmesini beklemek anlamsız. Arda defans arasında kaybolmuş, Elano topla buluştuğunda etkili ama çok nadir oluyor bu anlar. Keita 2. yarı savruk da olsa (bu bence takımın etkisizliğinden kaynaklandı)etkili. Dos Santos 1.5 yıldır geriye gidn bir adam olarak haliyle güvensiz ve güçsüz.

Kırmızı karta kadar da öyle ortada bir top koşuşan 22 adam şeklinde bir maç ve dengeyi değiştiren kırmızı kart. Ben bir hoca olsam ve karşıda Keita varsa kesinlikle sarı kartlı oyuncuyu değiştiririm. Adamın bilekleri çok hızlı, bir defans olarak kart görmek hiç de problem değil Keita'nın karşısında.Kırmızı kart sonrası hissedilen eksiklik ise şu. Lider oyuncu vasfı. Takımı sakinleştirip organize bir biçimde hücum etmeye çalışmak varken bu senenin hastalığı panik ortaya çıktı yine. Aslında bir an önce go latma isteğinin bir sonucu bu ama Pirelli reklamında nedir slogan. Konrolsüz güç, güç değildir. Orada Arda'nın geçen senelerde üstlendiği lider rolü üstlenecek bir oyuncu arandı. Arda yorulmuş, hem zihinsel hem fiziksel. Keita dışında diğerlerinin, Elano dahil, karakteri buna uygun değil. Sadece Mustafa Sarp en önemli özelliği hırsını ve mücadelesini orataya koyarak biraz sivriliyor o kadar. Ama buna rağmen üç pozisyon bulan bir takım. fenerbahçe'nin farkı nedense burada. Buldum mu affetmiyor. Biz ise boş geçiyoruz. Neyse, Kayseri deplasmanında puan kaybetmekte bir sıkıntı yok. İç sahalarda kayıp yaşamayalım yeter.

6 Şubat 2010 Cumartesi

Yorum Yapmak Çok Kolay

Devre arası transferleri, Nonda'nın gönderilişi ve Jo'nun sakatlanması ile devam eden zincir sonrası yorumcuların çoğu aynı şeyi söylüyor. Nonda'nın gönderilmesi hataydı, biz demiştik bık bık bık. Öncelikle şunu belirteyim, yönetim eleştirilicekse, tek bir noktadan eleştirilebilir. O da yerli santrafor alamamasıdır ama o seçeneğin gerçekleştirilmesinin de çok kolay olmadığına değineceğim.

Yorumcuların düşünmesi gereken bir şey de şu. Teknik direktör ve yönetim bir noktada kesin karar vermek ve uygulamak zorundalar. Yani, yorumcular ve teknik kadro arasındaki bu oyunda yorumcular lehine bir asimetrik bilgi durumu mevcut. Yani yorumcular Jo sakatlanınca biz demiştik diyebilirler, Nonda satılmasa kalsa ve son maçlardaki gibi kötü performansını sürdürse bu sefer de "niye Nonda'nın yerine forvet alınmadı, koskoca klubün bir forvet alacak gücü yok mu" diyeceklerdi. Yorumcular böyledir evirir çevirir, oynar, zıplar, hoplar. Teknik kadro ise kararı verdi ve bitti. Tutup Gio'ya yanlışlık oldu abi biz Pavlyuchenko için görüşecektik karışıklık olmuş bizim tercüman bire bin katıyor zaten diyecek halleri yok.

Gelelim yerli santrafor meselesine. Alınabilecek yerli santraforlar. Sercan Yıldırım, Mustafa Pektemek, Halil Altıntop, Fatih Tekke. Sercan ve Mustafa hem yetenekli, hem genç hem de yabancı kontenjanı sebebiyle pahalı oyuncular. Fatih Tekke- Trabzon ilişkisi malum. Halil-Hamit ikilisi Türkiye'yi düşünmüyor. Bir de Hasan Kabze var aklıma gelen ama düşünüldü mü, olabilecek bir transfer mi fikrim yok. Özetlemek istediğim bu iş öyle bir yeli forvet alınamaz mı dan daha zor bir iş.

Gelelim Gio işine. Gerekli miydi sorusu sıkça soruluyor. Bazen çok gerekli olmasa da elinizde parlayabilecek ,fm tabiriyle wonderkid, oyuncular için (şu anki teknik direktörünüzün elinde pişmişse bir de) ekstra harcama yapmaktan çekinmemelisiniz. Yönetimin yaptığı da budur. Risk alınmıştır evet ama gençlere yatırım yapmadan da karşılığını alamazsınız. Hep diyoruz ya Porto, Lyon alıp alıp satıyor. Galatasaray da şimdi benzerini yapmaya çalışıyor işte. Ne var bu kadar cıngar çıkaracak.

Son olarak sene başından beri sabır diyen zatlara: Sabır anlayışınız 6 ay mı sizin ?

5 Şubat 2010 Cuma

Gheorghe Hagi


Anlatılamayacak biri. Efsane tanımına bu kadar uygun olunur. Tek söyleyebileceğim şu. Fanatiği olduğunuz takımın bir futbolcusu, klup tarihinin ilk Avrupa Kupası final maçında kırmızı kart görüyorsa ve siz ona kızamıyor, sinirlenemiyorsanız kırmızı kart gören o futbolcu Hagi'dir.Bu arada Bilbao'ya ne çaktıydı ya :)

İyi ki doğdun be !!!

4 Şubat 2010 Perşembe

Yeni Futbol Kuralları İstiyorum

Jo da sakatlanınca artık bu isteğimin daha haklı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle, sadece dünkü maçla alakası yok bu isteğimin. Genel olarak TSL ve Bank Asya Ligi maçları sonucu ortaya çıkan bir istek. Peki nasıl kurallar?. Tabii ki yeni bir futbol ekolü yaratabileceğimiz kurallar. Boks-karate-güreş gibi sporlardan da ilham alarak oluşturacağımız bu ekol büyük ilgi görecektir ve hatta yeni bir spor dalı olarak tüm dünyada benimsecektir. Çünkü modern futboldaki kart uygulaması bizim futbol ekolümüz için büyük engel.Onun için yeni ekol oluşturma hayalim suya düşüyor ama yeni bir spor dalı olarak sevilebilir bu yeni oyunumuz.
Kurallar basit ve aslında futboldaki kuralların biraz evrilmiş hali. Futboldaki kurallardan farklı olarak tekme, çekme, itme, yumruk gibi futbolu daha da güzelleştiren hareketler, taammüden adam öldürme amacı yoksa, serbest.Yasalarda uygun değişikliler yapılırsa bu ibareye de gerek kalmaz. Kartlar yerinde duruyor ama standardizasyon biraz farklı. Yunus Yıldırım * 3 standardı ile yönetilecek karşılaşmalar. Örnek verirsek, futbolcuya kasti tekme serbest. Sadece ayak bir yerden kırılırsa faul, iki kere kırılırsa sarı kart, futbolcunun futbol hayatı biterse kırmızı kart. Adam ölürse 3 maç müsabakalardan men. Ne gerek var ucuz kartlara. Adam da o kadar teknik olmasın arkadaş. Çalım atıp duran artis topçunun karşıdakinin sinirini bozarak ruh sağlığını etkilediği hiç düşünülmüyor! Elle ve kolla topa temas etmek yasak, rakip futbolcuya istediğin gibi temas edebilirsin. Ama burada futbolun güzelliği açısından tekniği yüksek boksçular futbolculuğa devşirilirse daha şık hareketler izleyebiliriz.
Hakemlerimizin de performansının bu yeni sporla birlikte artacağını düşünüyorum. Çünkü bu yeni kurallar hakemlerimize daha uygun. Kart göstermeyi pek sevmiyorlar zaten, bu kurallarla da pek ihtiyacı olmayacak hakemlerin kartlara. Maçlarda en iyi ihtimalle bir kart çıkaracakları için de, kart çıkarma sırasında harcayacağı enerjiyi minimuma indirmiş ve kondüsyonunu tüm maça yayma olanağı bulmuş olacaklar.
Yeni kuralların bir diğer olumlu etkisi ise şu. Süper ligimizi Üç Büyüklerin hegamonyasından kurtarmak. Bu kurallarla, Denizlisipor, İ.B.B ve Ankaragücü gibi takımlar şampiyonlukta söz sahibi olacaklardır. Bunun yanısıra biraz sert geçmesi beklenen karşılaşmalar sonucu sakatlanan futbolcu çokluğundan takımlar 23 kişilik kadrolarla yetinemeyecek şimdiki Ankaragücü gibi 40-45 futbolcuya ihtiyaç duyacak, işsiz sayısı azalacak, futbolcu olma eğilimi de bir yandan artacağından (aranan şiddet eğilimi, kavga gibi etmenler çoğu gencimizde ve hatta milletvekillerimizde bile olduğu için) yeni denge durumunda ücretler düşecek böylece gelir dağılımının normalleşmesi ile halkın da "bok gibi para kazanıyorlar, oynasın ibneler" şeklindeki düşünceleri değişecek, mutlu mesut toplum yapımız için çok öenmli bir temel atmış olacağız.
Yeni sloganımız da hazır. " Yaşasın Kasap Futbol "

2 Şubat 2010 Salı

Adam Ol Len !



Daha çooook ağlarsın sen bu kafayla. Hata yapılır da böyle hata yapılmaz. Eşini aldattın, eşini takım arkadaşının sevgilisiyle aldattın (hatta Bridge ile tekrar barışmaları için "tavsiye"lerde bulunduğu dedikoduları da var ama magazin basınının uydurma kapasitesini düşününce bunu atladım), üstüne bir de en acımasız magazin muhabirlerine sahip olduğu söylenen İngiltere'de yakalandın. Bu kadar hataya gol olur elbette. Kaptanlığı alınabilir Terry'nin.
Olay sadece "eşini aldatma" olsa özel hayat der geçersin ama milli takımdan arkadaşının sevgilisi işin içine girince olay tamamıyla değişiyor. İster istemez oyuncuların, özellikle Chelsea dışındakilrin, Terry'e olan bakışı değişecektir. Bu durumda kaptanlık konusunun gündeme gelmesi anormal değil. Belki de ben saçmalıyorum, adamlar gayet normal karşılıyor.
Son olarak da şunu söyleyeyim. Arkadaşım evlenmeyin işte erken. Kıçınız başınız durmuyor işte, o olgunluğa erişemediysen evlenme. Bak keyfine, kimse karışmasın sana. Bak Kazım, Santos kelepçe falan takılıyorlar işte :)

Barış Manço - Kazma



Diyeceğim o ki kişi yetinmeli
Yaşam dediğin kısacık bir çizgi
Namus,şeref,onur hepsi güzel ama
En önemlis helal alın teri

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür dersen
Kaz gelen yerden tavuğu esirgemezsen
Bu kafayla bir baltaya sap olamazsın ama
Gün olur sapın ucuna olursun kazma

Patla Artık Aydın Yılmaz

Konya maçında golü attığı an unutulmazdı. 50-60 metreden gelen topu önüne alışı, düzeltişi, köşeye muhteşem vuruşu hala akılmda ama aklımda bir o bir de Maccabi netanya maçı kalmış. Çok ümitlendim, bu sene başında Rijkaard faktörüyle hala ümitliydim ama artık ümitvar olmak için son 4 ay. Bu artık son şansı ve Eskişehir ,özellikle iç sahadaki başarılı görüntüsüyle Aydın için uygun bir takım. İBB denemesi olmadı, umarım burada olur da bir yetenekli Türk genci daha heba olmaz.