3 Nisan 2010 Cumartesi

Zaman Akıp Gidiyor

Olağan koşullarda da çok sık yazmıyorum ama bu ara baya uzun olmuş. Keyfim mi yoktu vaktim mi bilemiyorum. 28 Şubat'ta Kasımpaşa maçını yazmışım, sonra ha bugün ha yarın derken gelmişiz 2 Nisan'a. Bu sürede aklımda kalanları kısa kısa not düşeyim bari.

Öncelikle burnuma gelen şampiyonluk kokusu, bu 1 ay içinde güneydoğuya doğru hızlı bir yolculuk gerçekleştirdi. Evet, Galatasaray'ım 7 de 7 yaparsa şampiyon olur da nasıl olacak o iş diye bir soru da dolanıyor kafamda. Ne yaparsın umut taraftarın ekmeği.Bu 4 maçta alınacak 8 puan şampiyonluğun anahtarıyken, sadece 3 puan alıp üstüne ezeli rakibine yenilip, onu şampiyonluk potasına sokuyorsan bir oturup düşünmen gerekir.

Eskişehir maçı ile başlayalım o kadar uzun süre oldu ki hatırlayamıyorum. Mehmet Topal'ın performansındaki değişkenlik demişiz Kasımpaşa maçındaki oyununu överken ve Eskişehir maçında da bu değişkenliği kötü bir şekilde tecrübe etmişiz. Oyunculara her maç için 1 ile 10 arasında nesnel bir performans puanı verilse, Mehmet Topal'ın puanlarının standart sapması 2 çıkar en az. Böyle bir futbolcu nasıl Premier Lig takımlarına gidecek merak ediyorum.

Trabzon maçı ise ayrı bir vaka. Arda'sız, takımın Arda'sız karakterini kaybetmesi de ayrı bir sorun, ilk 10 dakika böyle bir deplasmanda net 2 fırsatı kaçırırsan, üstüne de Emre Güngör tüy dikerse nasıl maç kazanacaksın. Orta saha demekten dilimde tüy bitti ama yok işte elde avuçta olan Ayhan, Barış, Topal, Sarp. Ritmini bulamamış bir Elano'nun yanına veya arkasına bu oyunculardan ikisini koyarsan o takım bir tek kanatlara mahkum kalır. Onu da iki kişiyle kapatırlar, kilitlenir kalırsın.

Ve gelelim dananın her yerinin koptuğu maça. Emre'siz Fenerbahçe ortasahası, Galatasaray'ın az daha iyi alan bölüşen hali oluyor. İki takım da birbirine pres yapmayı düşünmeyince ki deplasman takımı açısından normaldir, ortaya 0-0 a bağlanan bir maç çıktı. 35 metreden yediğin golle de ruhsuz oyunumuzu taçlandırdık. Maçın başındaki şok presle gelen pozisyon ve Neill'in uzun topuna hareketlenen Jo'nun işi bilen fubolcu böyle olur dedirten pasıyla oluşan pozisyonlar girse böyle yazacak mıydık orası tartışılır tabi. Kazanan haklıdır der geçerdik heralde.

Maçtan iki saat kadar önce yağan yağmura pencereden baktığımda nedense aklıma Leo Franco geldi ve Patan'a şimdi bizim "süper" kalecimiz (böyle demedim aslında sansürledim) bir tane yer onu çıkartmaya uğraşırız bir de dedim. Ben demiştime getirmiyorum olayı.Fenerbahçe'nin bizim maçlardaki futbol şansı mı dersiniz, konsantrasyonunun karşılığımı dersiniz, büyü mü dersiniz neyse artık, ona getireceğim. Olmuyor yani her maç biri çıkıp beyinsizlik hakkını kullanıyor. Ayrıca, Selçuk Şahin Fenerbahçe formasılya, ligde birden fazla maçta tek bir takıma gol atmayı başarabilmiş. Tahmin edin hangi takım ?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder